10.03.2015

İÇ SES

Seni seviyorum kız Telve. İki gündür sabah altılara kadar çalışıp, bugünü boş boş geçirdin ya, tutup alnından öpesim geliyor. İşte en çok da bu dengesizliklerin hoşuma gidiyor. Yok yok, dengesizlik içinde denge tutturuşun diyeyim... Hiç rahatsız olmuyorsun ya bu serkeşlikten, bayılıyorum  bu rahatlığına..
Ne diyordu, Rus edebiyatından bir kitabın kahramanı " neyse ki ölüm var !!!"..
Ölmeyecek miyiz bir gün, çalış çalış nereye kadar. Bak keyfine, hayatın tadını çıkar. Senin yerine olsam var ya,  bi' film koyarım şimdi, bi' de kahve... Uzat ayaklarını izle.  Romantik komedi olsun.
Haaa bu arada doktora gitmeyi unutma.. Gözlerini fazla yoruyorsun gibi..Ama   yarın  kendini topla mutlaka. Vur dediysek öldürme yani..


BIRAKTIĞIN YERDEYİM...


Sanırım artık alışmam gerek.. Ama sensizliğe nasıl alışır  insan. Kabullenmeli belki de, bilmiyorum. Zaten sana karşı  doğru kelimeyi hiç bir zaman bulamadım ki ben. Ya yanlış oldu ya da eksik. Anlatılmıyor demek ki bazı şeyler.  Kelimelere döküldükçe basitleşip güdükleşiyor.
Düşünüyorum da,   yükler bindirdim yüreğine.  Her şeyim ol istedim. Yetinmeliydim oysa. Senden gelen her esinti  ruhumu  okşayıp geçerken, daha  fazlasını istememeliydim. Çocukça sahiplenme duygusuydu benimki.  Sadece  bana bakarken gülsün gözlerinin içi, sadece ben olayım  tüm yürekten gelen sözlerinin muhatabı,  akşam koşarak bana gel istedim.  Hüznünde, sevincinde,  yıkıldığında aklına ben geleyim istedim.
Ama sen yıkılmazsın ki !!!
Sana hayranlığım bu yüzdendi işte. Bu kadar güçlü olduğun için sığınmak istedim sana. Şimdi bilmediğim bir şehrin, bilmediğim sokaklarında adımların kime doğru?  Aklına düşüyor muyum olmadık bir zamanda. Hangi şarkıda  için cız ediyor. Hangi cümle  beni sana hatırlatıyor? Yoksa en iyi yaptığın şey unutmak mı?
Sevgili,
Sevmeyi beceremedik, ayrılmayı beceremedik. Bir vedayı çok gördük birbirimize..
Sen   giderken yalnızdın,
Ben  severken.......


8.03.2015

KUTLANACAK Bİ'ŞEY YOK, DAĞILALIM ....

Eğer yazmazsam çatliiyycimm  sevgili okuyucu..
Bir günün daha sonuna geldik, attık tuttuk, protesto ettik, ona buna laf giydirdik. Kadına uzanan  eller kırılsın dedik,  dilleri es geçtik. Şiddet ve ölümdü karşı çıktığımız, tecavüzdü en korkunç bulduğumuz.
Bu ülkede her gün, kaç " yasal tecavüz " yaşanıyor haberiniz var mı sizin?  Hatta böyle bir kavram literatürümüzde var mı acaba ? İşin resmi kurum içinde gerçekleşmesi suç olmasını engeller mi gerçekten?  Hadi ortada suç yok diyelim, bunun kadın ruhu üzerindeki yansıması nedir ?  Bu konuda araştırma  yapılmış mıdır ? O imza her şeyi mübah kılıyor mu gerçekten?  Tecavüzü protesto etmek için etek giyen erkekler  böyle bir suçu mütemadiyen işliyor olabilir mi sizce ?
Şiddetten anladığımız nedir?
Tekme tokat girişmiyor olsak bile, " sen ne işe yarıyorsun ki bu evde "  sözü psikolojik şiddet değil midir? Beceriksiz, kaşık düşmanı,   iki lafı bir araya getiremeyen  sünepe... lafları  dille dövmek değil midir? Kadının aldığı maaşı küçümsemek, maaşını elinden almak, çalışmıyorsa eğer, ihtiyaçları için hiç durmadan para istemek zorunda bırakmak ekonomik şiddet değil midir?
Sorunlarımızın üzerini örtmekten ne zaman  vazgeçeceğiz acaba?
Teşhis konmadan tedavi mümkün müdür ?
Büyük bir şirkette üst düzey yönetici olan bir kadının,  sırf  eşinden daha iyi bir pozisyonda  diye hakarete maruz kalması  şiddet değil mi ?
Sadece aşık olduğu için evlendiği eşi liseyi bile bitirememişken, kadının üniversite mezunu olmasını hazmedemeyen   ve her fırsatta  açığını yakalamak için uğraşan adamın  yaptığı ne sizce ?
Kadın sevince gözü  hiç bir şey görmüyor sayın okuyucu..
Alttan alıyor,
Sabrediyor,
Görmezden geliyor,
Yutuyor, yutkunuyor da ağzını açıp bişey söylemiyor.
Ama adam sevince  öldürüyor...
Bazıları gerçekten öldürüyor,
Daha insaflısı mı diyeyim, yoksa daha  vahşi olanı mı diyeyim bilemedim... İşte onlar  hayatta bırakıyor  da , kadının hayallerini katlediyor. Umuduna ket vuruyor. Yaşama sevincini  an be an çekip alıyor.  Ruhuna işkence ediyor hiç yılmadan.
Eğer bir kadın öldürüldüyse, tecavüze uğradıysa  lanet okumaktan da geri durmuyor böyleleri.. Çünkü ne yaptıklarının farkında değiller çoğu zaman.. Kendi acizlikleri altında öyle  ezilmişler ki...
İşte bütün bu katiller, tecavüzcüler  böyle aileler içinde yetişiyor sayın okuyucu..   Huzurun, güvenin, sevginin  ve her şeyden önemlisi saygının esamesinin okunmadığı bu evlerde   suça meylin tohumları atılıyor .
Lütfen " ben ne dedim ki, ben ne yapıyorum ki"  savunmalarının arkasına sığınmayalım. Söylediğinize ya da yaptığınıza bakmaktan vazgeçin artık. Karşınızdaki insanda yansıması nasıl oluyor,  nasıl bir travma yaşatıyorsunuz  bunu anlamaya çalışın diyorum..
Şiddet sadece kadınların maruz kaldığı bir travma değil. Erkeğimiz de, çocuğumuz da bu travmayı yaşıyor. Ama kadın  daha savunmasız, daha aciz..
Ortada kutlanacak bir gün yok sayın okuyucu, şimdi sessizce dağılalım....


6.03.2015

İYİYİM İYİ...


Yazasım var ama yazacak bi'şeyim yok sayın okuyucu.. Saymadığım günler boyunca hissiz ve ruhsuz hissettim  kendimi.  Duygu anlamında insan kendini nasıl sıfırlar, nasıl böyle hisseder bilemedim.. Ama oluyormuş işte.
Neyse, Çarşamba akşamı üç arkadaş  kız kıza eğlendik, fasıl eşliğinde yemek yedik. Güldük, şarkı söyledik. Perşembe, yani dün Kuşadasına gittik. Yine üç kişi ama  farklı bi ekip tabi ki. Malum, sıkıntılıyız.  Mekan ve şahıs değişikliği şart :) Kuşadası'na gitmek için bundan daha güzel bir vakit olamazdı. Sessiz sakin ve deniz çarşaf gibi...
Hava  Mart ayında olmamıza rağmen süperdi. Güneşli,  tatlı bir serinlikte.  İçeride  soba yakıp, hatta" üşüyorum bennnnnn" diye sızlanıp, yarım saat sonra denize giren arkadaşımı görünce , " acaba ben de mi girsem" diye de düşünmedim değil..Ya hu arkadaş, insan  soğuk der,  yavaş yavaş  suya girer. Ama resmen attı kendini . Çok kıskandım çok. Ben yazın bile   seramoni  eşliğinde  binbir nazla giriyorum denize.
Tabi ki sadece kumsala yazılar yazmakla yetindim, gerçi dalgalar hepsini götürdü, anca adımı temize çıkarabildim :))
Günün en güzel taraf, Sally Coper ve Emma Shaplin'le tanışmaktı. Hele Sally'e bayıldım. Bu nasıl bir yetenektir, nasıl bir keman çalmaktır  böyle..Bayıldım, bayıldım...





Kedicik olmadan olmaz :))



4.03.2015

GİDEN KİMDİ, KİMDİ KALAN ?


Yalandı her şey aslında, ama gerçeklerden öylesine uzaklaşmıştık ki,  yalan gerçeğin  hükmünü sürüyordu, farkedemedik. Bir an'ın içine  koca bir ömür sığdırmaya çalışırken,  zamanda kaybolduk, anlayamadık.  Sonra anılar silindi  hayalimizden ve kelimeler çıplak kaldı.  Hepsi anlamsızdı ama can yakmaya devam ediyorlardı. Artık gözden düşecek damla kalmamış, kan akıtmaya başlamıştık. Kırılacak  halimiz kalmadığında idama hükmedildi.Cellat aranıyordu, hükmün infazına gönüllü.Oysa çoktan ölmüştü ruhlar. Bundandı duyguların kokuşmuşluğu... Bundandı bakışlardaki  soğukluk. Artık gülmeler alaycı,  gerçek  kalbe saplanan hançerdi. Dürüst olmak isterken,  bir yara daha açtık.. Yaralar çoğaldıkça huysuzlaştık. Gönül almalar  sahteydi,  kırarken dürüst olduk. Bu iki kişilik yalnızlıktı, tek olmasında mahzur  yoktu. Kim gitti kim kaldı bilemedik..

3.03.2015

........

Birbirimize ne çok benziyoruz sevgili....
Ben hasreti göze alıp  sevecek kadar gözü karaydım,
Sen, kalbimi kırıp,   gidecek kadar ...


LUCİA DE B.



Aslında çok etkilendiğim bir film değildi.  Sonuna kadar  beni şaşırtacak  bi'şeyler bekledim ama olmadı sayın okuyucu... Belki de kurgu olmayıp,  gerçek bir öykü olduğu için.. Hayat sıradan ve  bizim hayal gücümüz  farklılaştırıyor her şeyi, kim bilir....
Verdiği mesaj güzeldi ama..
Haklı olduğuna inanıyorsan, sonuna kadar dik durmayı bileceksin.
Umudunu yitirmeyeceksin...
Doğru  mutlaka gün yüzüne çıkacak,  sabredeceksin...
En güzeli de kulağın hep vicdanında olacak. Oradan gelen  mırıltıyı bile es geçmeyeceksin..
İnsanı  çevresine, olaylara, insanlara en çok da kendisine karşı  öfkelendiren şeylerden biri de vicdanına kulak tıkaması sanırım.. Engelleyebileceği haksızlıklar karşısında susarak ortak olmak.. Vermesi gereken tepkiyi  verememek.
Sonuç ne olursa olsun, kendi zararına olsa bile,  doğrunun ortaya çıkmasına  seyirci kalmamalı insan....Ne yapması gerekiyorsa  yapmalı..