18.04.2013

ASLINDA AYRILIK DA YOKTUR...


Özür dilerim...
Lütfen beni affet..
Teşekkür ederim...
Seni seviyorum...
                                                                       
"Gerçek AŞK'ı nasıl ayırt ederiz bilir misiniz ?
İnsanın zihnini, kalbini yormaz ve kesinlikle zarar vermez. Hatta gerçek sevgili, düştüğünde , sen talep etmeden elinden tutup kaldırır. Seni sarıp kavrar. Bunun konuşulmasına bile ihtiyaç kalmaz. Kalbinde nedensiz acı oluşturmaz ve başka bir sebepten oluşsa bile, onu seninle beraber eritir. Yani senin tekrar ışığa dönmene yardımcı olur.."

Kişisel gelişim kitaplarına ben de merak sarmıştım bir ara. Ama sonra  nedendir bilinmez, uzak durdum hep..Ve soğuk.. İnsan kendini tanımalıydı önce. Kendi kapasitesini, neyi yapıp neyi yapmayacağını  da kendi belirlemeliydi. Nasılsa kişiliklerimiz, değer yargılarımız, birikimlerimiz ve hayat tecrübelerimiz bir birinden çok farklıysa, elbette hayatta takip edeceğimiz yollar da bir birine benzeyemezdi ,kalıplaştırılamazdı.
Ancak bir arkadaşımla sohbet ederken,  konu "kök duygular, kök korkular" a gelip dayandığında  yeni okumaya başladığı  bir kitaptan bahsetti. " Aslında Ayrılık Da Yoktur"...  Yazarı, Seda  Diker..Hemen gidip aldım.Ancak okumaya başlamam çok uzun sürdü doğal olarak. Önce bir birimize ısınma evresi geçirdik sanırım :))
Bu kitapla, kişisel gelişime bakış açım değişti veya değişmedi. Orası önemli değil. Önemli olan,  kitabın tamamını kabul etmesem de , ( mesela en çok takıldığım cümle "başımıza gelenlerden yüzde yüz biz sorumluyuz" bunu asla onaylayamam , kimse de onaylatamaz .. Başımıza gelen her olaydan sorumlu değiliz. Sorumluluğumuz, bununla başedememe, çıkış yolu bulamama ve bizi üzmesine izin vermeyle sınırlı olabilir ancak....) içinde anahtar cümlelerin olması.. Başkasının ilgisini çekmeyen bir cümle sizin için hayati önem taşıyabiliyor. Ben bu kitabı önyargılarımdan sıyrılarak okudum. Belki de beklentilerimin fazla olması bir çırpıda okumamı sağladı. Lakin, okurken , başta dilini ve olay örgüsünü çok basit bulmadım da değil. Hatta bazı bölümlerde bu kadarı da saçma diye düşündüğüm de oldu.
Kitabı az önce bitirdim.. ve dedim ki, hayatta herşey değerlidir.. her varlığın, her insanın mutlaka bize kattığı bir değer, gösterdiği bir öğreti vardır. Eğer bunu anlayamıyorsak, doğru bakamıyor ya da doğru irdeleyemiyoruzdur gördüklerimizi..
Kök duygu dediğimiz 3-4 yaşlarından bu yana getirdiğimiz değersiz hissetme, sevilmediğine ve iyi bir şeyi hak etmediğine inanma gibi duygulardır.. Çocuk 0-6 , belki de 0-4 yaş aralığında, anne- babadan yeteri kadar sevgi, saygı,  ilgi görmediyse, güven aşılanmadıysa  kök korkuları oluşacaktır.Kişi yetişkin olunca da hayatını bu kök duygular  yönlendirecektir. İşte bu kitabın amacı, her insanda bulunması kuvvetle muhtemel olan kök korku ve duyguların tesbit edilmesi, ortaya çıkartılması ve bunların izale edilmesinin yollarını gösteriyor. Bunun için de, kişinin iç dünyasına eleştirel gözle bakması, acı çekmeme adına, kendini kandırmaktan vazgeçmesi  şart. Bir insanla yaşanan ilişkinin en güzel yanı,  kendinizi tanımanıza yardımcı olmasıdır.
Kök korkuları ve duyguları çok da hafife almamak lazım. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız 'ın dediğine göre , kalp, tiroid, mide, barsak ve iskelet hastalıkları gibi tıbbi sorunlar, çocukluktan getirilen kök duygulardan kaynaklanıyor. . Sevilmeye layık olmadığını düşünme ve değersiz hissetme gibi kök duygular, enerji bedeninde karanlık bir nokta oluşturarak hastalıklara yol açıyor.Aslında bu konuda yazılabilecek çok şey var. Ancak haddinden fazla uzun olduğunu düşünerek, burada kesiyorum. merak edenler zaten doğru kaynaklardan bilgi edinecektir. Amacım bir konuda bilgi vermek değil, ilgi duyanları araştırmaya sevketmek olabilir sadece.:))
Kitabı okumanızı tavsiye ederim.. İşte benim hoşuma giden  satırlardan seçmeler..her ne kadar yazarı bir kadın olsa ve genelde kadın gözüyle bakmış gibi dursa da, ben insan olarak ele aldım......

- Sevgi naziktir.Yumuşaktır..Biz sevgiyi sadece bir duyguymuş gibi algılar, hatta zaman zaman küçümseriz. Oysa gerçek sevgi canlı bir varlık gibidir. Derinlemesine dokunur, okşar, besler, verir.....O, dışardan içimize almaya çalıştığımız bir şey değil, içimizde var oaln ve dışa doğru akan br var oluş şeklidir... ( s.13)
-Ego , olumsuz duyguları sever. Onlardan beslenir.
 sevgi doyurucudur...(s.15)
-Kadınlar daha derin  ve maneviyat ağırlıklıdır, erkekler ise daha enerjik ve maddiyat ağırlıklı  yaratılmışlardır.  (s.29)
- Bir erkeğin gücü, kendi kadınıyla doğru şekilde birleşebilmesi ve onu ruhen ve bedenen doyurabilmesinden geçiyordu.
  Erkeğini seven ve doymuş bir kadının , dünyayı yerinden oynatabilecek potansiyeli olduğunu unutuyorlardı....(s.35)
- Ya kadınlar ? Nesiller boyu yasaklanmış, bastırılmış dişiliklerini var etmenin, ortaya koymanın yolunu bulmaya çalışırken en tahsilli, en akıllı ve başarılı olanlar bile ilişkiler söz konusu olduğunda  tökezlemeye başlamışlardı...Erkeğe parasal anlamda bağımlı olmamak, duygusal anlamda bağımlı olmayacağı anlamına gelmiyordu ki...(s.41)
- İlişkilerde kafamız öyle karıştı ki artık " bu işin doğrusu budur ! " diyecek bir bilgi kalmadı. merkezimizi, inançlarımızı, en önemlisi toplumsal değerlerimizi kaybettik. (s.42)
- Senin hayatında kimse kalamaz. anlıyor musun beni ? Hiç kimse kalamaz. Çünkü n başta sen yoksun..(s.50)
- Eğer aşk hayatınızda tekrar eden problemler yaşıyorsanız , ilk bakmanız gereken yer yine bilinçaltınız ve orada kayıtlı olan derin duygularla olumsuz inanç kalıplarıdır. (s.53)
- Dişi erkeğin doğrularını bilmeye ihtiyaç duyar. Bunu talep eder. Doğrular , her yaptığının hesabını vermek değildir. Sadece kalbindeki gerçek duyguları, ilişki hakkındaki gerçek düşüncelerini, hatta verdiği sözlerin gerçeği saptırmadan , yalan söylemeden tutulmasını gerektirir. ...(s.138)
- Birine kabul vermek, onu değiştirmeye çalışmadan sevmektir. (s.156)
- I open my heart to you.....(kalbimi sana açıyorum ) (s.163)
- Aslında kendinizi kötü hissetmenizin sebebi başkalarının davranışı değil, kendi içinizde tetiklenen değersizlik duygunuzdur . (s.173)
- Sevdiğiniz kişide, başkalarının fark edemeyeceği  özellikleri yakalayarak onları söylemelisiniz. Ki, sizin onu ne kadar derinden görebildiğinizi anlasın. Sizi ta içinde,  derinlerinde hissedebilsin......Takdir edebilmek sizin özgüveninizi karşı tarafa sağlam bir şekilde hissettirirken, aynı zamanda  sevdiğiniz kişinin pozitif yanlarına odaklanabilmenizi ve bu sayede  yargılamaktan uzak kalmanızı sağlar. (s.196)
-Başınıza gelen bir durumun içinden nasıl çıkacağınızı  duygularınızı yönetim biçiminiz belirler.( s.207)
-Eğer acıyı anlamlandırabilirseniz, yani neden acı çektiğinizi tam olarak keşfeder ve o acının ardındaki kilidi çözerseniz, içinden yürüyüp geçmek sadece iki saatinizi alabilir. (s.211)
-Duygusal borç, İlah adalet tarafından er ya da geç ödettirilir.Bu sadece erkek için değil, kadın için de geçerlidir. (s. 247)
- Göreviniz onu, kendi mutsuzluğunuz pahasına mutlu edebilmek değil, sadece gerçekleri anlamasını sağlamaktır.(s.248)
-Çözüm getiremediğiniz hiç bir sorunu ya da eksiği " eleştirel" bir dille söylememlisiniz.bunun kimseye faydas olmuyor. (s.275)
-Başkalarıyla ne yaptığı değil, benimleyken ne yapmadığı problemdir. (s.277)
-Yanından ayrılmasını istemediklerin gittiğinde, onlara mani olma. Unutma, giden gitmek istediğinde, senden götüreceği tek şey  SEVGİN olsun ki, tekrar sana dönmek istediğinde, görmeyi istediğin gibi başı dik olsun. senin kadar önemli ve değerli olsun .(s.279)
- Kimdi doğru kişi? Korkular temizlenene kadar, egomuzun sesini dinlemekten vazgeçene kadar, sadece fiziksel şartlarla seçtiklerimizdi doğru kişi......Oysa kalbimizin sesini dinlemeyi, onunla seçim yapmayı unutmuştuk..(s.340)
-Olur , sen sevme beni....Ben beklentisiz sevmeyi öğrendim.
Bu yol , sevilmenin hazzından büyükmüş...(s.363)
- Kadının  (insanın ) özgürlüğü, mutluluğunu sadece kendi ellerinde tutmasıdır.Başkalarının gelmesine, görmesine, iki dudağının arasında çıkanlara değil... 
Sevmek, özgür bırakmaktır....( s.364)
- Neydi o öyle, iyi ve güvenli ilişkiler durağan, sıkıcı, monoton olacaktı. hazdan ve tutkudan yoksun. O nedenle hep orijinal sandığım  ama ruhen bozuk tiplere tutldum..(s.371)

İyi okumalar :))






14 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Çocuklukta sosyal gelişimle ilgili çokca laf edebilirim.Ama haddimi bilip susayım iyisimi :)"Kök korku"diye psikolojik bir kavram duymadım en azından bunu söyleyim.3-5 yaş işlem öncesi dönemdir ve...neyse tam hâkim değilim hâlâ konuya sus levent :)
    Bir diğer sizin takıldığınız söze gelince bence" hayatımızın onda üçü başımıza gelenler,geriye kalan ondan yedisi ise başımıza gelenlere verdiğimiz tepkilerden oluşur."
    Ki bu da karakterimizdir, demek ki karakterimiz kaderimizdir.Nokta :)

    YanıtlaSil
  3. Meselenin cinsiyet ayrımı ve bir cinsin bakış açısı gibi ele alınması söz konusu bu cümlelerde..
    Bazısı biraz iddialı da..

    Aslında anlamak,anlayabilmek önemli, ilişkilerdeki problemleri sağlıklı ve çözmenin başka da yolu yok..

    Ve özgürlük.. olmadan hiç bir şey tamam olmaz..

    YanıtlaSil
  4. Güzel olmuş. Ellerine sağlık

    YanıtlaSil
  5. Teşekkür ederim Blogger. Beğenmenize sevindim..

    Levent, şu verdiğim linklere bi göz atarsan sevinirim :)
    http://sonmucid.wordpress.com/2012/04/30/hastaliklarimizin-nedeni-kok-duygularimizdir/
    http://arsiv.indigodergisi.com/76/erkan-sariyildiz.htm
    http://www.tanerozdes.com/makale/389/iliskiler-neden-surmuyor/

    Bildiğim en acı gerçek şu ki, hamile kadının bu dönmede yaşadığı aşırı stres, sadece erken doğum ya da düşüğe sebep olmuyor, aynı zamanda çocuğun ruhsal yapısını etkileyip, ileri dönemlerde kaygı şeklinde tezahür ediyor.. Biz duysak da duymasak da ortada gerçek var ki, çocukluğumuz ileriki dönemin nüvesidir.. Aynasıdır...:)

    Budeliçocuk, zaten genelde kadın gözüyle bakılmış olaya ama ben insan olarak ele aldım dedim. Seçtiğim cümlelerin sayısını bilmiyorum ama, kadınlara yönelik olanlar sadece 3-4 cümle.. Bence kadın erkek ayrımı yapmadan olaya yaklaşmak lazım..Elbette iddialı, saçma, mesnetsiz bulduklarımız olacaktır arada.. Ama biz, bize yarayanları almakla yetinebiliriz :)

    YanıtlaSil
  6. Bu arada ben de konuya hakim değilim Levent..Sadece ilgimi çekti ve aklıma yattı.. Zaten bildiğimiz konulardan konuşmak yerine, bilmediklerimizi öğrenmeye çalışmak daha güzel değil midir :))

    YanıtlaSil
  7. ama ben mutevazılık yapmıştım hakim değilim diye :) zira geçen dönem detaylı gördüm bu dersi.Ve aslında uzun bir kaç referans isim yazacaktım buraya :) Neyse sağolun bakacağım :)Elbette çocukluğumuz ileriki yaşamın nüvesidir.Freud'un çocuklukta psikoseksüel gelişimden,psikososyal,edimsel öğrenme bilişsel ve etolojik ekolojik kuramına kadar öyle çok görüş var ki bunla igili.Özetle ebeveyn davranışlarının çocukların sosyal gelişimine önemli etkileri vardır.Sadece o kavrama muhalefet etmiştim ben :)

    YanıtlaSil
  8. İzlediğim çok çok nitelikli bloggerların başında geliyorsun Levent.. Çok okuduğunu biliyorum, geçen seneki derste ayrıntılarıyla görmüşsün, ben bilmeyen olarak tek kaldım :) aslında bu yorumu yaparken, kendi cehaletimi dile getirmek istemiştim.. Evet konuya senin kadar hakim olmam mümkün değil. Ama muhalefet ettiğin kavram, anlaşılan yeni yeni gündeme geliyor belki de..

    YanıtlaSil
  9. yazınızı çok beğendimm bu konularda osho 1 numaralı tavsiyemdirr..sadece bu konularda da değil her konuda harikadır osho

    YanıtlaSil
  10. Teşekkür ederim adsız, tavsiyenizi dikkate alacağım..

    YanıtlaSil
  11. bazen öyle bir çöküyorum ki sonra bir gece yatıyorum sabaha dimdik kalkıyorum bir gecede kendi kendime tutunuyorum gelip geçici bir dünyanın mücadele edilemeyecek bir yanı yok bence her sorun bir çıkış için başımıza geliyor her sorunla mücadele ederek yaşamayı öğreniyoruz çıkışı olmaya güçlük yoktur...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yeter ki sabırla o çıkışı arayalım ve bulduğumuzun farkına varalım değil mi :)

      Sil
  12. Kitabı az önce okumaya başladım bazı kısımları saçma gelmekle birlikte okunası.. size de teşekkürler kahve telvesi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Her kitabın okuyucusuna saçma gelen kısımları olabilir elbette. Ama dediğiniz gibi, okunası bir kitap :)

      Sil