22.01.2016

DENEME .. BİR - Kİİİ..

Kaç gündür gelip yazmak istiyor  ama nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Hala da bilmediğim için,  saçmalarsam  yapacak bi'şey yok. Zaten  uzak kaldığım bu zaman zarfında, kimlerle muhatap oldum, nasıl konuştum, neler konuştum bir bilseniz.!
Geçen hafta taziyeye gittiğimde,  " bir birimizi hiç kırmadık,  hiç  kötü laf etmedik "  dedi, 55 yıllık hayat arkadaşını  ebediyete uğurlayan kadın.. Vay be dedim,  bunu hayatımda ikinci kez duyuyorum, ilkinde nezaket icabı,  naiflikten kaynaklanan   bir söz demiştim ama, aslı var galiba..İmrendim mi? hayır. Sadece şaşırdım. Tartışma yoksa ilişki de yok bana  göre. Ya da ben kendimi öyle avutuyor(d)um. İnsan  eşiyle, hayat arkadaşıyla, sevdiğiyle.. tartışmadan nasıl  bir ömür geçirir ki ? Neyse, anlatmak istediğim bu değildi zaten. Ama   son dönem aynen böyleyim. konudan konuya atlıyor, başlangıç noktasını  zor buluyorum .  Geçen arkadaşım " sende dikkat dağınıklığı mı var" dedi. Var var, hem de nasıl...
Annemi hatırladım işte o gün.  Sanki daha  3-4  ay olmuş gibi geliyordu ama meğer tam 9  ay olmuş. Zaman  çok hızlı ilerliyor. Şu yokluk / boşluk meselesi işte...
Finaller bitti ve ben yine bütünlemeye  kal(a)madım. Cidden  üzülüyorum. Kalsam daha berbat üzüleceğimi biliyorum ama en azından  enikonu  öğrenirdim.  Bu bitsin, söz  üçüncü üniversitemi   daha ciddiye alacağım :))  Ama bu okul sayesinde  çok güzel insanlarla tanıştım.Tıpkı blog sayesinde tanıdığım güzel insanlar gibi.
Bu gecelik bu kadar...
Zaten deneme  yazısıydı..
Muhtemelen  silinir  sabaha ...

28.11.2015

....

Çok uzun zaman olmuş yazmayalı. Sanırım bir süre  daha devam edecek bu suskunluk. En azından sizleri okumaya çalışacağım elimden geldiğince. Kendi kendime konuşmaktan,  kağıda/ klavyeye dökecek bi'şeyim kalmıyor ne yazık ki. Gidişat hiç iç açıcı değil, gelecek endişe  verici. Umutlu olmak çok zor.

5.11.2015

HADDİMİ BİLEMEDİM

Sabahın köründe radyo dinliyorum..
Bir kanala denk geldim, ismi lazım değil.  Hoş lazım olsa da  bilmiyorum, rast geldi işte. Bir muhterem zat konuşuyor. Diyor ki " kadının eşine ismiyle hitap etmesi mekruhtur".  Sebeplerini sıralıyor bir bir.  Eh   kabul edilebilir az biraz zorlasan.
İçimi garip bir sevinç kaplıyor. Hatta huzur sayılabilir az biraz zorlasan.
Çok şükür diyorum. Çok şükür. Bizi yaradana hamd olsun. Kurdu kuşu yaradana, her gün güneşi doğurana...
Kabusta mıydım da uyandım,  uyudum da  rüyamı görüyorum. Hangi ara  bu hale geldik de kaçırdım.  Demek tüm dertler bitti,  yurdum insanı mutlu mesut. Ne çalan var ne çırpan.Ne haksızlık ne de zulüm. Analar ağlamıyor, her gün insanlarımız ölmüyor,şehit haberleri mazi olmuş,  gençlerin umudu tükenmemiş. Her doğan gün  içimizi aydınlatıyor. Kravat taktı diye, 14 yaşındaki kızı hamile bırakan  .... işte burada kelimeyi size bırakıyorum. İşte o  hayvan desem hayvanlara hakaret olacak mahluk iyi halden indirim falan almamış. Kimse kimseyi kırmıyor,  düşene el uzatılıyor. Hani cennetteyiz sayılabilir biraz zorlasan.
Tek kusurumuz  ismen hitap kalmış. Onu da halletsek her yer gülistan...
Bitlenmiş saça  gül konduruyoruz.
Oysa dinin toplum hayatında düzenleyici, teskin edici, doğru yere sevk edici, insanı eğitici, hayatı yaşanabilir kılıcı, güzelleştirici  etkisi olması gerekirken, hele hele  bırakın dini,insanlıktan uzaklaştığımız bu günlerde  fonksiyonu  ayrıntılarla uğraşmak olmamalı. Boşanmaların  hızla arttığı, devam eden evliliklerde huzurun, sevginin, saygının kalmadığı,  ite kaka gittiği  bu dönemde   Ahmet yerine   bey desen ne olur, ağam desen ne fark eder ?
Önce sevmeyi anlat bana. Saygının çerçevesini çiz. Yüzüme vur  eksikliklerimi, hatalarımı anlat. Ne zaman bu hale geldik, neden  insanlıktan uzaklaştık,  nedir bu  içimizdeki öfke, kin,nefret, hırs.  Yok mudur bunları içimizden, beynimizden, ruhumuzdan atmanın yolları.  Öyle şeyler söyle ki evime koşarak geleyim, geleni kucaklayarak karşılayayım.  Her gün yanımdakine  şükredeyim, yanımdaki  dünyamı aydınlatsın. Huzurla koyayım başımı yastığa,  gülerek uyanayım, hayata daha bir sıkı sarılayım.
Derdimiz ölüm olsun, o da  ihtiyarlıktan olsun.


16.10.2015

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU

Uzun süredir arayıp bulamadığım kitaplar için son çare olarak netten sipariş vermek isterken, bir kitap çıktı karşıma.Meçhul Bir Kadın'ın Mektubu..Bu kitabı bir arkadaşımın paylaşımlarında görmüştüm ve dikkatimi çekmişti. Kitabı  bir solukta okudum..
Sanırım 2 sene önce idi. Kürk Mantolu Madonna  çok hoşuma gidince, kendimce üçlü bir seri oluşturup, 2 farklı milletten, 2 farklı yazarın kaleminden , aşkı anlatan kitapları da okumuştum ardı sıra.. Kör Baykuş ve Kırık Kanatlar. Her 3 kitabın kendine has anlatımı var elbette. Ama son okuduğum Meçhul Bir Kadın'ın  Mektubu adeta beni büyüledi.
Aslında kitaptan ziyade uzun bir öykü kıvamında. 1-2 saatte bitecek türden. Başlar başlamaz beni içine çekip alan, bittiğinde  farklı bir boyuttan hayata bakıyormuş hissi yaşatan  bir öykü.
Bitirince netten yorumlara baktım. Tabi ki yine " hıh  ne anlarsınız siz aşktan " dedim .
Neymiş saplantıymış, birine böyle bağlanmak  normal değilmiş, obsesif  bir kişilikmiş.Kesinlikle katılmıyorum. Bu hastalık değil, saf aşk. İşte artık türüne pek rastlanmadığından günümüzde,  böyle yaftalamak işine geliyor insanların...
Daha önce okuduğum bir kitapta mealen " Aşk insanı mutlu eder, çoğaltır, besler. Hayat enerjisi verir. İnsanı üzen bir duygu aşk olamaz" diyordu. O zamanlar anlam verememiştim. Nasıl olur da aşk insanın içini acıtmazdı ki. Aşık olan, maşukunu  hep yanında isterdi. Özlem çekerdi, paylaşmak istemez, kıskanırdı. Hep kendisiyle ilgilensin, hep değer versin, öncelik hep onda olsun isterdi.
Bu hikayeyi okuyunca anladım ki, aşk emekle iktifa etmiyor . Emeğin yanında  sabır istiyor, beklemeyi , paylaşmayı, O'nun mutluluğuyla mutlu olmayı öğretiyor. Asıl sorun sahiplenmeye, hayatına karışmaya başladığında ortaya çıkıyor. Ve aşk boğuyor böyle durumlarda. Nefes almak, kaçmak kurtulmak istiyor insan..
Aşık , maşukuna  liman  olmayı bilendir.
Aşık, maşukuna   şahsi bir yaşam alanı bırakandır.
Aşık, sahip olmadan  ait olandır.
Aşık, sorun çıkaran değil, huzur verendir.
Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur sözüne inat, aşık görmese de , dokunmasa da, konuşmasa da sevmeye devam edendir. Çünkü aşk, zaman ve mekanı aştığınızda ortaya çıkan güçlü bir duygudur. Tenin,  tensel hazzın ötesinde ruhların yakınlaşması, birlikteliği, uyumu, çekimidir.
Aşk,  ömrü biçilemeyendir.
Aşk dünyalık değil,  sonsuzluğa uzanan duygu yoğunluğudur.
Aşk, yük olan değil, yükü hafifletendir.
Aşk,  tüm sorunların, sıkıntıların, dertlerin arasında  durup dinlendiğimiz, kendimize geldiğimiz sığınaktır.
Gerisi  basit bir etkileşim, hoşlanma, heyecandır..

8.10.2015

AVUÇLARINA YAĞSAM DAMLA DAMLA...



Yalanlarından değil, o yalanların doğru olma ihtimaline muhtaçlığımdan nefret ettim ben,
Gidişlerine değil, sensiz kalışlarımaydı öfkem..
Canımı yakan sözlerin değildi,
Onca kırgınlığıma rağmen , senden vazgeçemeyişlerimeydi isyanım...
Düşer miydim bilmiyorum avuçlarına,
Ama ben, yağmur olup yağmak istedim  damla damla..
Kalabalıklar içinde kaybolmaktan  endişelenmedim hiç..
Tek korkum, beni bulamaman,
Bulduğunda tanımaman,
Tanıdığında umursamamandı..
Kelimesiz kalmadım hiçbir zaman, söylenecek çok şeyim vardı..
Sustum...
Beni anlamamandan korktum.....


1.10.2015

.....


Hepsi siyah beyaz..Bazen uzunca bir yol, kenarları ağaçlık..Huzur, bir o kadar da belirsizlik..Merak ve heyecan celbeden..
Bazen dalgalı bir deniz.Korkunç ve insanın içini ürperten..
Kuzum nedir bu  her şeyi arkanda bırakıp gitme isteği ? 
Nereye ve neye gittiğini bilmeden ?
Kime sığınabilir , ne kadar uzaklaşabilirsin ?
Her hatırayı yanında taşırken ....
Yüreğin hala O'nun sıcacık sevgisiyle doluyken ....
......

YANILSAMA...



Bazen kenara çekilip izlemek lazım.. Uzaktan ve duyguları karıştırmadan. Bir insanı tanımanın en iyi yolu. Taşların yerinden nasıl oynadığını  görecek ve çok şaşıracakın. Tanıdığını zannettiğin insan, aslında  hayalinde oluşturduğun kalıba sığdırmaya çalıştığın, ama asla o kalıba uymayan, hataları olan, senin gibi ve senin kadar.. Ne eksik ne fazla...