29.11.2016

NE DERSİN SEVGİLİ?


İyileşir miyiz sevgili ? 
yaralarımız bu kadar tazeyken,
kabuk tutması imkansızken,
iyileşir miyiz ?
bahar bahçe olur mu gönül evimiz ?
ne olur söyle ! 
" biz de  çiçek devşiririz,
gün olur, gök kuşağının altından geçeriz"
söyle sevgili,
biz de iyileşir miyiz ?
tadına varır mıyız bölüştüğümüz  bir dilim ekmeğin?
aynı tasa kaşık sallarken,
içimiz huzurla dolar mı ?
sevgili,
sevgilim,
sen hiç susma
isterse kan damlasın sözlerinden
yeter ki arın, arınalım öfkeden...
biz iyileşir miyiz sevgili?
rüzgar bırakır mı savurmayı,
merhem olacak o sözü  biz de bulur muyuz ?
zamanı en güvende olduğumuz an'da durdurur muyuz 
söyle sevgili,
kabus görmekten  korkmadan uyur muyuz
ölmeden cennete kavuşur muyuz ?
biz de iyileşir miyiz dersin sevgili
güne hüzün mayalayarak  başlamaktan vazgeçer miyiz ?
mutluluktan şımarmış çocuk sevimliliği oturur mu çehremize?
küheylanlar gibi çatalarcasına koşar mıyız özgürce,
kırar mıyız  ruhumuzun zincirlerini, 
yalanlarla avunmaktan kurtulur muyuz ?
gönül kafesimizde  kuşlar cıvıldar mı ?
nasır tutmuş yüreğimiz yumuşar mı ?
gökten yağmur  yerine sevgi yağsa, bu ıssız yüreğimiz doyar mı ?
sevgili... biz de iyileşir miyiz ? 
ne dersin ? 


10.11.2016

MİM / 1

Hepinize teessüflerimi sunarak başlıyorum  yazıma.İnsan nerede bu telve der,merak eder, arar,sorar. Tabi alıştınız ara ara ortadan kaybolmalarıma. Ölsem kalsam ruhunuz duymayacak..
Neyse ki gezip  tozduğum için  sitem etmeye hakkım yok. İstanbul' da 10 gün kaldıktan sonra azıcık nefes almak için İzmir'e uğradım. Sonra Antep mi Hatay mı  derken, önce Hatay sonra Antep dedim. Öyle çok sevdim ki Hatay'ı, acaba burada mı kalsam diye düşündüm bir ara. Hayatımın en güzel ve en keyifli gezilerinden biriydi. Belki bir ara yazarım  uzun uzun. İnstagramda  takip edenler az biraz gördüler çektiğim fotoğrafları ama, fazla açıklama yapmadım tabi ki.
Sınavlar yaklaştı. Biraz ders çalışmam lazım . Nasıl da hızlı geçiyor zaman. 4.sınıf  bitecek bu sene ve mezun olacağım. İnanılır gibi değil. Kusura bakma Levent, ben hızımı alamadım, felsefeye  geçiş yapacağım. Ama kesinlikle Auzefle devam etmiyeceğim...
.....
Sevgili Narda mimlemiş beni.En sevdiğim 15 kitabı yazacakmışım. Hangilerini severdim acep demeden, aklıma gelenleri yazacağım. Ben sevmediklerimi yarıda bırakıyorum zaten:)

1. Çalıkuşu                                      / Reşat Nuri Güntekin
2  İle                                                 / Oruç Aruoba
3. Oblomov                                      / İvan Gonçarov
4. Bir Gün Tek Başına                     / Vedat Türkali
5. Beyaz Kale                                   / Orhan Pamuk
6. Kürk Mantolu Madonna               /  Sabahattin Ali
7. Martı                                             / Richard Bach
8. Bir Kadının Yaşamından 24 Saat / Stefan Zweig
9. Sevgili Arsız Ölüm                       /  Latife Tekin
10. İki Yeşil Su Samuru                   / Buket Uzuner
11.Cengiz Aytmatov                         / Cemile
12.İsyan GünlerindeAşk                  / Ahmet Altan
13.Kılıç Yarası Gibi                         / Ahmet Altan
14. Başkaldıran Ruhlar                    / HalilCibran
15. 1984 - Hayvan Çiftliği               / George Orwell
16.Ölü Ozanlar Derneği                  / Kleinbaum

2 tanesi de benden hediye olsun. Aklıma geldi, yazmadan geçemedim. Muhakkak  sonradan aklıma başka kitaplar gelecek,şunu da yazsaydım diyeceğim...
Filmleri de en kısa zamanda yazmayı umut ediyorum.
Kimleri mimlediğime gelince, gerçekten merak ettiklerim var. Ne okurlar, nelerden etkilenirler...

oku bakayım
Kafkaya mektuplar 
Nalanca
Değmesin Yağlı Boya
Didemika

Şimdilik bu kadar.... Sonradan ekleme yapma hakkımı saklı tutuyorum :)

27.10.2016

YALNIZIM...YALNIZIM....

Kılavuzum ol !!
hey, yolunu kaybetmiş
ya da hiç bulamamış,
belki de yolundan çıkmış yolcu
Kılavuzum ol !!
ne gittiğin yer önemli,
ne de gitmek istediğin..
bir  nefestir istediğim
kendimizce  bir yol tutar gideriz
nasılsa menzil belli
bir adım   ötede bekler ölüm meleği.

Bizi ne  acılar saklar
ne de ipten alır pişmanlıklar
"ferman  vicdanımızındır"
O, hele bi' önce kendisini aklasın
cesareti varsa karşımıza çıksın
nasıl sustuğunu,
göz yumduğunu,
ve dahi çanak tuttuğunu
bir bir anlatsın

Kılavuzum ol !!
yol uzun
tek başıma kayboluyorum
ne vakit niyetlensem,
yolumu bulamıyorum...

Kılavuzum ol !!
kimseye  borcum yok, çocukluğumdan başka,
onu da ödemeye gücüm yetmez biliyorum
şimdi akşam olsa,karanlık çökse
diken diken olur tüylerim
bilirim ki,  başıma üşüşmekte
unutmak isteyip de, her gün  yinelenen ezberlerim..

Vazgeçtim yoldan, yola çıkmaktan,
Gücüm yok, hepsini o son  adıma sakladım.
arkanı dönüp gidersen anlarım
ne de olsa kabullendim ve alıştım
yalnızım...
yalnızım...


26.10.2016

HER YAŞIN AYRI BİR GÜZELLİĞİ VARDI DEĞİL Mİ ?

Ben metroya doğru gidiyordum, O yenice inmiş, bana doğru geliyordu. Sanırım  15 saniye kadar  gördüm, yanımdan geçip gitti. Kendime hakim olamadım ve geriye dönüp baktım bir süre daha...
Her iddiasına varım ki  80 yaşından  aşağı değildi. Vişne çürüğü , dizlerinden az aşağıda elbisesi, üzerinde krem rengi hırkası, aynı renk beresi... Beresinden 3-4 parmak taşan  kemik beyazı lüle lüle saçları.. Elinde bastonu.. Ayağında üzeri tamamiyle simle kaplı ayakkabısı...
O kadar tatlı, o kadar dingin  ve yaşına göre  o kadar sağlıklı görünüyordu ki...
Etkilenmemek mümkün değildi...

6.10.2016

HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR DERLER.... PEKİ YA BAŞKALARI İÇİN HALA ŞERSE ?

2011 Yılında avukatlıktan hakimliğe geçiş sınavına girmek için başvurmuştum. Önümde bir aydan kısa bir süre vardı. Gerekli belgeleri hazırlamak ve ders materyallerini temin etmek de bu süreye dahil. 24 saatlik günün en az 18-20 saati çalıştım. Çok fazla anlam yüklemiştim bu sınava. Artık kazanınca boyum mu uzayacaktı, başım göğe mi erecekti bilemiyorum :) Büyük şehirde yaşıyordum ama çalıkuşu misali, Anadolu'nun ücra bir ilçesinde görev yapacak olma ihtimali bile sevimli geliyordu.  Sınav günü geldi çattı. Gayet rahat ve kendimden emin   başladım . Matemetiğim iyiydi ama 2 soru harici diğerlerini yapamadım. Cevabından emin olduğum  bir kaç soruya yanlış cevap verdim.  Sınav sonrasında  sürenin  yetmediğinden şikayet edenler epey çoktu, oysa ben 25 dakika önce bitirmiştim. Soruları   tartışırken bir çok soruya verdiğim cevabı geçtim, sorunun kendisini hatırlamıyordum. Mülakata girmek için 70 almak gerekiyordu, 63,5 alarak kalmıştım. Aman bi üzüldüm bi üzüldüm, anlatamam. Üşenmesem depresyona girecektim..O derece düşünün. 
Kimilerine göre darbe,kimilerine göre kalkışma  bana göre vicdansızlık, ötekine göre vatana ihanet.... adı her ne ise .. İşte malum kara geceden sonra , 2011 yılında sınavı kazanıp hakim / savcı olanların hepsi görevden uzaklaştırıldı, gözaltına alındı,tutuklananlar, görevden ihraç edilenler.... Hatta mülakatı geçemediği için hakim / savcı olamamış bir avukatı, sırf o sınavda yüksek puan aldığı için, soru çaldığı gerekçesiyle gözaltına aldıklarını ikinci ağızdan duydum. 
.....
Bilenleriniz vardır mutlaka, Bornova'da oturuyorum. Ege üniversitesi, Yaşar üniversitesi sayesinde öğrencilerin çoğunlukta olduğu bir yer. Dolayısıyla öğrenci yurtları da oldukça bol. Yurtlardan birinin müdürü anlatmış arkadaşıma. 35 yaşlarında bir bayan temizlik işçisi olmak için başvurmuş. Görüşme neticesinde  işe alınmış, sigortası için gerekli belgeler / bilgiler gönderilmiş..  SSK'dan  " resmi bir kurumda çalışmaz" minvalinde yazı gelmiş.  Merak edip, kadını çağırmış ve sormuş müdür . Cevap " ben hakimdim. Ancak görevime son verildi. Eşim tutuklu. Çocuklarımın nafakasını kazanmak için bu işe başvurmuştum "  bir hakimin temizlik işçiliğine  düşmesi ne kadar acı demiyeceğim.  Bana göre işin iyisi kötüsü yoktur.  Kazancın haramı helali vardır.  Elbette  psikolojik olarak zor gelmiştir, bilemem. Ama alnının teriyle  para kazanmak isteyen, zor durumda kalan bir kadının tüm çıkış yollarını kapatmak ne derece hakkaniyete uygun , tartışılır. Sadece  bir sınavda yüksek puan almış olmak , " darbeci"  veya " terör örgütü üyesi" damgası  yemek için yeterli midir ? 
Kötü şeyler oluyor....
Kurusu da yaşı da yanıyor.... Dua edelim o yangın  bir an önce sönsün... Masumların başı yanmasın...


3.10.2016

.....

Nefesimi tuttum bekliyorum..
.....
"Kimse mağdur edebiyatı yapmasın" dedi. Yapanlar var evet, grup bile kurulmuş bununla ilgili. Çünkü işin edebiyatını geçtik, gerçekten mağdur olanlar var.
Dün duyduklarım kanımı dondurdu.
Ama işte, duymak, görmek yetmiyor. Bana değil, herkese.Hiç kimseye ya da ...
 

29.09.2016

YİNE BİR MİM, YENİ BİR MİM...

Calimero yememiş içmemiş,yapanlardan benim neyim eksik deyip kendince bir mim yapmış. Önce mimi cevaplayıp, sonra  nerelerde bu telve !  diye soran varsa merakını  gidereyim dedim.

1- Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?
Önce hayal ne demekmiş diye TDK 'ya baktım ki, sapla samanı, at iziyle it izini birbirine karıştırmayayım :) Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya diye açıklamış . Bu durumda ben her an, her yerde hayal kurabiliyorum. Dilim falan yok yani. Misal geçen hafta kalabalık bir caddede yürüyorum. Öyle böyle değil, iğne atsan  yere düşmeyecek . Önümde küçücük bir kız çocuğu ,tahminen  4 yaşlarında. benden bir iki adım önde yürüyen  bayanlardan birine ait zannetmiş, çok dikkatsizler diye de hayıflanmıştım. Ama onlar yan sokağa sapıp giderken, çocuk koşarak daha da öndeki bir çifte yaklaştı. Adımlarımı hızlandırdım. Çiftin yanına gelince, bu çocuk sizin mi dedim, evet dediler. Lütfen elinden tutun, çok kalabalık burası , geride kalıyor. Biri kolundan tutup götürse ruhunuz duymayacak dedim. Hay demez olaydım. Annesi " nerede bizde o şans "diye cevap verdi. İşte o an hayal gücüm devreye girdi.Kadının saçlarından tutup...... neyse, şiddete karşıyım ben. Hayal deyince insanın aklına her zaman pembe panjurlu, küçümencik bahçeli bir ev gelmiyor demek ki...

2-En çok nelerin hayalini kurarsınız? 
Güzel, yaşanılası, imrenilesi bir ülke haline gelişimizin hayalini kurarım. İlkokula başlayan çocukların Japonya'da olduğu gibi en az ilk bir sene hiç ders yapmadıkları, sadece onurlu, çalışkan, dürüst, sorumluluk kazanabilecekleri, insani değerlerin yüklemesinin yapıldığı bir eğitim sistemimiz olsa mesela. Ezbercilikten uzak, yeteneklerin ortaya çıktığı ve bu doğrultuda meslek seçimlerinin yapıldığı,  "three idiots" filminde verilmek istenen  bir eğitim.. Sonra insanlar severek,keyif alarak yapsalar işlerini. Maaşlar ( emekli maaşları da dahil ) insanca yaşamak için yeterli düzeyde olsa... Adam kayırma, rüşvet verme, onu bunu zengin etme gibi terimler lügatimizde hiç olmasa.. Devletin tesisleri olsa ve  herkes senede  en az bir hafta bu tesislerde bedava kalsa, dinlense, terapi görse... işte bunun gibi şeyler. 
Kendi adıma tüm hayallerim yeni yerler görmek ve bol bol fotoğraf çekmekten ibaret. Bu konuda kararlıyım. Bakalım ne kadarı gerçekleşecek, zamanla göreceğiz. 

3-Şimdiye kadar çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi ? 
İyi de ben düşünür ve akabinde uygulamaya geçerim hemen. Sanırım  olur mu olmaz mı diye iyi tartıyorum. Olmayacak işlerin peşine düşmüyorum pek. Hımmm bu cümleler hoşuma gitmedi , ama silmiyeceğim.  Soruyu tekrar okudum, müzik aleti çalmak isterdim,  istek ve hayal olarak kalacak . Bir de  2. soruda verdiğim cevapta olduğu gibi gezmek ve  fotoğraf çekmekten başka hayalim yok sanırım. Öyle dişe dokunur, peşine düşülür hayal kurmuyor muyum ne ? Bu durumda ne evet ne de hayır diyorum.  Önce bir hayli hayal kurup, sonra  gerçekleştirme  oranını yazayım ben. Siz bir kaç yıl sonra bu yazıyı tekrar okuyun, bakalım güncelleme yapılmış mı :)))

4- Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz hayaliniz var mı ? Anlatabilir misiniz?
Balık kavağa çıkacak mı bilmem  ama milletçe feraha , huzura kavuşacağız. 

Güzel bir mim  olmuş Calimero.Teşekkür ederim .Daha keyifli cevaplar vermek isterdim ama bu aralar  acı gerçekler yüzüme yüzüme vuruyor :)
"adım telve,  beğensen de beğenmesen de cevaplarım böyle ..." 
Geç cevapladığım için, mimlenmeyen kalmamıştır  diye düşünüyorum. Her ihtimale karşı bir önceki yazımda yorum yapanları mimliyorum :)) 
Kolay gelsin hepinize.


23.09.2016

BAŞLIKSIZ !!!

Hadi bismillah deyip başlıyorum... çünkü nasıl ve nereden giriş yapacağıma karar veremedim. Efenim, çok endişeliyim, umutsuzum , karamsarım. Sanırım  hayatımın çok nadir dönemlerinde bu kadar pesimist olmuşumdur.  Buradan savcılarımıza suç duyurunda bulunmak isterdim , lakin   kusura bakmasınlar  onların şahsi kaygıları ve dertleri başlarından aşmış.  İyisi mi ben sosyologları göreve çağırayım. Bu toplum  hangi ara bu hale gelmiş bi' zahmet araştırsınlar.  " Nerde o eski bayramlar" ın başını çektiği geçmişe özlem değil bu. Eski komşuluklar, arkadaşlıklar falan filan demeyeceğim.  Son dönem, yani malum " kalkışma" sonrası tüylerimi diken diken eden görüşler, görüşsüzlükler   kanımı dondurdu resmen. Size uzun uzun açıklama yapmak isterdim , lakin utanmadan sıkılmadan, açık yüreklilikle söylüyorum, "korkuyorum !!!!"  Hukuksuzluktan oluşmuş yargılama  örneklerini gördükçe , korkuyor ve bi' akıllı sen misin, sus diyorum kendi kendime.Ama geç gelen adalet, adalet değildir . 
Facete yok efendim acımayın, iyi insandır , ondan zarar gelmez demeyin,  darbecileri ifşa edin, ihbar edin diyenler, gözünüz aydın. Şimdi insanlar şahsi husumet beslediklerini , şirketler de rakiplerini cemaatçi, örgüt üyesi diye şikayet ediyorlar. George  Orwell'ın 1984 romanını okutmalı zorunlu olarak,  böyle düşünenlere...
Bir de tahmini  örgüt üyesi olduğu düşünülenlerin ! malları devletin, karısı kızı bizim olsun  diyen abazalar ! var ki midemi bulandırıyorlar. Bu kadar mı çıktınız insanlıktan ? ne desem meramımı anlatamıyacağım. İlahi adalet mi demek lazım bilemedim şimdi.
Ama zaten bunları siz de biliyorsunuz. Her gün hangi kanalı açsanız  "kalkışma gecesine ait işte o görüntüler  " diye hala gözümüzün içine sokuyorlar. Arkadaş ne kalkışmaymış. Bu kadar mı aciz bizim devletimiz de hala kökünü kurutamadık şu darbecilerin? 
Aslında yazmak istediğim çok şey var da.. artık geçmişi bırakıp, geleceğe bakmak lazım diyorum. Ekonomi uzmanlarını iyi takip etmeli bu sıralar. En çok zararı oradan göreceğiz. İşsizlik tavan yapacak, çünkü onlarca firma iflasın eşiğinde ya da kayyum elinde. Bu sayı yüzlere, binlere  çıktı çıkacak.  
Bak ya, ben bi filmden bahsetmek için oturmuştum bilgisayar başına oysa, hep Levent yüzünden aklım karıştı :))  Neyse, en kısa zamanda yazmalıyım, duygularım ve düşüncelerim henüz tazeyken....
Bırakın dünya görüşünü, dış görünüşü,
İnsan olandan zarar gelmez.
Lakin,
İnsan olmak her ademoğluna  nasip olmaz !!!


19.08.2016

MİM..MİM...MİM


Calimero mimleyeli 11 gün olmuş .. Bu aralar pek pc açmayıp, telefondan nete girdiğim için cevaplayamadım. malum, gözler kalbin aynasıdııııırr.. Yok  bu cümle "gözler bozuk, telefondan yazmak zor " diye  devam edecekti. :)  Konuyu fazla dağıtmadan, calimero'ya mim için teşekkür ediyorum  ve cevaplamaya başlıyorum ... 

1- Blogger denilince aklınıza gelen üç şey nedir ? 

- paylaşmak; bildiğin,bilmek istediğin,merak ettiğin, okuduğun, izlediğin, gezdiğin,gördüğün, şahit olduğun,  hayal ettiğin, umut ettiğin, dilediğin, baş edemediğin,  sinirlendiğin, üzüldüğün, mutlu olduğun... her şeyi paylaşmak...

- dostluk / arkadaşlık ; çok güzel insanlar tanıdım blog sayesinde. Yazılarını keyifle okuduğum, yorumlar sayesinde yakınlaştığım  bloggerlar olduğu gibi, daha özel  ve başka  sosyal paylaşım sitelerinde de arkadaş olduklarım var.  ( üç beş taneymiş gibi çoğul eki de koyarmışşşş, ah canım, şuna instagram desen olmaz mı :)) 

Narda yüz yüze görüştüğüm, sayesinde annesini tanıdığım için kendisine çok minnettar olduğum ilk blogger ve bende yeri çok özel.( bu cümleyi okuduğunda üşenmeden saçımı başımı yolmaya gelecek, kesin :) zira iyi hoş da, annesini elinden alacağım diye çok korkuyor çoook, azıcık da kıskanç mı ne :))

Handan ( Kadı Kızı) sanaldan reele taşınan ikinci ve son blogger arkadaşlığı..Bu aralar kayıplara karıştı, umarım en kısa zamanda  tekrar aramıza döner. :(

Cem,  LeventSessiz Prenses TolgaAli... instagram arkadaşlarım :))

- Öğretici / Öğretmen ; her blogger mutlaka  bi'şey  öğretir okuyucularına. Kitaplardan, filmlerden tutun da  yemek, makyaj, moda... aklınıza gelebilecek  her şeyi  o konunun uzmanından , meraklısından öğrenmek  keyifli...

2- Her temadan ( Kişisel, gezi, kozmetik, kitap vs.)  yazılarını en çok beğendiğiniz, okumaktan bıkmadığınız bloglardan örnek verin desem ? 

Hımmmm, 1. soruya cevap verirken ismini zikrettiğim bloggerlar haricinde, yemek blogu olarak düzenli okuduğum  blog festigan. Tariflerini ara sıra deniyorum ve her ne yaptıysam süper lezzetli oluyor. Anlatımı görsel eşliğinde olduğu için mi bilmem, oldukça başarılı... Şiirlerini severek okuduğum ve çok beğendiğim Nursalkımı.... sessizkaldım'ı okumak da keyiflidir. rue 'yi  mutlaka okuyun derim.  Her şeyden yazan, belli bir sınıfa  sokamadığım Değmesin Yağlı Boya,   blog aleminin  egosu sıfır, tanıştırıcısı, kaynaştırıcısı,  kimseyi takip etmeyen ancak  hemen hemen her blogta yorumunu görebileceğiniz Sade ve Derin.... Yeni tanıdım, yeni takip etmeye başladım sayılır, akıcı ve komik tarzını sevdiğim Carpe Diem... Miras var yazılarını gülerek okuduğum... Mai yani Kadriye. Bayılıyorum ben bu kadına...:) Oku BakayımBücürük ve Ben  Yazmakla da bitmiyor ki,  gerçekten bitmiyor ya hu...  Beni mimlediği için değil, gerçekten sevdiğim için ,  en berbat ve can sıkıcı durumu komik bir tarzda anlattığı için Calimero'nun defteri   ve bir şair daha  Hamiyet diyorum  ve bu soruyu geçiyorum... Aslında düzenli okuduğum 3-4 blog daha var ama çok uzattığım için, mimliyeyim bari onları da :) 
( Yolcu, nerelerdesin :((..)

3- Yeni blog yazmaya başlayan arkadaşlara verebileceğin öneriler nelerdir? 

Blog yazma işine sırf terapi olsun  diye başlayan, madem başladık devam edelim diyen biri olarak bu konuda öneride bulunacak en son kişi benim sanırım. amaaaaaa yeni başlayanlara "n'olur  gözünüzün yağını yiyiiimm, kimseye gidip de,  blogunuzu yeni keşfettim,  bana da beklerim  deyip, sonuna da blog linkinizi yazmayın" demezsem gözlerim açık gider. Cidden  itici oluyor, kimse kusura bakmasın. Sizi takip edip etmediğine bakmayın, sevdiğiniz blogları okuyun,   yorumlara  cevap verin, içinizden geldiği gibi yazın. Mesela benim yazılarım genelde giriş ve sonuçtan ibarettir,gelişme bölümü diye  bi'şey pek olmaz. Çünkü sıkılınca bırakırım :))) Hatta girişte bıraktıklarım bile vardır :))  Benim blogum, benim tarzım. Allah Allahhh, edebiyatçı değilim, yazar değilim.Kurallar beni bağlamaz !!!

4- Hangi ülkede yaşamak isterdin ? 

İçinde bolca zebaninin kol gezdiği cennet gibi bir memlekette yaşıyorum. Ya bu vatanı zebanilerden temizleyin ya da ben  insansız hava sahası aramaya başlayayım... Olmadı 3-5 arkadaşımı alıp, ıssız bir adaya göç edeyim. !!! 

Gelelim 2. sorunun cevabında yer alması gereken ama sıkıldığım için bıraktığım  okunası blogları mimlemeye . Tamam blogger yerine blog yazmış olabilirim. sorun bakalım neden öyle yazdım ? Biliyorum aranızda  " ben sevmiyorum  mimlemeyi /mimlenmeyi" diyecek olanlarınız varsa ki mutlaka vardır,  "blogum cevaplasın , bana ne, ben mimlenmedim ki " diyebilmeniz için , müessesemizin ikramıdır efenim :) Bu arada  mimin başına yukarıdaki görseli kullanmak şartmış,bana öyle söylendi, ben neden diye sormadım, siz de sormayınız pilizzz :))
buzlu kalem
acemi demirci
nalanca


Çok oldu biliyorum ama aralarında cevaplamış olanlar var..
Kolay gelsin hepinize arkadaşlar..


6.08.2016

PARÇALANMIŞ GÜLÜŞLER / TOLGA YAZICI / SAFRANSARI

Demirkadın demir öyle güzel anlatmış ki Tolga'nın kitabını, yorumda da yazmışım, "yazarı atlayıp seni kutluyorum" diye. Kitap hakkında detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler   hemen  okusunlar diyorum. Ve böyle bir tanıtım yazısından sonra ben  ne yazsam sığ kalacak deyip, hiç yeltenmiyorum. Ancak  elbette   kitaptan bahsetmeden   olmaz. 
Tolga'yı okumaktan hep keyif almışımdır.   Gerçi başta birazcık restleşmemiz olmuştu :)  Yaptığı yorumda   kullandığı bir kelime  yüzünden  yayınlamamış,  kendisine de  ifade etmiştim durumu. Halbuki altı  üstü "g.t " gibi bi' kelimeydi.  Zamanla  diline mi alıştım, ruhumu mu özgürleştirdim, yoksa hayatın böylesine çirkin yüzünü gördükten sonra,  ne kadar masum ve olağan kelimeler mi dedim bilemiyorum ama aramızda sulh imzalandı.   Özel bir bağ oluştu  kanımca.( Varsın ben öyle düşüneyim. ) Biliyorum ki , yazılarını okuyan her insanla arasında o bağ  zaten var. Çünkü  Tolga  özel. Kendi dünyasına dalıp da başkalarını umursamayacak egosu yok. Yetenekli..Yazmakta olduğu kadar arkadaşlıkta da yetenekli. Umarım çevresindekiler, arkadaşları, dostu ya da dostları  şanslı olduklarının farkındadır diyorum. (Egosu yok derken,  ego yüklemesi yapmaya gerek yok di mi ama...) 
Blog adından da anlaşılacağı üzere,  kahveciyim ben. Kahvenin farklı bir anlamı ve yeri var bende. Hatırı boş ver, genelde yalnız içerim zaten.  Ama sanki beni dış dünyadan koparıyor ve kendi sesime kulak vermeyi sağlıyor diyeyim. Zamandan mekandan koparıp, her ne ile meşgulsem ona odaklanıyorum . Tolga öyle güzel anlatmış ki çayı,  çayla paylaşınlanları.. Hatta  " bazen seni seviyorum diyemezsin, çay içelim mi dersin " gibi bir cümlesi vardı.  "Dünyada paylaşılacak en güzel şey çay ve sıcak sohbettir."   Çaya bakışım değişti. Çay koyup içmek istedim. " Bizler çay bardağıydık ve dudak payı bile bırakmayacak kadar acıyla dolmuştuk. O yüzden bizi ellerinde tutmak isteyenler  ya bir süre sonra  geriye bırakırdı ya da ağızları öyle bir yanardı ki dörtnala kaçıp giderlerdi. Yalnızdık hep biz. Çevremizdeki kalabalığa inat yalnız kalmayı başarabilen tiplerdik " Yalnızlık  başka  cümlelerle  de çok ifade edildi  elbette bir çok insan / yazar / şair tarafından...  Ama bu anlatım tarzı ne kadar da doğru dedirtti bana...
Saatçi  Nejat amcayı sevdim. Selim 'i ve Zeliha'yı sevdim. Zeliha'nın " sever adımlarla " Selim'e doğru yürüyüşünü sevdim...
Metrobüs kalabalığını  " kazara birinin telefonundan duygusal bir müzik çalsa amcayla öpüşebilirim..Korkuyorum"  şeklinde anlatışına  güldüm.
Çağın hastalıkları arasında " sevgi arsızlığı,çağımızın  belki de en büyük  hastalığıdır ." teşhisiyle ,  sevmeyi beceremediğini iddia eden bir sevgi adamı oluşunu keşfettim.
"Zaman bedeni çürütür, zaman  insanları değil, meyveleri olgunlaştırır.".... Çünkü yazdıkları, yazılanlar , yaşananlar ütopik değil. Kesinlikle değil.  Hayatın içinde. Yanıbaşımızda yaşıyor   esrar bağımlıları...  her sabah aynı durakta otobüs bekliyoruz  ,  sevdiğine asla kavuşamayacağını bilse de sevmekten  bir an olsun vazgeçmeyi aklından bile geçirmeyen adamla...  Hafif kadın ya da   hovarda diyoruz aslında sevgi açlığını gidermeye çalışanlara..
"Umarım karşılaşmayız. Çünkü bir vedalık sitem kalmadı lügatimde..."  Benim deeeee diye  bağırmak istiyorsunuz bu cümleyi okuduğunuzda.. Egosuna yenik düşen , bu nedenle sadece kendisine değil, ruhuna dokunanlara da,  acının bin bir halini yaşatanlar geliyor aklınıza...
"Ruhum tüm delilikleri ve kötülükleri yapacak kadar psikopat, ama bedenim bir o kadar dingin. Ben de bu ikisinin arasına sıkışıp kalmışım."  Cümlesinden sonra hemen düşünmeye başlıyorsunuz. Ya ben ? Ben ne haldeyim sorusu karşınıza geçmiş , sizden hesap soruyor.
Gülüşlerin  neden parçalandığını,  neden bazı insanlarda emanet gibi durduğunu, asıl gülümsemenin gözlerle olabileceğini anlıyorsunuz. Bir insanın gözlerinin içini güldürmek kadar güzel başka bir şey var mıdır  acaba şu çivisi çıkmış dünyada ? 
Kitabın son kısmı, " valla benim gülüşüm hala sapasağlam" diyenler için  hazırlanmış bir sürpriz adeta.   Sadece gülüşünüzü değil, her hücrenizi darmadağın ediyor.   Hoşuma gitmedi bu son bölümde okuduklarım. Ağır geldi ruhuma..  Peki ya yaşayanlar dedim sonra ... Onlara hafif mi gelmişti Telve ?
Bir  konuda  zaten yeteri kadar eleştiri almıştır diyerek kısaca değiniyorum. Basımdan önce   mutlaka güvendiği  bir iki kişiye okutmalıydı,   konunun içine girene kadar göze batan imla hatalarını yok etmek için...

Tolga , seni yürekten tebrik ediyorum.  Güzel yüreğin, samimi anlatımın, doğallığın için ....
Yolun açık olsun....


29.07.2016

"Boş ver diyorum" aklıma geldikçe..
"Boş ver"...
lakin umursamıyor beni,
üstüne üstüne gidiyor...
olmadık sözü çekiştirip getiriyor bazen,
canımı yakacak ya,
biliyorum, aldırmıyorum..
daha beter saldırıyor.
bi' geri git diyorum, uzak dur benden..
önce duraksar gibi oluyor.
tamam diyorum, kurtuldum..
en şirin haliyle geri dönüyor çok geçmeden..
bak işte, gülüşünü takmış da gelmiş peşine..
direnemem biliyor,
Ve savaş yeniden başlıyor !!!
Ölümüm,
ne hastalıktan,
ne yaşlılıktan....
Mutsuzluktan olacak sevgili, mutsuzluktan.....

Bu sözü nerede, ne sebeple , hangi ruh haliyle yazdım bilmiyorum. Ama kimin için yazdığımı bugün anladım....
Yüz hatları oldukça güzel.. Hokka gibi küçücük bir burnu var.. Ama gözleri, ah o gözleri....Buğulu mu desem, hüzünlü mü desem... Tarifi zor. Sesi titrek, konuşmaktan korkar gibi.  Gözleriyle sesini  birlikte düşündüğümde ağlamak üzere olduğunu hissettim.

Üzmeyin şu kadınları  !!!!!

2.07.2016

BAŞKALDIRAN RUHLAR / HALİL CİBRAN

Kitaplarına, yazı stiline,  tasvirlerine, ruh tahlillerine , ifadelerindeki naifliğe hayran olduğum bir yazar. Okumayanlar için Kırık Kanatlar kitabını da mutlaka tavsiye ederim. İnsanı içine çeken , bir solukta kendini okutan  kitapların yazarı Halil Cibran, yüzyılımızın filozofları arasında sayılmakta. Sadece bir yazar değil , aynı zamanda şair ve  ressam. Bana göre Lübnanlı olmasına rağmen batıda ve Amerika'da da yaşadığı için,doğu- batı sentezini çok iyi yapan bir yazar. İçinde doğduğu ülkenin hayat şartlarını, toplumsal yapısını dışarıdan objektif gözle bakmayı bilmiş, olayların, siyasal sistemlerin, din adamlarının , toplumsal  yapının ağır aksak giden, aldatıcı ve aynı zamanda dayatmacı tarafını çok iyi yakalamış. Doğudan vazgeçmeden , doğuyu  gözden çıkarmadan yapmış eleştirisini. İfadeleri yalın, anlatımı akıcı, psikolojiye olan ilgisi nedeniyle de tahlilleri hayranlık uyandıracak kadar güzel.
Sanat sanat için midir yoksa halk için midir sorusuna Cibran sayesinde  net cevabım , "ikisi de gayet güzel  olabiliyor işte..."
Bu kitabı bir kaç kısa hikayeden oluşuyor. Ana tema hepsinde hemen hemen aynı. Din adamlarının, siyasilerin,  ahlak kurallarının ele geçirdiği, hapsettiği ruhların uyanışına ve başkaldırışına dair örnekler. Refah içinde ancak boyunduruk altında yaşamaktansa, özgür fakat  zor şartlarda yaşamayı kabul etmiş, mutlu ve huzurlu insanların  onurlu mücadeleleri... Okumayı düşünenler , fikir sahibi olmak isteyenler için,  altını çizdiğim yerler  yeterli olur mu bilmem...
İyi okumalar...







 



 




28.06.2016

Şart mıdır başlık... her seferinde ne yazsam diye gerim gerim geriliyorum. yazıların başlığı olmamalı :)

Sanki başlık sorun sadece. Buraya ne yazmam gerektiğini bilmiyorum ki. Aslında yazmak istediğim çok şey var da,  yazmamam gerek diye düşünüyorum.... Neyse başlayalım bakalım, suya sabuna dokunmadan , kimseye laf sokmadan , içimdekileri dökmeden   nasıl yazılırsa  artık....
Sınavlarım bitti. Artık 4. sınıfım. Şimdiden , bitince hangi bölüme başlasam düşüncesi sardı beni.  Bu kafayı meşgul etmek lazım.  Sayın savcımın dediği gibi  "hayat  boşluk kabul etmiyor". Sen kendini meşgul etmezsen,  tercih hakkını kaybetmişsin demektir. Hayatın dayatmalarına boyun eğmek zorundasın  ki  seni neyle oyalayacağı belli olmuyor. 
Dün akşam Halil Cibran 'ın Başkaldıran  Ruhlar'ını okudum. ( Aslında bugünlerde mutluyum ,  tekrar aynı heyecanla, aynı hızla, aynı istikrarla kitap okumaya başladığım için. ) O kadar güzel cümleler var ki, okudukça anlamı derinleşen.  İkisi benim için diğerlerine   en azından bugün ağır basıyor. 

"Merhamet, gerçekten suçlu olan bir mahkum için gereklidir, bir masuma gelince, onun ihtiyaç  duyduğu tek şey adalettir."

Zaten darb-ı meseldir. Kendinin savcısı, başkalarının avukatı gibi davran.Çoğumuz biliriz de, uygulayanımız pek azdır. Yukarıdaki sözle bağlarsam,  kendinin avukatı olur, kendini haklı çıkarırsan, bir de adalet istiyorum zira masumum dersen, yandı gülüm keten helva. Hepimiz yaptıklarımızın bedelini ödemek zorundayız. Ödeyelim de. Yeter ki vicdanımız rahat olsun. 

Çok konuşan insanları sevmiyorum.  
Çok konuşanlar ya bilmeyenlerdir, cahilliklerini örtmeye çalışırlar. Ya suçludurlar, suç bastırırlar. 
Çok konuşan, karşısındakini dinlemez, dinleyemez. Bu nedenle de yaptığı sorunu çözmek değil, öfkesini,nefretini kusmaktan ibarettir. 
Tam yirmi gün önce feci bir trafik kazası geçirdim.  Gece yolculuğuna alışkınım. Acemi değilim. Ama sabah İzmir'den İstanbul'a  yola çıkıp,  akşama kadar bir oraya koş, bir buraya koş, işlerini bitir,  sonra tekrar yola çık, iftarı yolda yap. Gece 11. 30 , bünye pes etti, trafik affetmedi , gözlerim kapanmış ve bammmm. Önce bariyerler, ardından   önümde giden dolmuşa çarpmışım ki, zavallı adam iki takla atmış.  Arabadan çıktığımda yan yatıyordu  garibim dolmuş. Arabam pert oldu. Allahtan sağlam  arabaymış da burnum bile kanamadı. 
Çok şükür can kaybı yok. 
Can kırıklığı var. 
Ahım tuttu diyene ,
Oh olsun diyene kırgınlığım var. 
Ben neymişim de bunca insanın ahını, bedduasını  üzerime çekiyorum anlamadım ki :)
Biri de "Allah belanı versin" demişti:))  Versin, versin ki diğer tarafa bi'şey kalmasın. Versin ki, sizin başınız göğe yükselsin . Yeter ki siz iyi olun, huzurlu olun . Sizin hayatınız günlük güneşlik olsun, işleriniz  yolunda gitsin. Öyle mutlu , öyle mutlu olun ki, aklınızın ucuna bile gelmeyeyim. N'olur gelmeyeyim...

Neyse, bir nebze rahatladığıma göre, bu kadarı yeter. 
Diğer söz neydi, çok da önemli değilmiş demek ki... :)) 

24.06.2016

BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT

Aristo'nun  Poetika kitabının ardından , biraz düşünme payı kalsın, o güzel beyinciğim azıcık dinlensin  diye elimin altındaki kitaplara baktım ve   Stefan Zweıg'in   Bir Kadının  Yaşamından Yirmi  Dört Saat'i gözüme kestirdim.  ( Vay be,  bir kitap tanıtımı yapacağım, üstelik  öncesinde okuduğum kitabın adını da veriyorum. Durun bitmedi, şimdi ben aynı yazarla ilgili daha önce yazdığım  yazıya  bağlantı vereyim de havam tam olsun  ) 


Orhan Pamuk, " bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti " diye başlar ya hani Yeni Hayat romanına... Bu öyle hayatınızı değiştirecek  bir kitap değil. En azından benim hayatımı değiştirmedi. Sizin adınıza konuşmayayım . İncecik bir kitap olduğuna bakmayın, çok esaslı mesajlar  veriyor bana göre. Anlatımı oldukça akıcı,  karanlık bir nokta kalmıyor, anlattığı her neyse, hangi duyguysa, hangi ortamsa aynen yaşatıyor.  Sanki kitabın kahramanı sizmişsiniz gibi... Acıyı, umutsuzluğu, utancı, nefreti, tutkuyu içinizde hissediyorsunuz. İşte bunlardan dolayıdır ki,  etkilendim. Öyle bir  noktaya geldi ki  hikaye, kitap elimde  dakikalarca kalakaldım. Nasıl ya dedim kendi kendime... Bir insan nasıl kendi içinde bir birine bu kadar zıt iki kişilik sergileyebilir.  Kendisi için yapılan fedakarlığı nasıl görmezden gelir? Hayata bağlanması için,  birinin kendi hayatından vazgeçişinin  karşılığı  bu mu olmalı?  Bırakın minnet duymayı, öfke ile hakaret ile  aşağılama ile  karşılık vermesi nasıl bir mantığın eseridir ? Tutku insanı  nerelere sürükleyebilir? Hayatın geneline baktığınızda oldukça kısa sayılabilecek 24 saat  insan hayatını bu kadar derinden nasıl etkileyebilir? 
Daha fazla  açıklamaya gerek yok. Kitabın altını çizdiğim bazı cümlelerini vererek , okunmalı diyorum....






13.05.2016

BEN ZATEN HER ACININ TİRYAKİSİ OLMUŞUM....


Bedenim acıyor, ruhum acıyor,yüreğim acıyor...
Ne garip bir gündü dün....
Düştüm, yuvarlandım..Dağ keçisi gibi tırmandım. İnemedim..Sıcaklıkla hissetmedim. Şimdi fenayım.Hem de ne için, yabani kekik toplamak için ! İki kişi  cesaret edip çıkmamış, sen ne diye çıkarsın ? Çıkarken baktın zorlandın, devam etmeyip insene..Yok inatçıyım ya ben. aklıma koydum mu , bedeli ne olursa olsun, razıyım, yapmam şart. Üstelik, düştüğümü anlayınca  ( düşerken görmediler, zira manzara seyrediyorlardı hatunlar ! arkaları bana dönük..) ,  gelip yardım edeceklerine, ben daha kendimi toplayamadan fotoğrafım çekilmiş, ona buna çoktaaaan servis edilmişti. Gece sol omuzumun ağrısından uyuyamadım..
Güç bela eve geldikten sonra, akşamüstü arkadaşımın kızının durumunu öğrendim, empati yapınca, " acı hissetmiyordur değil mi ? doktorlar hissetmez dedi ama içim rahat değil " sözlerine takılı kaldım, Başka bir arkadaşımı arayıp, gerçekten bilinci kapalı olduğu için hissetmez  cevabı biraz rahatlattı. ama yüreğimin acısını dindirmedi.
Ruhum acıdı. hayal kırıklığına uğradım..Ayrıntısı bana kalsın..
Neticede bomboş bir akşam/ gece geçirdim..
Ama  işte, dün dünde kaldı.. Geçen / hafifleyen sadece ağrılarım oldu. Gerisi bende baki...
Bugün oturup, kendimi ne kadar verebilirsem ders çalışacağım. Ara ara dalıp gideceğim.. Bir cümleyi, üstelik oldukça basit bir cümleyi defalarca okuyacağım. anlamayıp, geçeceğim...
Hayatta iyi ki yapmışım , başlamışım dediğim ender şeylerden sosyoloji okumak.. Finallere az kaldı. Hırs yapmamaya karar verdim. tabi ne kadar uygulayabilirsem. Olduğu kadar, olmadığı kader  diyorum..


Okuyup paylaşmanız , destek olmanız dileğiyle .....

http://aylagingunlugu.blogspot.com.tr/2016/05/zuhal-olcay-konseri-daha-iyi-nefes-daha.html?m=1


12.05.2016

BİLİYORUZ DA....

"Aşina olan bilinmez"  demiş Hegel... Bugünlerde çok kullanıyor, her yere yazıyorum bu sözü. Gönül isterdi ki, bu kadar gerek kalmasın   tekrarlamaya. Hayat işte... Ne zaman ne olacağını kestiremiyoruz. Başımıza ne geleceğini... Dudağımızın ucuyla " vah vah" dediğimiz, dilimizden gönlümüze pek de inmeyen üzüntülerin, üzülmüş görünmelerin mesebbibi olan olaylara maruz kalacağımızı kestiremiyoruz. Ne aldığımız nefesin, ne sahibi olduğumuz sıhhatin kıymetini bilemiyoruz. Nankörlük değil  bunun açıklaması. İnsan elindekinin kıymetini bilmiyor da, ne yoksa onu istiyor şeklinde de açıklayamıyorum.  Bana göre, şükürsüzlük değil hayır. Aşinalık !!
Ölümle,savaşla, terörle, hastalıkla, yoklukla... o kadar iç içe yaşıyoruz ki.. O kadar aşinayız ki. Öylesine bildiğimiz şeyler ki.. Hissedemiyoruz ruhumuzda, vicdanımızda... Gözümüzün önünde  ama bizden çok uzak gibi ..
Bir anneye sormuşlar. Hangi çocuğunu daha çok seviyorsun diye.Kadın cevap vermiş; 
Küçüğünü büyüyene kadar,
Hasta olanı iyileşene kadar,
Gurbette olanı  eve dönene kadar....
Yani, insanın öncelikleri zamanla değişebiliyor.  Tıpkı bu anne gibi. Hangisi daha  korunmasız,  daha muhtaç,  daha uzaktaysa  O yavrusunu seven anne gibiyiz  biz de... Hangisi elimizde yok, hangisine daha çok ihtiyacımız var, neyin yokluğunu çekiyoruz , o daha önemli oluyor bizim için. Elimizdeki önemini yitiriyor.  Oysa hepsi elzem, hepsine muhtacız...
Belki de bu yüzden , ne büyük zenginliklere sahip olduğumuzun farkında değiliz. Ta ki elimizden gidene kadar. Duymamız, bilmemiz, görmemiz yetmiyor . Yaşamadan  bilemiyoruz, anlayamıyoruz, önemini idrak edemiyoruz. 
Yaşlılık ya da hastalık. Sadece çevremizdekilere özgü bir  son değil . Biliyoruz ki, mutlaka bizim de yolumuz düşecek, biz de o yollardan geçeceğiz. Ölüm bizim de kapımızı çalacak, çalana kadar ruhumuzda hissetmeyeceğiz. En azından çoğumuz. 
Tasavvufta  üç mertebe vardır. 
İlmel yakin
Aynel yakin
Hakkel yakin...
Yaratılmış ne kadar canlı varsa, elbette  belirli bir ömrü var. Hiç bir şey sonsuza dek kalıcı değil. Bunu biliyor olmamız ilmel yakin. Bir yakınımızın vefat ettiğini görmek aynel yakin.. Biz öldüğümüzde hakkel yakin  mertebesine ulaşmış oluyoruz. İş işten geçmiş olacak muhtemelen. O zaman  anlayacağız ne boş şeylerle uğraştığımızı, kendimizi boş şeyler için üzdüğümüzü, gereksiz yere hırs yaptığımızı son nefesimizi verirken idrak edeceğiz de düzeltmeye   fırsatımız olmayacak. Pişmanlık son nefeste uğrayacak ruhumuza, aklımıza, izanımıza.  Bunu biliyoruz.  Ama hissedemiyoruz. Yoksa niye didişelim ki bir birimizle, niye düşmanlık besleyelim ? Niye kötülük yapalım?..
Son zamanlarda  üzücü şeyler yaşıyoruz... 
Hiç durmadan şehit haberleri alıyoruz...
Sevdiklerimizi, yakınlarımızı kaybediyoruz...
Az önce bir arkadaşım, yavrusunun, canının, can paresinin hastanede olduğunu yazdı. Bilinci kapanmış.. Solunum sorunu varmış. 
Çok üzüldüm.
Yaşamadığım bir duygu. Allah da yaşatmasın. Evlad acısı ne demek bilmiyorum, Allah bildirmesin..
Bildiğim, annemi babamı kaybettim. Evlad acısı çok daha zordur sanırım.
İnşallah , kuzusu iyileşir arkadaşımın, kucağına alır  bir an önce..Sarılır sımsıkı..
Dün de  bir arkadaşımız annesini kaybetti. İşte bu kayıp, bildiğim bir acıydı.Zamanla içime daha çok koyan, ruhuma  yayılan, baş etmekte zorlandığım..
...
 Ahirete göçmüş anne babalarımıza, yakınlarımıza, sevdiklerimize rahmet diliyorum... Arkadaşımın  yavrusuna,  kimin hastası  varsa , hepsine acil şifalar diliyorum...
...
...

8.05.2016

help...

- kendi çektiğim ve yazılarımın arasına serpiştirdiğim fotoğraflar bir süre sonra neden görünmez oluyor ?
- Blogumda gezinirken,  "kendi gezinmelerimi istatistiklere dahil etme" dediğim halde neden ısrarla dahil ediyor... Önceden  söz dinler ve etmezdi, şimdi neden huyu değişti bu blogun ?
bilen var mı ? ne yapabilirim, nasıl düzeltirim ?

4.05.2016

ANNELER VE KIZLARI

Narda'yı biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız da   bir bakın derim. Hatunu ve muhterem validelerini dün evimde misafir ettim. Şimdi çözdüm olayı. Yani şimdi derken,şimdiki şimdi değil, dün  sohbet anında çözdüm. Narda 'nın bir numarası yokmuş meğer. Asıl marifet, edebiyat aşkı, engin bilgi birikimi, zeka, akıl.....   hepsi valide hanımdaymış. Genetikle bazı konularda nasiplenmiş bizim hatun :)
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denli dutuşan odlara kılmaz çare su
Fuzuli

İnanmayacaksınız ama, Fuzuli'yi daha 12- 13 yaşlarında okuduğunu, Karacaoğlan'la ve  şu an hatırlayamadığım  şairlerle  hemhal olduğunu söyleyen Valide Sultan' dan bu dizeler. Yıllar önce okumuş ve unutmamış.Vay be dedim kendi kendime,ne şanslı insanlar varmış bu dünyada. Aha biri de Narda. Aman bende bir fesatlık,bir kıskançlık, demeyin gitsin. Dedim Sultan, Narda'yı aradan çıkaralım, seninle baş başa buluşalım. Bence sevindi,  Narda hain planlar yapar da ket vurur diye pek sesini çıkaramadı ama gözlerinin parlamasından anladım. Sevindi :) 

2.05.2016

CHALLANGE / BÖLÜM 2 VE İNŞALLAH SONDUR... DURUMA BAKİCİZZZZZ

Dün   bitiremedim malum. Kaldığımız yerden devam....

16- Hadi bize el yazınızı gösterin...
Görmek istediğinizden emin misiniz ? Aslında ben inci gibi yazarım. Hattat gibi. Amma ve lakin, hızlı yazdığımdan  böyle oluyor. Okulda da  zeki ama çalışmayan öğrenciydim :) Yazım güzel ama canım güzel yazmak istemiyor...


17-Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu özellikler hangileri ? 
Burcum ikizler. 18 Haziran doğumluyum. 
Ezbere konuşmamak için , ikizler kadınının özellikleri okuyayım dedim, hemen yarıda kestim. Anacığım neredeyse kendime aşık olacaktım :) Meğer neymişiz biz. 
uyanlar; tutumluluk, değişiklikten hoşlanmak,  hırslı olmak, emir almaktan hoşlanmayıp özgürlüğe düşkünlük.
Ya ben kendi bildiklerimi yazayım iyisi mi... Neşeli bir yapım var, espri yapmaktan hoşlanırım.  Siz bakmayın burada melankolik şeyler yazdığıma ..Seyahat etmeye bayılırım, yeni insanlar tanımak, yeni yerler görmek hoşuma gider. Çok farklı kişilikler sergileyebilirim. Genelde kararsızlık yaşarım .. Bugün  hayır dediğime, yarın evet diyebilirim. Düşünmüş ve fikir değiştirmişimdir.  Ya hep ya hiç derim genelde. Bir insanı silmemek için çok çaba sarf eder, silince de dönüp bakmam..

18- Katıldığınız ilk konser hangisiydi?
Sibel Tüzün müydü acaba ? Evet hatırladığım kadarıyla öyleydi.

19- Satın aldığınız son giyisilerle birlikte bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?
Yüzümü eskitmemek gibi bir prensibim var :))  Sosyal medyada paylaşmam ki, yoksa dükkan sizin...

20-Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz?
Kuala Lumpur öğrencilik yıllarımda , arkadaşımla birlikte gitmeyi hayal ettiğimiz yerdi. Sanırım hala görmek isterim. Malezyalıları severim. Birini tanıma şansım olmuştu. Gerçekten çıtı pıtı, nazik insanlar...
Nerede yaşamak isterdim ? Küçük bir sahil kasabasında değil elbette. Oturduğum şehirden, semtten, evden.... memnunum... İzmir...

21- Sizi güldüren 5 kelime  ya da söz öbeğini listeler misiniz ?
Benim gülmelerim "kullan at " cinsinden. Gülmüşümdür,  geçmiştir. Yani aklıma gelmiyor şu an ...

22-Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli ?
Yarım yamalak sağlığım var çok şükür. Akıl ve ruh sağlığından bahsediyorum. Benim için en kıymetli şeyler... Allah eksikliğini göstermesin dicem de  iyi bi'şey demiş olur muyum, emin olamadım birden. Bu hayata akıllı olup ta katlanmak her aklın harcı değil.

23-Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz ?
Heyecan yaramıyor bana, yasak :)) 
En doğru cevap, görmek için uzun süre hayalini kurduğum bir yere gitmek ve  fotoğraflarını çekmek . Mesela bugün bir arkadaşımdan Uşak / Ulubey'de dünyanın ikinci büyük kanyonunun olduğunu öğrendim. Şimdiden heyecan sardı. Mutlaka gitmeliyim dedim...
Bu arada Turizm Bakanlığı ne işle meşgul merak ediyorum. Tamam bilmemek benim ayıbım olabilir de, zorla gözümüze sokun, bol reklamını yapın . Görülmesi gereken o kadar güzel yerlerimiz var ki...

24- Şu an okumakta olduğunuz ya da en son okuduğunuz kitap ?

Tabi ki de Parçalanmış Gülüşler blogunun sahibi Tolga'nın kitabı , Parçalanmış Gülüşler :))

25-Favori Disney karakteriniz hangisi ? Neden?

Bi kedisevere sorulacak sorumu bu ? Cevap belli değil mi ? Elbette , gece rahat uyumak için gündüzleri dinlenen Garfield :))

26-Ziyaret etmek istediğiniz 10 yeri sayabilir misiniz ? 
Uşak / Ulubey kanyonları
Kuala Lumpur / Malezya
Mardin
Adıyaman'da güneşin doğuşunu seyretmek
Urfa/ Halfeti
Hindistan / Tac Mahal
Fas / Marakeş
İspanya
Mısır / Piramitler
Bali adası

27- Dağınık mısınız yoksa düzenli mi ?
Of of of, hem de nasıl dağınığım... Leyla'ya bi sorun isterseniz :)))

28-En sevdiğiniz 3 müzik grubu?
Duman
Depeche Mode
....... aklıma gelmedi...

29-Korkularınızdan bahseder misiniz?
Alzaymır olmaktan korktuğum için, gözlerimi kapayıp tek ayak üzerinde , kollar yana açık  durmaya çalışırım bazen. En iyi yöntem buymuş. Bir de denizde boğulmak gibi saçma ve mesnetsiz bir korkum  vardır.

çok şükür bitiyo galibaaaaaaa

30-Neden blog yazmaya başladınız ? Blog adınızın bir hikayesi var mı ?
Depresyona girmemek için :))  İşe yaradı mı tartışılır...
Kazanmayı çok istediğim bir sınavı kazanamayınca  açmıştım bu blogu. 2011 yılıydı sanırım. Bir dönem, tüm yazılarımı silip, sonra tekrar başladım.
Blog adıma gelince.... Kahveyi çok severim ve  günde bazen abartıp 5-6 fincan içtiğim olur. O nedenle "kahve molası"  adını  seçtim,lakin kullanılıyormuş , hem de pek bi ünlü blogmuş. Mecburen "kahve telvesi"ni de ekledim.  Bana "telve " denmesinden müthiş memnunum şu an. 

Nihayet bitti, inşallah okuyan da olur diyor ve şanslı isimleri söylüyorum. Profösör, Serhat Ocak ve tabiki de Değmesin Yağlı Boya.. Yolcu sevmiyordu. Hımmm Prensesi de mi eklesem acaba.Sanırım yapmadı henüz, evet Sessiz Prenses... Sessizkaldım...O kadar kitabının reklamını yaptık, Tolga..Bir de Didemika Bir Deli Bir Dolu :)) Miras'ın yazılarına çok gülüyorum ve cevaplarını merak ediyorum...
Kimlermiş, sıralayayım bari;
Profösör
Serhat Ocak
Değmesin Yağlı Boya
Sessiz Prenses
Sessizkaldım
Didemika Bir Deli Bir Dolu
Parçalanmış Gülüşler
Miras
Bu kadarla kalalım ki, bir sonrakine yazacak isim olsun elimizde :))



CHALLANGE

Bakmayın anlamının  "meydan okumak " olduğuna.... Kimseye hatta kendime bile meydan okumak gibi bir gayem yok. Çelınç kelimesini görünce merak edip, aslı ne ola ki diye araştırınca, aslında burada yapılmak istenenin, verilen cevaplar vasıtasıyla, kişiyi tanımak olduğunu anladım.  İnşallah yanlış anlamamışımdır. "Mim " devri kapandı,  "çelınç" devri başladı sanırım.
Mimlenmek kelimesi yerine çelınçlanmak mı dememiz gerekiyor şimdi ? 
Calimero   aman ısrar kıyamet yap diyeli çoook oldu aslında.:) Gezip tozmaktan  anca vakit buluyorum. Siz oturup kalkıp benim finallerin yaklaşmış olmasına dua edin.  Hiç durmadan yazıp, yazmadığım zamanlarda blog okuyorum.  Neden?  Çünkü ders çalışmak zor geliyor. Ah bi başlasam.... Başlayabilsem....
Neyse yavaştan geçelim cevaplara...
1- Müzik listenizdeki ilk 10 şarkıyı paylaşın. Dinlerken nasıl hissediyorsunuz ? 
    - Radio Tarifa / Lamma Bada
ŞU yazımda bahsettiğim Mi'den bana kalan  en güzel hatıralardan biri bu şarkı. Dinlerken kelimelerle tarif etmekte zorlandığım hüzün, özlem...ne bileyim bir sürü duygusal duygu işte :))) Böylelikle Türkçemiz " duygusal duygu " ile tanışmış oldu sayemde....
  - Emre Aydın  / Eyvah 
Emre Aydın'ın tüm şarkılarını , şarkı sözlerini beğenirim. Felsefi bir tadı var. Ama bu günlerde bu şarkıyı çokça dinliyorum. Hele "Düşüyor sustuklarım gözlerimden yine eyvah" dizesi yok mu !!! ?... 
 - Zeynep Casalini / Duvar
Bir insan etrafına duvar ördüyse, o duvarları yıkmaya çalışmayacaksın. İnat ediyorsan da, duvarlara çarpa çarpa oran buran yamulunca şikayet etmeyeceksin. Bu kadar net...İşte bazen  bu gerçeği unutuyorum da ben... Bu şarkı hatırlatıyor sağ olsun..
-Neşet Ertaş / Cahildim dünyanın rengine kandım...
Bunu da anlatmayayım.... Cehaletimi anlatıyor işte :) Zahidem türküsünü de severim   aslında ama ikisini birden yazmayayım dedim. 
- Leonard Cohen / A Thousand kisses  deep
Kadife gibi,insanın ruhunu okşuyor . Cohen'i çok severim...
-Depeche Mode / Wrong 
Özellikle uzun araba yolculuklarında , sadece bu şarkıyı değil,  şarkılarını dinlemekten  çok keyif alırdım. Dinlerken ne hissediyorum? Sanırım birazcık baş kaldırı, isyan, başına buyrukluk, uzaklara gitme arzusu, alttan alta sitem... Bunlar şarkının bana verdikleri değil, şarkıları dinlerken , onlardan bağımsız hissettiklerim.. Kabul karışık oldu biraz :)
-Sting/  shape of  my heart
Desert Rose ile sevdiğim  Sting'in bu şarkısı harika...
-Sezen Aksu / Vazgeçtim  / Sarı Odalar
Tercih yapmak zorunda mıyam :))  Dilber Ay'dan da tavukları pişirmişem eklesem mi acaba ? Evetttt  konuyu kaynattığımıza göre, sonraki şarkıya geçebiliriz...
Vazgeçtim, bu kadar yeter :))

2- Göbek adınız nedir ? Sizin için önemini anlatabilir misiniz ?
Olsa,hiç üşenmez anlatırdım ama ne yazık ki yok.
Çocukluğumda  komşumuzun  yeğeni vardı. Anne babası Almaya'da olduğu için, halasında kalıyor, yaz tatillerinde  ailesinin yanına gidiyordu.Bir gün sokaktaki tüm çocuklar, başına toplanıp , isimlerimizin  Almancasını sormuştuk. O da tek tek saymıştı. Benimkine ne dedi şu an hatırlamıyorum. Hatırladığım  ve hala bırakamadığım saflığım...  İnsanlara inanmaktan , güvenmekten vazgeçmeyeceğim ben :))
Tamam ben de biliyorum göbek adıyla alakası yok, aklıma geldi, ondan şeettim ..

3- Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın..
İki kez okudum soruyu,çanta demiyor Allah'tan. Hayatımda benim çantam kadar karışık çanta görmedim, çünkü kimsenin  özel eşyasını karıştırmam ben.
Cüzdanımda  ehliyetim, mesleki kimlik kartım ( nüfus cüzdanı taşımıyorum . çünkü  özellikle  nüfus cüzdanı kaybetmede olağanüstü yetenekliyim ) kredi kartı, para kartı, kartvizitlerim,  fatura kartı, kent kart , para.

4- Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız ? Neden ?
O olmazsa yaşayamam dediğim kim varsa gittiler de hala yaşıyorum. demek ki neymiş, onlarsız da yaşanırmış ... Ben kalbim olmadan yaşayamam sadece :)

5- Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı ?
hımmm hiç bir zaman olmadı.

6-Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?
Alerjik astımım olmasına rağmen Behlül 'ü besliyorum. Ama son zamanlarda küçücük, minnacık köpeklere merak sardım. Ama cıkkkk olmaz. Kedi candır.




Ama bu kedi sevilmez miiii, beslenmez miiii?

8- Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız ?
Çok hazırlıksız yakalandım . Aile içinde, kendi aramızda yaptığımız, birbirimizi gömdüğümüz ! espirilere gülerim / gülümserim. Onun haricinde hayvan , özellikle kedi / köpek ve bebeklerle ilgili resimler,videolar gülümsetir.

9- Hangi alanda iyi olmak isterdiniz ?
Seçme hakkım da var demek. Ne olursa olsun  bir alanda iyi olabilseydim keşke :) İyi bir yazar olmak isterdim mesela. İyi fotoğraf çekmeyi, iyi keman ya da piyano çalmayı... bunlardan birinde iyi olsam bana yeterdi.

10-Bize biraz güçlü yönlerinizden bahseder misiniz?
Altıncı hissim kuvvetli galiba benim. Ya da iyi tahminlerde bulunuyorum. Hislerimin arkasından giderim genelde, yanılmadığımı görmek her zaman mutlu etmiyor tabi ki....

11- Biraz da zayıf yönlerinizden ?
Sevdiğim insana çok fazla şans tanırım. Moda tabirle salağa yatarım. Ta ki canımı iyice acıtsın. Ne gerek varsa :)))

12- 8. soru gibi, bunu da özel buluyor ve es geçiyorum :))

13- Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı ?
Üniversite yıllarımda Sezai Karakoç hayranlığım vardı. Neredeyse kitaplarının tamamını alıp okumuştum.  Mona Roza şiirini, hikayesini de öğrendikten sonra çok sevmiştim. Hala da severim..

14- Özel bir yeteneğiniz var mı ?
Bir arkadaşım " sende olağanüstü sevme yeteneği var " demişti. Bu sayılır mı ? :))

15- Favori mevsiminiz hangisi ? neden?
Yazı sevmem sıcak olur, kışı sevmem, yakacağı olmayanlar, damı akanlar vardır. Baharı İzmirde yaşayamıyoruz ne yazık ki.Belki de bu sebepten Bahar diyeyim. Her yer yemyeşil, papatyalar, laleler..insanın içi açılıyor .
( Ama laf aramızda,  ruhum sonbahara uygun )

ayyyy bayılicimmmm .. daha yarıya gelmişim. üstelik iki soruyu es geçmiştim.Yok devam edemiycem. İyisi mi seriye bağlayayım ben bunu :))))


30.04.2016

TEBDİL-İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR -3

Berlin Duvarı'na kadar gidip de ismimi yazmamak olmazdı..Benim için küçük, insanlık için büyük bir yazı :))

Şehir turumuzun 2., gezimizin 3. günü , bana göre çok verimli geçti. Zira hep görmek istediğim Berlin Duvarı'na gittik.  Heyecan vericiydi. Sonradan öğrendiğime göre dünyaca ünlü 100 ressamın çizdiği duvar resimleri karşımızdaydı. Hepsi karşısında durup dakikalarca incelemeye / seyretmeye değerdi.  Biz Berlin'in doğu tarafında kalıyorduk ve doğuya bakan duvarda oldukça soyut ( soyutun oldukçası nasıl oluyor ya hu ? ) , felsefi çözümlemeler isteyen resimlerdi.  Ancak duvarın arkasına baktığımda sadece ve sadece yazılar vardı. Hava çok soğuktu ve Leyla " gidelim " diye tutturdu. Bu nedenle kabaca baktım hepsine.... 





Bu araba,  duvar müzesine dahil. Ancak sırrı nedir çözemedim. Netten yaptığım  araştırmaya göre,  arabalarıyla Batıya geçen ve alkışlarla karşılanan bir çiftin ve genel anlamda geçişlerin  sembolü olabilir mi acaba ? 


Bu resim en çok etkilendiklerimden...



Duvarın arkasına geçtiğinizde bu manzaralar karşılıyor sizi. Batıdaki binalar  daha eski, Doğu, bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere, şantiyeye benzediğinden, eski binalarla yeniler yan yana... Hatta bazen  bana çok çirkin gelen görüntüler oldu. Yeni binaları ne kadar modern olursa olsun, sevmedim..... Yama gibi duruyordu..






Ve işte Batıya bakan duvar. Önce acaba doğu ile batıyı karıştırıyor muyum dedim.  Bana göre resimler, yazılardan çok daha ilgi çekiciydi ve batıya yakışıyordu.Sonra düşündüm, toplumların ve kişilerin bunalımlı zamanlarında, kaos halinde sanatsal açıdan  üretim daha fazla olur gibi bir yorum getirdim kendimce.Ama , bu resimlerin ressamlar tarafından yapıldığını  göz önünde bulundurunca ( yazıların menşeini bilmiyorum, ya da kimlerin yazdığını)  tezimi kendi kendime çürütmeye karar verdim:)) 





Araba gibi, bisikletin de sembol ve müzeye  dahil olduğunu düşünürken, genç bir kız gelip, zinciri çözdü ve  alıp gitti. Bana da  saflığıma gülmek kaldı :))

Leyla  artık mızmızlanmanın şiddetini artırmaya başlayınca, O'na değil, ellerimi donduran soğuğa yenildim ve hadi gidelim dedim. Gönlü olsun, kıramayıp tamam dediğimi düşünsün .Tabi bunu okuyunca ne diyecek bilemiyorum :))) Otobüsümüze binip, Berlin Duvarı'nın orijinal halinin  bulunduğu yere gittik. 

Berlin Duvarı aslında böyleymiş...

Duvarın arkasındaki, birbirine paralel  bu blokların ne olduğunu , ah almanca bileydim de rehbere soraydım..
Gogıl amca  , 155 km uzunluğunda diyen tur şoförünün aksine , duvarın 46 km uzunluğunda olduğunu söylüyor. Yıkılan duvar kalıntıları bir yerde depolanmış, saklanıyormuş.Kalan kısmı da sökülecekmiş zamanla. Tabi ki hepsi değil. 
Belki de Berlin Duvarı'nı utanç duvarı yapan sebeplerden biri de, duvarı aşmaya çalışırken  insanların canlarından olmaları. Değişik tarihlerde, küçük büyük, kadın çocuk demeden bir çok insan bu uğurda can vermiş. Hayatını kaybedenlerin resimlerinin ve ölüm tarihlerinin yer aldığı .... ne denir ki buna ? anıt mezar mı ?  işte  öyle bir yer vardı. Küçük çocukların da olduğunu görünce içim cız etti.... 



Berlin  duvarı yıkıldıktan sonra, depoya kaldırılanların  dışında bir bölümü Amerika'ya satılmış. Ancak  dükkanlarda  5-10 euro karşılığında  duvar kalıntılarından  almak/ edinmek mümkün....


Sıra geldi günün özetine.....
Yani Duvar, kapitalist sistemin çarklarına daha fazla karşı koyamadığı  için yıkılmış. :)


29.04.2016

TEBDİL-İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR - 2

Eğer gezmek  işkence olsun istemiyorsanız, konaklama için seçeceğiniz yer , merkezi olmalı. Ya da merkeze ulaşımı oldukça kolay bir yer seçmelisiniz. Bizim Leyla, muhteşem bir seçim yapıp Alexanderplatz Meydanında otel seçmiş. Takdir ettim.
Günün hemen hemen her saati dolu bu meydan. Kimse kimseye bakmıyor,  herkes kendi havasında. Yere uzananlar,  olduğu yere çöküp, etrafı seyredenler, gitar çalıp şarkı söyleyenler... Ne ararsanız var.  Ayıplama  yok,  utanma yok, insanlar alabildiğine doğal ve rahat..




Odamızdan  şehrin görünümü


gece otelden manzara harika  ( bu görsel alıntı ama bizim manzara da böyleydi :)))
Tatilin en sıra dışı karesini kaçırdım tabi ki. Sonrasında çok aradım ama bulamadım. 18-19 yaşlarında bir genç oturmuş yere, önünde 5-6 kağıt bardak. Hepsi özenle  yere sabitlenmiş bantla. Her bardak üzerinde  ayrı bir şey yazıyor. Aklımda kalanlar, " BMW, extacy, beer.." O kadar güldüm ki,  biz ekmek parası için dilenirken, millet olayı aşmış, BMW parası istiyor.
İlk gün sadece öğleden sonramız olduğu için , sadece etrafı keşfetmekle yetindik. Berlin Katedrali , yürüme mesafesindeydi. 


1700 yıllarında yapılmış olmasına rağmen, hala ihtişamını koruyor , büyüleyici ...



Lustergarten


Hava çok soğuk olduğu, hatta bir ara kar bile atıştırdığı için,kanalda  tekne gezisi yapamadık. En çok içimde kalan bu oldu. Ama bir dahaki sefere  mutlaka... İnşallah ...

Perşembe günü olması münasebetiyle, oldukça sakin. İstanbul'u hatırlattı bana burası, neden bilmem. Oturup, soğuk havada kahve yudumlamak  çok keyifliydi...


Lustgarten 



Doğu ile batının birleşmesinden sonra, Almanya'nın başkenti Berlin  olunca,  şehir dev bir şantiyeye benzemiş.Her yerde inşaat var. Ya restore ediyorlar ya da yeni binalar yapıyorlar. Ancak 5 mt kazıldığında bile su çıktığı için,   bu pembe borularla suyu kanala  aktarıyorlarmış. 


İkinci gün sabah,  "hop on hop off" denilen şehir turuna çıktık. İki günlük bilet aldık. İlk gün A turu, ikinci gün B turu.  Otobüsler her 10- 15 dk da bir  aynı noktadan   geçiyorlar. Ring usulüne benziyor.Böylelikle istediğiniz durakta, ki bu duraklar genellikle tarihi bir yerde oluyor. İnip istediğiniz kadar dolaşıyor ve aynı noktadan binip, turunuza devam ediyorsunuz. Hem zamandan kazandırıyor, hem de bana göre ekonomik. Tek problem,  otobüsteki tur rehberinin  Almanca konuşması. Güya kulaklıklarla Türkçe  dinleyebilirsiniz diyordu kitapçıkta ama,  lafta kalmış. Sadece izlemekle kaldık bir çok yeri. Ya da  yarım yamalak ingilizcemizle anladığımız kadarıyla yetindik. 


Brandenburg Kapısı



Berlin Zafer Sütunu


Tiergarten Park


Berlin Hayvanat Bahçesi


Akvaryum / Berlin 


Günün özeti, lisan şart :))