23.06.2014

....VE PERDEEE....




Aslında çok geç kalmış bir mim. 
Sevgili Pe Hito 30 yaşına gelirken , geldiğimizde. neler hissettiğimizi yazmamızı istemiş. Bu çok zorladı beni itiraf etmeliyim.
Sonra dedim ki kendi kendime. Boşver 30 u.. Hatta 40 ı ... En güzel yaşlar kadın için de erkek için de 45-55 arası..
Herşeyden önemlisi; olan olmuş artık. Hedef tutturulmuş ya da teğet geçilmiş hatta paslanmış. Artık iş  elde ne varsa, kaldıysa, onunla yetinmeye kalmış. Evlenilmiş, boşanılmış ya da bekar kalınmış. Çocuk olmuş. Olmamış ya da büyüyüp yuvadan uçmuş. Neyi değiştirebiliriz ki ?
Yaş ilerledikçe  en azından kendimde şunu farkettim. Abesle iştigalmiş , hayatı ya da insanları çözmeye çalışmak.... Sadece yaşamak lazımmış.  Bir oyuncu gibi tıpkı.. Olay değişti, sahne değişti, rol arkadaşlarım değişti deyip yeniliğe açmak ruhu ve duyguları...  Yeni sahneyi en güzel şekilde oynamak lazımmış...
Kimler için ne acılar çekilmiş, ne hayaller kurulmuş... Şu an hiçbirinin esamesi okunmuyorsa, geride kalan sadece "ben" sem eğer, en azından bundan sonra hiç birşey ve hiç kimse için vakit kaybına tahammül olmamalı.. Benim bunca yaşanmışlığın ardından anladığım tek şey bu... Başkaları için elbette yapacaklarım var daha, sorumluluklarım var. Ama hiç kimse benden önce ve benden öte değil..




5.06.2014

......



Elini tutmasa da, gözlerine bakmasa da, yanında olmasa da, biri olmalı "canım" dediğin... candan öte bildiğin.... biri olmalı hayatında , gelmiş gitmiş de olsa, uzak da dursa, sevmiştim, sevilmiştim dediğin... ister arkadaş, iste dost, ister eş... ama biri olmalı, hep seni düşündüğünü bildiğin....


3.06.2014

SİZ HİÇ ....?

İlginç bulduğum bir mim.. Kaptan'ın Zehir Defteri aslında epeyce önce mimlemişti beni ama, sınavlar araya girince  geciktirdim. Bir kaç blogda daha görüp beğenmiştim. Sanırım kulaktan kulağa gibi, bu mim de  biraz deforme olmuş . Ben aslına uygun olarak yapmayı tercih ettim. Umarım hoş görürsünüz Kaptan :))
Mim " siz hiç " diye başlıyor, gerisini getiriyorsunuz. Diğerlerinden farklı olarak, cevap vermiyor, soru soruyorsunuz... Her telden, hayal gücünüze kalmış...
* Siz hiç  pişman olacağınızı bile bile  defalarca aynı hatayı yaptınız mı ?
* Siz hiç  tüm ömrünüz boyunca varlığından bir an olsun şüphe etmediğiniz  halde, zamanla "acaba gerçekten var mı? " diye sorguladınız mı ?
* Siz hiç yeni doğmuş bir kuzuyu kucağınıza aldınız mı ?
* Siz hiç  gerçekten uğur getireceğine inanarak , uğur böceğinin peşinden koştunuz mu ?
* Siz hiç  yaşınıza bakmadan lunaparka gidip eğlendiniz mi ?
* Siz hiç kışın  kar üzerine pekmez döküp yediniz mi ?
* Siz hiç kan verdiniz mi ?
* Siz hiç durduk yerde " seni seviyorum " dediniz mi ?
* Siz hiç  ölümden döndünüz mü ?
* Siz hiç aleyhinize olan bir durumun  ( başkasını sevindirecek diye )  olmasını istediniz mi ?
* Siz hiç kalabalık bir ortamda, sizinle ilgisi olmasa bile,  haksızlığa müdahale ettiniz mi ?
* Siz hiç radyoda  çalan bir şarkıyı,   telefonda sevdiğinize dinlettiniz mi ?
* Siz hiç berbat bir yemeği, sırf yapan üzülmesin diye, ayıla bayıla yediniz mi ?
* Siz hiç bir  ağaca yaslanıp, kuş cıvıltıları arasında uyudunuz mu ?
* Siz hiç hesabı ödediğinizde fazla gelen para üstünü geri iade ettiniz mi ?
* Siz hiç beğendiğiniz bir gazete küpürünü kesip, sakladınız mı ?
* Siz hiç kendinize uzaktan / karşıdan baktınız mı ?
* Siz hiç yokuş aşağı deli gibi koştunuz mu ?
* Siz hiç bir uçurumun kenarına gelip, aşağıyı seyrettiniz mi ? 

Şimdilik benden bu kadar... Kaptan'a teşekkürler..
Kimler mimlendi bilmiyorum.. Ama siz benim normalde pek kimseyi mimlemediğimi biliyorsunuzdur .Bu kez  ( mimin farklı olması nedeniyle de )  cevaplarını merak ettiklerimi mimlemek istiyorum.
Pe Hito, Yolcu , , Ali ( Bana Dair ),   N.Narda, Furkan Yetek, Ufuk Parlak...  mimlendiniz :)




31.05.2014

Bilmediğin denizin dalgasına atlamayacaksın...
Seni nereye sürükleyeceği belli olmaz..
Hoş bir seyir olsun derken,,
Boğuluverirsin, mazallah...


30.05.2014

DON KİŞOT / LAR ARANIYOR

 

Benim hayatımda ben  , bir de   3.  şahıslar var.. Tabi ara kesitte ailem, sevdiklerim, arkadaşlarım, değer verdiklerim, ilişki içinde olduklarım... vs.
3. şahıslara aynı mesafede dururum genelde. Saygı çerçevesinde. Sokakta karşılaştığım bir temizlik işçisi, postacı,  resmi dairedeki memur, kasiyer,  acildeki doktor..... Siz diye hitap ederim. Birinin diğerinden farkı yoktur gözümde.. Neticede hepsi "insan"dır.
Bu aralar nedense, "insan " olduğumuzu unutmaya yüz tutmuşuz  gibi hissediyorum. Ara kesiti kaldırmışız da, ben ve diğerleri demeye başlamışız  sanki. Ne kardeşin, ne ana babanın, ne eşin dostun  önemi yok. Ben iyi olayım, ben mutlu olayım, kazanan ben olayım..... diğerlerinden bana ne.. Yeter ki  keyfim yerinde olsun, başkası kırılmış dökülmüş umurumda mı ?
İşte bunun için daha çok yalnızlaşıyoruz.  İnsanları kolay harcadığımız için. Duygusuzlaşıyoruz zamanla. Acıyı hissetmez,  acıttığımızı bilmez oluyoruz. Öyle hızla dönüyor ki dünya,  ne kendimizi sorguluyoruz, ne durup düşünüyoruz.
Yitiriyoruz insan olmanın erdemlerini. Vefa, paylaşma, yardımlaşma, hoşgörü, sevgi, saygı, diğergamlık.... tek tek gidiyor ellerimizden, parmaklarımızın arasından kayıyor, farketmiyoruz... Üzülmüyoruz, özlemiyoruz, kaybetmemek için  uğraşmıyoruz, gidenleri geri döndürmek için  gayret sarfetmiyoruz. Çünkü kaybettiklerimize  bir anlam yüklemiyoruz.. Gidenin yerine başkasını koyabiliyoruz. Yaşanmışlıkları, hatıraları, paylaşılanları, beraber gülüp , beraber ağlamaları siliyoruz zihnimizden.....
Tüm bunların eksikliği zamanla makinalaştırıyor bizi.İfadesiz bir yüz, hissiz bir ruhla dolaşmaya başlıyoruz ortalıkta. Robot gibi.. Ne zaman taşlaştı bizim kalbimiz.. Ne zaman , nasıl, kim çekip aldı duygularımızı içimizden.. Ne zaman  kolayca gözden çıkarır olduk  hayatımızdakileri...
Ben artık,  üzülme geçer, zaman her şeyin ilacıdır,  hayat kısa yaşamana bak ..... laflarını söylemediğim gibi, duymak da istemiyorum...
Ben acaba kalbini kırdım mı, onu üzdüm mü, çok mu ileri gittim diye düşünmek istiyorum..
Ben , söylediğim bir sözden, yaptığım bir davranıştan dolayı pişmanlık yaşamak istiyorum...
Ben başkalarının yaşadığı acıyı, yokluğu, yoksunluğu  hissedip, uykularım kaçsın istiyorum...
Ben  darda kalana yardım edememekten, derde derman olamamaktan dolayı  içim acısın istiyorum..
Ben hayatımda yeri olan insanların, gittiklerindeki  boşluğu görmemek için,  mücadele etmek istiyorum..
Ben insanlığımı  kaybetmemek adına gerekirse  acı çekmek istiyorum..
Ben hıçkıra hıçkıra ağlamak, yüreğimi yumuşatmak, duygularımı canlandırmak istiyorum...
Ben duygusuzluğa karşı tek başıma zafer kazanamasam da , Don Kişot gibi  ortaya atılmak  ve savaşmak istiyorum...

          

                                             Ben  "insan " olarak kalmak istiyorum....



26.05.2014

EHVEN-İ ŞER BU OLSA GEREK...

 

Daha önceki  şu ( http://kahvetelvesi-kahvemolasi.blogspot.com.tr/2014/01/bir-insani-sesinden-taniyabilir.html )  yazımda F.den bahsetmiştim.. Ölen eşinin ailesinin yanına gittiğinden...F ile bugün yine konuştuk...
"Ben evlendim " dedi. Şaşırdım.. Doğuda  dul bir kadın, eşinin ailesinin yanına gidecek ve orada evlenecek. Aklım almadı,, normal bir evlilik düşündüm ,  aklım almadı...
"Çocuğumu alacaklardı eğer kabul etmeseydim " dedi.  Eşini kaybettikten sonra çocuğuna sarılmış , O'nunla avunmuş. Sırf avuntu olduğu için değil elbette, bir anne evladından kolay kolay ayrılamazdı. Kiminle evlediğini sorduğumda, "Kaynımla " dedi !!!
Ne diyeceğimi bilemedim. Çocuğundan ayrılmamak için zorla evlendirilmişti. Resmi nikahı yoktu. Kimse seni böyle bir evliliğe zorlayamaz diyemedim. Hak var hukuk var diyemedim.  Bal gibi de zorlarlardı. Çünkü O'nu koruyacak  ne kanun vardı ne nizam.. Üstelik karşısında kafa tutması gereken 3-5 kişi değil, yüzyıllardır süren bir töre vardı.  İçim ezildi , ne diyeceğimi bilemedim..
Seviyor musun  sorusu saçma olacaktı, canı cehenmeydi, aşkın da sevginin de o an.. 
Sonra anladım ki, çekinerek konuşmasının sebebi, benim tepki göstermemden korkmasıymış. "Kötü mü yapmışım " diye sordu.. 
Ah be kızım, daha 25 yaşındasın, kalkıp vefat eden eşinin kardeşiyle nasıl evlenirsin, üstelik çocuğunu kaybetmemek için demedim..
Madem evlendin, niye imam nikahına razı oldun, sonra kime karşı ne gibi bir hak iddia edeceksin demedim ...
Velayeti zaten mahkeme sana verirdi, demedim...
Sen aklı başında, öğretmen bir babanın kızısın, bu törelere bir yerde dur demenin zamanı gelmedi mi demedim..
Böyle bir  zorlamaya boyun eğeceğine, baba evine dönseydin demedim...
Madem ki, eşinin babası aynı zamanda amcan, sana nasıl böyle bir dayatmada bulunurlar demedim...
"Bunu sen bileceksin " dedim sadece. "Sana karşı iyi mi ? Rahatın, huzurun var mı " diyebildim ...
"Çok iyi davranıyor, bir dediğimi iki etmiyor, ölen eşimden daha iyi " dedi.  Ve ekledi " Hiç pişman değilim.." 
Madem öyle baştan söylesene. Ne diye beni üzüyorsun...Pişman değilsen, huzurluysan, seni eleştirmek haddime mi ? Şartlarını senden iyi kim bilebilir ki? Seni nasıl yargılar, ayıplarım ben ? Nasıl olur da karşıdan ahkam keserim..
Sadece eğer  pişmansan ve zor durumdaysan, senin adına üzülürüm o kadar...Sana akıl bile veremem, yol gösteremem. Biliyorum ki, baş kaldırdığında başını keserler de, kimsenin gıkı çıkmaz...Ne ailen koruyabilir, ne devlet.. Hesabını soran  bile olmaz..
İçim rahatladı. Zaten konuşması  daha akıcı, sesi daha canlıydı eskiye göre.. Gerçekten mutlu olduğu anlaşılıyordu..
"Mutlaka resmi nikah yaptır en kısa zamanda " dedim, sebeplerini açıkladım  uzun uzun...
Daha 25 yaşında...
Oğlu 6 yaşında...
Tüm olumsuzluklara rağmen , bir insanın hayatta olduğuna şükretmek..!!!
Gönül isterdi ki,   mecburiyetten değil, sevgiden evlensin...