7.07.2013

MUDANYA



Bozcaada sonrası  kendimizi navigasyonun şefkatli kollarına bırakarak tekrar yola düştük. Yola demek  hata tabi ki, dağlara tepelere  daha doğru bir ifade olurdu.. Deniz kenarındaki son görüntüyü çektikten sonra, dağ yollarında ilerlemeye devam ettik..

 


Karadeniz'e hayran kalmış biri olarak,  yol güzergahında  gördüğüm manzaraların da Karadeniz'i aratmayacak kadar güzel ve büyüleyici olduğunu söyleyebilirim..




Keçileri severim. Koyunlara göre daha canlı ve  çevik  gelirler bana ..
 

Yol üzerinde çok fazla ayçiçeği tarlası gördüm. Oysa ben  Edirne, Tekirdağ taraflarında yetişir zannediyordum daha çok..

Nihayet Mudanya'nın Güzelyalı beldesindeyiz. 

 
Sahilde biraz yürüyelim dedik ama, meğer kilometrelerce uzanan bir sahili varmış, vazgeçtik.. Mudanya insanı içine kapanık, sessiz , sakin geldi bana. Özellikle Bozcada'dan sonra .. Sanırım bizim genel tavrımız bu. Millet olarak  nasıl ki, çoluk çocuk, gelin kayınvalide, hep bir arada oturup,  ayda yılda bir gelen misafir için evin güzel ve ferah döşenmiş odasını  tahsis ediyorsak,  nasıl ki erkeğimiz kadınımız evde en pejmürde haliyle oturup, dışarı çıkarken giyinip süsleniyorsa...... Gelişimimiz , yaşadığımız yere çeki düzen verme,  yaşadığımız yeri önemsememiz de başkalarının gelip görmesine bağlı..Bozcaada daha dışa dönük bir yerleşim yeri. Her yerden turist  geliyor. Bu nedenle insanları da, esnafı da   daha sıcak kanlı. Canlılığı korumaları , yerli yabancı turisti çekmeleri buna bağlı.. Ama Mudanya kendi yağıyle kavrulan bir yer gözlemlediğim kadarıyla. Evde sıcaktan bunalan vatandaş mecburen sahile inip bişeyler içecek, oturup kalkacak. Kafedekiler iyi olsa da olmasa da.... Gelişse de gelişmese de...

Mudanya'da gün batımı...



Mudanya Kaymakamlık binası..
Mudanya geçerken uğranabilinecek  bir yer.. Aslında tarihine bakılırsa, kuruluşu milattan öncelere dayanıyor.!321 yılında Orhan Bey tarafından Osmanlı topraklarına katılmış.Bu nedenle  o dönemden kalma çok fazla sayıda  cami ve yapı örnekleri barındırıyor..Zeytincilik ve ayçiçeği geçim kaynaklarının başında. Çam ve meşe ağaçlarından oluşan sıkı ormanlara sahip. Balıkçılık açısından da gelişmiş bir yer..
Ve.... kaldığımız otelden hoşuma giden kareler..














4.07.2013

.......

Gözümden uzaklaştıkça gönlümde büyüyorsun...
Gönlümde büyüdükçe gözümden uzaklaşıyorsun...
Nasıl kırılır bu kısır döngü ? ....




.

BOZCAADA...

Nihayet tatilimizin ilk günü..Her türlü aksiliğe rağmen :)
Bir kaç senedir, bir yere gidip çakılı kalmaktansa,  farklı yerlere gidip görmeyi adet edindik ki, benim, bizim daha çok hoşumuza gidiyor böylesi..
Bu sene Çanakkale Bozcaada  başlangıç noktalı tatilimiz Safranbolu'da nihayetlenecek, tabi bir aksilik  olmazsa..





Navigasyonu,   Bozcaadaya geçmek için Gedikli' ye ayarlarken " en kısa" yolu tercih etmemizden mütevellit , yukarıda gördüğünüz gibi dağlar bayırlar aşmak zorunda kaldık. Tabi geri de dönemedik. Ama yolun bozukluğuna rağmen gayet de güzel oldu. Manzaralar müthişti..



Havada müthiş bir is kokusu ve itina ile dizilmiş odun yığınları... Kenarda  üst üste  duran  çuvallar.. Mangal kömürü,  sanırım buralarda en yaygın geçim kaynaklarından . Yol boyunca o kadar çok rastladım ki bu manzaraya,   odunların yakılarak üzeri toprakla örtülmüş  halini de çekmediğime pişmanım...




Feribottan inmeden önce , adanın karşıdan görüntüleri...
Yolculuk esnasında yanımıza oturan, adalı bir bayanla sohbet ettik. Adanın kış nüfusu sadece 2.000  miş. Tabi yaz aylarında bu rakam oldukça kabarıyor. Buna rağmen oldukça sakin. Sükunet, insanların yüzüne, tavrına da sirayet etmiş.



 




Sokakları daracık ama oldukça yeşil. Her evin önünde saksılar dolusu çiçek var. Bu da  zaten sevimli olan sokaklara ve evlere, ayrı bir güzellik katıyor. 


Kilise... Zannediyorum, adada Rumların sayısı oldukça fazla..


Kıskandım, azıcık yana  kay da ben de oturup dinleneyim dedim ama ı ıhh, yüz vermedi :))


Bu arada, yerleşim yeri içinde kargaların, dışında da baykuşların ve kirpilerin oldukça fazla sayıda olduğunu öğrendim. Ancak sebebini bilene rastlamadım. :) Bu nedenle , karga sesi eksik olmuyor  hiç. Baykuşlar,  bilinenin aksine bereket timsali sayılıyor adada..Hatta baykuşla ilgili bir çok küpe, kolye bulmak da mümkün..





Ben bu kedinin önünden geçtim. Garibimin hayatı karacaktır  büyük ihtimalle :))





Bütün evler muhteşem.. 



Bildiğimiz su kabaklarını dantel gibi ince ince oyup, lamba yapmışlar.. Görüntü büyüleyici...


Kadınları çok çilekeş göstermiş bu  bez bebeler ama olsun, hoşuma gitti..



Hepsi el emeği incik boncuk  var tezgahlarda... Çok fazla  alıcısı yoktu ama sanırım hafta içi olmasının etkisi..
  
Aslında görüntüdeki halinden daha güzel.. Oturup kahve içtim keyifle :)


Ada içerisinde dolaşan araç sayısı oldukça az. Genelde 17 yerine 34 plaka çoğunlukta ama onlar da hep park halinde. Ada içerisinde motosiklet kullanılıyor  , hatta kiralanabiliyor da.. Garsona sorduğumda, zaten merkezden adanın diğer ucu 7 km., bu nedenle motor daha çok kullanılıyor dedi..
Adada misafirler için bol sayıda butik oteller var. Hepsi de oldukça yeni ve tertemiz. Sanki dün açılışı yapılmış ta, bugün misafir ediliyorsunuz gibi. Otellerin bahçesi yeşil , çiçekli. Kahvaltıyı bahçede yapıyorsunuz. Öğle ve akşam yemeği için bol sayıda restoran var. Deniz ürünleri  oldukça  bol ama biz malum, Egeli olarak, zeytinyağlı yemekleri tercih ettik. Fiyatlar  abartılı değil bana göre. İki kişi 27 tl. bir akşam yemeği..

Otelin bahçesi...


Kalenin gece görünüşü... 
  
Veeee her ne kadar düzgün çekemesem de, köpeksiz olmaz :) 



Akşam olunca sahilde yürümek keyifliydi.. Oldukça da kalabalıktı..Ama iyi geldi bu ada.. Adanın yeşilliği, güzelliği, sakinliği... İnsan kendisiyle başbaşa kalmak istiyorsa, buradan daha güzel bir yer olamaz.. Umarım yolunuz bir gün bu adaya düşer ve bu güzellikleri kendi gözlerinizle görürsünüz :)