31.05.2014

Bilmediğin denizin dalgasına atlamayacaksın...
Seni nereye sürükleyeceği belli olmaz..
Hoş bir seyir olsun derken,,
Boğuluverirsin, mazallah...


30.05.2014

DON KİŞOT / LAR ARANIYOR

 

Benim hayatımda ben  , bir de   3.  şahıslar var.. Tabi ara kesitte ailem, sevdiklerim, arkadaşlarım, değer verdiklerim, ilişki içinde olduklarım... vs.
3. şahıslara aynı mesafede dururum genelde. Saygı çerçevesinde. Sokakta karşılaştığım bir temizlik işçisi, postacı,  resmi dairedeki memur, kasiyer,  acildeki doktor..... Siz diye hitap ederim. Birinin diğerinden farkı yoktur gözümde.. Neticede hepsi "insan"dır.
Bu aralar nedense, "insan " olduğumuzu unutmaya yüz tutmuşuz  gibi hissediyorum. Ara kesiti kaldırmışız da, ben ve diğerleri demeye başlamışız  sanki. Ne kardeşin, ne ana babanın, ne eşin dostun  önemi yok. Ben iyi olayım, ben mutlu olayım, kazanan ben olayım..... diğerlerinden bana ne.. Yeter ki  keyfim yerinde olsun, başkası kırılmış dökülmüş umurumda mı ?
İşte bunun için daha çok yalnızlaşıyoruz.  İnsanları kolay harcadığımız için. Duygusuzlaşıyoruz zamanla. Acıyı hissetmez,  acıttığımızı bilmez oluyoruz. Öyle hızla dönüyor ki dünya,  ne kendimizi sorguluyoruz, ne durup düşünüyoruz.
Yitiriyoruz insan olmanın erdemlerini. Vefa, paylaşma, yardımlaşma, hoşgörü, sevgi, saygı, diğergamlık.... tek tek gidiyor ellerimizden, parmaklarımızın arasından kayıyor, farketmiyoruz... Üzülmüyoruz, özlemiyoruz, kaybetmemek için  uğraşmıyoruz, gidenleri geri döndürmek için  gayret sarfetmiyoruz. Çünkü kaybettiklerimize  bir anlam yüklemiyoruz.. Gidenin yerine başkasını koyabiliyoruz. Yaşanmışlıkları, hatıraları, paylaşılanları, beraber gülüp , beraber ağlamaları siliyoruz zihnimizden.....
Tüm bunların eksikliği zamanla makinalaştırıyor bizi.İfadesiz bir yüz, hissiz bir ruhla dolaşmaya başlıyoruz ortalıkta. Robot gibi.. Ne zaman taşlaştı bizim kalbimiz.. Ne zaman , nasıl, kim çekip aldı duygularımızı içimizden.. Ne zaman  kolayca gözden çıkarır olduk  hayatımızdakileri...
Ben artık,  üzülme geçer, zaman her şeyin ilacıdır,  hayat kısa yaşamana bak ..... laflarını söylemediğim gibi, duymak da istemiyorum...
Ben acaba kalbini kırdım mı, onu üzdüm mü, çok mu ileri gittim diye düşünmek istiyorum..
Ben , söylediğim bir sözden, yaptığım bir davranıştan dolayı pişmanlık yaşamak istiyorum...
Ben başkalarının yaşadığı acıyı, yokluğu, yoksunluğu  hissedip, uykularım kaçsın istiyorum...
Ben  darda kalana yardım edememekten, derde derman olamamaktan dolayı  içim acısın istiyorum..
Ben hayatımda yeri olan insanların, gittiklerindeki  boşluğu görmemek için,  mücadele etmek istiyorum..
Ben insanlığımı  kaybetmemek adına gerekirse  acı çekmek istiyorum..
Ben hıçkıra hıçkıra ağlamak, yüreğimi yumuşatmak, duygularımı canlandırmak istiyorum...
Ben duygusuzluğa karşı tek başıma zafer kazanamasam da , Don Kişot gibi  ortaya atılmak  ve savaşmak istiyorum...

          

                                             Ben  "insan " olarak kalmak istiyorum....



26.05.2014

EHVEN-İ ŞER BU OLSA GEREK...

 

Daha önceki  şu ( http://kahvetelvesi-kahvemolasi.blogspot.com.tr/2014/01/bir-insani-sesinden-taniyabilir.html )  yazımda F.den bahsetmiştim.. Ölen eşinin ailesinin yanına gittiğinden...F ile bugün yine konuştuk...
"Ben evlendim " dedi. Şaşırdım.. Doğuda  dul bir kadın, eşinin ailesinin yanına gidecek ve orada evlenecek. Aklım almadı,, normal bir evlilik düşündüm ,  aklım almadı...
"Çocuğumu alacaklardı eğer kabul etmeseydim " dedi.  Eşini kaybettikten sonra çocuğuna sarılmış , O'nunla avunmuş. Sırf avuntu olduğu için değil elbette, bir anne evladından kolay kolay ayrılamazdı. Kiminle evlediğini sorduğumda, "Kaynımla " dedi !!!
Ne diyeceğimi bilemedim. Çocuğundan ayrılmamak için zorla evlendirilmişti. Resmi nikahı yoktu. Kimse seni böyle bir evliliğe zorlayamaz diyemedim. Hak var hukuk var diyemedim.  Bal gibi de zorlarlardı. Çünkü O'nu koruyacak  ne kanun vardı ne nizam.. Üstelik karşısında kafa tutması gereken 3-5 kişi değil, yüzyıllardır süren bir töre vardı.  İçim ezildi , ne diyeceğimi bilemedim..
Seviyor musun  sorusu saçma olacaktı, canı cehenmeydi, aşkın da sevginin de o an.. 
Sonra anladım ki, çekinerek konuşmasının sebebi, benim tepki göstermemden korkmasıymış. "Kötü mü yapmışım " diye sordu.. 
Ah be kızım, daha 25 yaşındasın, kalkıp vefat eden eşinin kardeşiyle nasıl evlenirsin, üstelik çocuğunu kaybetmemek için demedim..
Madem evlendin, niye imam nikahına razı oldun, sonra kime karşı ne gibi bir hak iddia edeceksin demedim ...
Velayeti zaten mahkeme sana verirdi, demedim...
Sen aklı başında, öğretmen bir babanın kızısın, bu törelere bir yerde dur demenin zamanı gelmedi mi demedim..
Böyle bir  zorlamaya boyun eğeceğine, baba evine dönseydin demedim...
Madem ki, eşinin babası aynı zamanda amcan, sana nasıl böyle bir dayatmada bulunurlar demedim...
"Bunu sen bileceksin " dedim sadece. "Sana karşı iyi mi ? Rahatın, huzurun var mı " diyebildim ...
"Çok iyi davranıyor, bir dediğimi iki etmiyor, ölen eşimden daha iyi " dedi.  Ve ekledi " Hiç pişman değilim.." 
Madem öyle baştan söylesene. Ne diye beni üzüyorsun...Pişman değilsen, huzurluysan, seni eleştirmek haddime mi ? Şartlarını senden iyi kim bilebilir ki? Seni nasıl yargılar, ayıplarım ben ? Nasıl olur da karşıdan ahkam keserim..
Sadece eğer  pişmansan ve zor durumdaysan, senin adına üzülürüm o kadar...Sana akıl bile veremem, yol gösteremem. Biliyorum ki, baş kaldırdığında başını keserler de, kimsenin gıkı çıkmaz...Ne ailen koruyabilir, ne devlet.. Hesabını soran  bile olmaz..
İçim rahatladı. Zaten konuşması  daha akıcı, sesi daha canlıydı eskiye göre.. Gerçekten mutlu olduğu anlaşılıyordu..
"Mutlaka resmi nikah yaptır en kısa zamanda " dedim, sebeplerini açıkladım  uzun uzun...
Daha 25 yaşında...
Oğlu 6 yaşında...
Tüm olumsuzluklara rağmen , bir insanın hayatta olduğuna şükretmek..!!!
Gönül isterdi ki,   mecburiyetten değil, sevgiden evlensin...

23.05.2014

BEN HEP SENDEYİM / SENİNLEYİM.......



Sen istediğin sürece yanındayım..
İstemediğinde, benden kaçana kadar yanındayım..
Benden kaçtığında seni yakaladığım sürece yanındayım....
Yakalayamadığımda, sonsuza dek seni bekleyecek kadar ruhundayım.....



22.05.2014

20.05.2014

MASUMİYET...


Yenilmeye doymuyorum ben..
En çok öfkeme yeniliyorum..
Sabırsızlığıma,
Saflığıma,
Samimiyetime,
Umarsızlığıma,
Merakıma,
Meramıma,
Masumluğuma...Masumluk?? Yok bu olmadı... Masum değilim.. Masumiyet bence bir insanı  her şeyden ve herkesten önce terk eder.  Pek bi sebebi olmaz aslında.. Çoğu zaman fark edilmez de. Hiç ummadığın bir zamanda işine yarayacak olur, ihtiyaç duyarsın, ama seni çoktan terkettiğini  anlarsın. ..
İşte bu nedenle benim de yenilmeyeceğim tek şeydir masumiyet..
Diğerlerine gelince...
Elbet onlara da yenilmeyeceğim bir gün gelir...