28.02.2015

İŞTE ÖYLE.....


Son 2-3 gündür  çevremdeki insanlarla  konuşuyorum.
Konu öyle bir yere geliyor ki, kendimi akıl verirken buluyorum :))  Çok iddialı oldu değil mi ? Kendimi fikir beyan ederken  buluyorum ..
Aslında konular birbirinden farklı,  ama  benim söylediklerim üç aşağı, beş yukarı aynı şeyler..( Dün akşam üstü yaşlılar hakkında yaptığımız konuşma hariç  )
Beni en çok  şaşırtan şey iste, şu aralar, başkalarına söylediğim  bu sözlere  fazlasıyla  ihtiyaç duyuyor olmam.  Ama insanın ağzından çıkanı kulağının duyması farklı şey, duyduklarını yüreğine kabul ettirmesi farklı...
Önce kendimi dinlemem lazım..
Ne hissediyorum,?
Ne düşünüyorum,?
Bunların sebebi ne ?
Nasıl çözebilirim?
İnsan başkalarına yalan söyleyebilir ama kendine  asla..Kendini kandırmaya başladığı anda umutsuz vak'a haline dönüşmüş demektir. Teşhis doğru olmalı ki, tedavi işe yarasın...
Yalan söylemek  deyince,  dün çok sevdiğim  ve hayatıma yeni yeni giren bir arkadaşımla kahve içimi sohbet ettik.  Eyvallah şehrini anlattı bana.İlk defa duydum ve hoşuma gitti.  Allahın işine karışma, kulun işine karışma, asla yalan söyleme...Kısacık görünen , geniş kapsamlı düsturlar...
Bütün bunların dışında, hiç durmadan konuşasım var sevgili okuyucu.. Dereden tepeden, ipe sapa gelmez şeyler hakkında..
Ya da herkes sussun, sessizleşsin dünya...

25.02.2015

.....

Önümde  4 koca dosya, bir birimize bakarak akşamı ettik...  Akşam  rapor vermem lazım oysa..
Umarım bu kadar bakışmadan sonra ortaya tutkulu bir aşk çıkmaz... :))


20.02.2015

MİKROSEFALİ ANNELERİ

Tamamen  derslere yönelik açtığım facebook  sayesinde bir çok arkadaşım oldu. Not ve soru paylaşımı,  derslerle ilgili konuşmalar derken, bir gün  bir mesaj aldım. " Sevgili Telve, grup kuruyorum,  seni ekledim.  Belirli bir sayıya ulaşmam gerekiyordu. Eğer istersen daha sonra gruptan ayrılabilirsin "...Daha ne grubu,  ne oluyor orada demeden cevap yazdım " Demek beni kötü emellerine alet edecek, sonra kullanılmış bir mendil gibi kenara atacaksın öyle mi ?"
Sadece güldü Sevgili Zeynep...
Açtım, inceledim, yaptığım espriden utandım.
Mikrosefali aileleri  diye bir grup.  Hiç duymamıştım böyle bir şey.  Çevremde  duyan var mıydı onu da bilmiyorum. Okudum. Hem hastalıkla ilgili bilgiler edindim.   Hem de  bambaşka bir dünya ile tanıştım.
Mikrosefali,  yaş ve cinsiyete bağlı olarak değişen , baş ve baş çevresinin  standartlardan  küçük olması demekmiş.Tabi buna bağlı olarak  beynin gelişememesi. Hamilelikte oluşan bir hastalık. İlk yedi ayda olması ile, son iki ayda olmasının sebepleri  farklıymış . Ne kadar erken yakalanılırsa, durum o kadar ciddi olabiliyormuş.
Hastalıkla ilgili bilgiler  vermeyeceğim elbette. Zaten merak eden netten öğrenebilir.
Benim yazmak istediğim, çocuklarına karşı bu kadar büyük sevgi, şefkat besleyen, "uyuduğunda bile özlüyoruz" diyen anneler.. Ne yedireceğini, nasıl yedireceğini  bilemeyen anneler.. Çünkü çocuklarda yutma zorluğu var. Hatta bir çoğunda yok .  Püre haline gelen  yemeği bile  yedirmekte zorlanıyorlar. O çocukların ağzından çıkan bir kelime ile öyle mutlu oluyorlar ki..
Bu annelerin yalıtılmış bir hayatları var anladığım kadarıyla.  Öncelikle dışa açılmaya vakitleri yok. Çünkü bir çoğu yalnız, yardımcı olacak kimseleri yok. Hastaneye gidip gelirken, evde çocuklarıyla ilgilenirken yalnızlar.  Bir diğer sebep,  insanların saçma sapan sorularına karşı tahammülleri kalmamış. Bu nedenle  evde çocuklarıyla ilgilenip,   vakit buldukça  internete giriyorlar.  Araştırma yapmak için, karşılaştıkları sorunlara çözüm bulmak için,  bir birlerine destek olmak, zorlandıkları konularda yardımlaşmak için...Banyo yaptırmak bile  sorun olduğunda ( ayakta duramayan çocuklar var çünkü )  neyi nasıl yaparsam daha kolay olur, çocuğumun canını acıtmam  derdinde bu anneler.Karşılaştıkları zorluklar için  hiç de şikayetçi değiller.  Tek korkuları  "bizden sonra bu çocuklar ne olur?, kim bakar " . Annelik böyle bi'şey işte. Tek düşünceleri, tek  dertleri yavrularının emin ellerde olduğunu bilmek.
"Ben çok şükür gözyaşı döktüm " diyor bir anne...  Düşünebiliyor musunuz?  Artık şırıngayla yemeği bıraktı,  yutabiliyor diye sevinen anneler..
Bir birlerine öyle güzel destek oluyorlar ki ... Bir çok şeyi kendileri bulmak zorunda.. Farklı sorunlarla karşılaşıp, kimsenin denemediğini deneyip, bunları kendi aralarında  konuşup tartışıyorlar.
Ve görüyorum ki,  çocuklar bu annelerin yaşam kaynağı.. Yaşama sevinci.  "neden biz, neden ben" sorusu yok .."neyi, nasıl  yapabilirim " sorularına cevap arıyorlar sadece..
Ben bu anneleri hayranlıkla takip ediyorum..
Sevgi dolu oluşları, gayretleri,  sabırları,  enerjileri  gerçekten etkileyici..
Dilerim ki gözlerinden düşen her damla sevinç gözyaşları olsun..
Dilerim ki bu enerjileri ve sevgileri hiç bitmesin..


17.02.2015

TÜM TACİZCİLERDEN, TECAVÜZCÜLERDEN ÖZÜR DİLEYİN OLSUN BİTSİN...!!!!!!!



Henüz Özgecan'ın acısı  bu kadar taze iken. "Japon turiste cinsel saldırıdan yargılanan İ.K.  2 yıl hapisle cezalandırıldı. Duruşmadaki saygın tutumu nedeniyle cezası 1 yıl 8 aya indirildi ,Mahkeme, yeniden suç işlemeyeceği  hususunda olumlu kanaat edindiğinden dolayı, sanık hakkında verilen cezanın hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına  karar verdi.."
Ben bu cezayı veren ( veremeyen, vermeyen)  hakimin deeeeeee, bu adamı savunan avukatın daaaaaa.....
Hayatımda ilk kez avukat  olduğumdan dolayı utanıyorum...



16.02.2015

.....

Bazı acıların tarifi yok. Bazı acıların telafisi yok.. Bazı acıları anlatmaya kelime yok...
Her ikisi de ana..
Öldüreninki de,  vahşice öldürüleninki de...
İkisinin de  ciğeri yanıyor..
Ne yazık ki bu ne ilk, ne de son olacak..
Gerekli yasal düzenlemeler ivedilikle  yapılmalı.
Psikologlar, psikiyatristler   insanımızın ruh sağlığı  haritasını çıkartmalı.
Tıpkı diş taraması gibi,  ruh sağlığı taraması periyodik yapılmalı...
Mesleklerin  ruhsal deformasyona yol açması  önceliğine  göre yılda bir,  üç yılda bir, beş yılda bir... psikolojik testler yapılmalı...
Bu tür insanlık dışı suçlar için hafifletici sebep,  iyi hal vb.  indirimler  uygulanmamalı...
Yapılır mı bilmiyorum, ama  artık bu tür olaylar yaşanmamalı...


6.02.2015

Kumar oynayasım var...
Masanın üstüne koyup  , sana ait olan tüm duygularımı,   rest çekesim var ey sevgili...
Elimdeki itirafla, geri  kazanasım var...Yine sende kaybettiğim yaşama sevincimi, hayallerimi....



3.02.2015

İÇ SES

Canı krokanlı pasta istemiş. Üst kata çıkıp alalım dedi, bir adım atacak halim yok, sen git ben burada beklerim dedim.  Kenardaki banka attım kendimi.. İnsanlar .. Türlü türlü, her biri başka bir alem. Sonra önümden bir  çift geçti. Kendi halinde bir kadın.  Saçlarını tepeden toplamış. Elinden tuttuğu küçücük kızını adeta sürüklercesine yürüyor.  Adamın siniri yürüyüşüne vurmuş. Yüzü ne alemde bilmiyorum, Allahtan sırtı bana dönük.  5-6 metre ileride , tam önümde duruyorlar. O anda biri kız, diğeri erkek, muhtemelen ardışık yaşlı iki çocuk daha çarpıyor gözüme..Onlar kendi halinde..
Adamın mütemadiyen  "Ben sana söyleme demedim mi, neden söyledin? " sözlerini duyuyorum. Kadın mırıl mırıl. Belli ki yaptığı hatayı farketmiş. Biraz utangaç, biraz da adamın  vereceği tepkiyi kestirememekten  mütevellit bir çekingenlik var yüzünde.. Ama adam durmuyor. Bir iki adım sağa sola  gidip, tekrar kadına yöneliyor."Ben sana söyleme demedim mi, neden söyledin? ".
Bu kadın, adamı çileden çıkartacak kadar ne söylemiş olabilir, bilmiyorum. Adamın tavrı ve ısrarı beni çileden çıkarmak üzere.  Çok uğultulu ve kalabalık bir ortam.  Sesleri seçemiyorum. Azıcık halim olsa  yerimden kalkıp, adamı kolundan savurmak istiyorum "Yeter be kardeşim,   olmuş bitmiş, derdin ne ?" Yok adama ilişmemek lazım,  bir tokat  atsa , ki beklerim, şaşırmam, zaten ayakta duramıyorum,   yere savrulurum kesin.  İyisi mi kadına "hadi  güzel kardeşim, topla çocuklarını uzaklaş bu adamdan, söylensin kendi kendine " demeli..
Duydu, vallahi duydu kadın benim iç sesimi. O ürkek ceylan gitti,  dişi bi aslan geldi.  "çok uzattın" dedi adama.. Çocuklarını toparladı, adamın çıtı çıkmıyor.  Dondu kaldı resmen.  O anda ,  bir güruh insan önümden geçmeye başladı.  15 saniye sonra ne kadın vardı ortada, ne adam, ne çocuklar...
Dışarıda çocuk terbiye etmeye kalkanlara, bir de  eşine ( kadın erkek farketmez)  bağırıp çağıranlara, küçük düşürenlere  sinir oluyorum.  Yapmayın ya hu böyle şeyler.  Gidin evinizde  halledin ne sorununuz varsa...