Yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.03.2013

ÇEKİRDEK AİLE Mİ GENİŞ AİLE Mİ?

Ne kadar zaman oldu böyle gülmeyeli...Kendimi iyi hissetmeyeli...
Çok keyifli bir akşamdı.. İlk başta biraz gergindim, çünkü nahoş  konular konuşmuştuk...Ama her şey Yılmaz Özdil'den bahsetmeye başladığımızda değişti.  Canım benim,  O'nun bazı  eski yazılarını kesmiş, hiç üşenmeden kalktı, tam karşımdaki kitaplıktan aradı buldu, tek tek okudu... Gelmiş geçmiş tüm milletvekillerinin soyadlarına göre sınıflandırma yaptığı bir  yazısıydı en çok güldüğümüz...Türklere  özgü ölüm şekilleri, sonra siyasiler... Ardından  görev yaptığı  yerlerdeki ilginç anılar...Akbaba adlı mizah deergisini 3 yıl bedavaya nasıl okuduğunu anlattı.. Dergiye belli aralıklarla fıkralar yazıp gönderir, ödül olarak da bedava abonelik kazanırmış :)  Zaten çok kitap okuduğunu biliyordum, can dostumdan sonra , hayatımdaki en mantıklı, en sıra dışı ikinci  insan  olduğunu da... Ama bu akşam bir kez daha hayran hayran baktım  yüzüne... Baktıkça da düşündüm... Yalnızlığımızın, mutsuzluğumuzun, iyi ve güzel şeylerden  hızla uzaklaşmamızın sebebi bu mu? Çekirdek ailede yetişmemiz mi ? Oysa  sevgili dayımla daha sık görüşebilseydik, amca, hala, teyze, nine, dede  hayatımızda daha çok yer alsaydı, bazı şeyleri  daha küçükken öğrenir miydik ? Şimdi insanların büyüklerine karşı bu saygısızlığı, vurdumduymazlığı, paylaşmayı bilmemesi, sanal alemde kendine arkadaş aramaya kalkması bu nedenle mi ? Eskiden geniş  ailelerde büyüyen çocuklar edebi öğrenirmiş büyüklerinden... Bir derdi olduğunda anlatabileceği, derdine derman olacak birileri olurmuş mutlaka etrafında.. Kuzenler, yeğenler  güle oynaya, bazen bağrışa çığrışa büyürmüş.. Kime nasıl davranacağını, nasıl gönül alınacağını , zor günlerde kenetlenmeyi öğrenerek..Oysa şimdi ufacık bir rüzgar , kanından canından olanları bile hiç umulmadık anda bir birinden uzaklara savurabiliyor..






16.12.2012

PAZAR SENFONİSİ

 
 
Yine erken kalkılan bir sabah..Önce nette dolaşıyorum, sonra kahvaltı. Bu arada televizyonda bir kovboy filmi.. Konuya baştan hakim olmadığım için  mantık yürüterek anlamaya çalışıyorum olayı....
Tıpkı çocukluğumdaki gibi. O zamanlar da  pazar sabahı kovboy filmleri olurdu. Bittiğinde saate bakıyorum 11.55. Aaaa diyorum, şimdi de pazar konseri başlamasın sakın. Sevmediğimden değil,  bu gün havamda değilim.  Tek bir enstrüman olabilir, hadi bilemedin iki.. Ama o kadar kalabalığı kaldıracak halet-i ruhiyem yok şu an.  
Düşününce çözüyorum meseleyi. Kalabalığı görmek yalnızlığımı hatırlatacak. Tıpkı ailesinden, akrabalarından, kuzenlerinden.. bahsedenlerin yanında hissettiğim o  duygu gibi.. Bu kadar mı yalnız olur bir insan...Tabi şimdi burda " yine de sahip olduklarımı düşünüp, rahatlıyorum, halime şükrediyorum,  bardağın yarısı dolu en azından " demelisin diyeceksiniz. Aman ha !! sakın ha !!! en nefret ettiğim ve sinir olduğum şeydir. Benden daha zor durumdakilere bakıp nasıl kendimi iyi hissedebilirim ki ? Üstelik her kesin acı eşiği nasıl farklıysa, mutluluğunun eşiği de öyledir bence.  Ayrıca kıyas yapılarak mutluluğun yolu bulunmaz ki. En azından bu tür kıyasla...
Böyle durumlarda yaptığım şey şu.. " Bak kızım, canın sıkkın biliyorum, kötüsün. Tamam haklı da olabilirsin. Benden sana 3-4 gün izin. Dağıt kendini, ağla, sızla, derdine yan. Ama unutma ki, bu dibe çöküşten, bu u/mutsuzluktan seni ancak sen kurtarabilirsin. Sakın ola ki başkasından medet umma. Buralarda da fazla oyalanıp, mesken tutma. Yoksa ayrılık zor gelir, kurtulamazsın ..Her şey senin elinde, ister bahara çevir hayatını, ister kara kışa"
Neyse. hava açılmıya başladı. Şimdi dışarı çıkıp, kalabalıkların arasında yalnız kalmak istiyorum..Yok ya şaka yaptım, günün tadını çıkarmak varken, ne yalnızlığı  :))
 
 
 


12.12.2012

MELANKOLİ





Her gün konuşuruz biz. Hem de saatlerce. Bazen düşünürüm  nereden konu buluyoruz, nasıl hiç  sıkılmadan konuşabiliyoruz bu kadar ? Konu kendimiz  olmayabilir..Bir arkadaşımız, ortak  tanıdığımız,  yolda gördüğümüz ilginç bir kişilik, siyaset, düşünce sistemleri....aklınıza ne gelirse.
İkimiz de mantıklıyızdır. Orta noktada buluşuruz çoğu zaman. Birimiz diğerinin bildiğine farklı bir açıdan bakıyordur, bu hoşumuza gider..Birimiz diğerinin bilmediği ya da hiç düşünmediği bir konuya parmak basıyordur, buna da bayılırız.Yeni şeyler öğrenmek, ufku genişletmek, farklı pencere edinmek heyecanlandırır, ayrı bir haz verir bize.
Ama bugün olduğu gibi nadiren de olsa asla ortayı bulamadığımız, mutabakata varamadığımız zamanlar da olur.
Tartışmanın konusu melankolik yapıdaki insanlar..Yani ciddi anlamda psikolojik rahatsızlık olarak değil de, halk diliyle hüzün ve yalnızlık sevdalıları . Konuşmamızdaki ortak nokta; bu tip insanların iki gruba ayrıldığı..İlk gruptakiler pek ilgilendirmiyor bizi. Yani birazcık bu duyguları barındırsalar da kendilerinde, sırf bu hali abartarak insanların dikkatini üzerine çekmeye çalışan, daha karizmatik olduğunu düşünen ilgi meraklıları.
Diğer grup ise, haklı nedenlerle ruhsal çöküş yaşayan , kendini çıkmazda hisseden , pesimist düşünen, her daim mutsuz dolaşanlar. Tamam mazoşist yapıda olup , acıyla beslenen insanlar da var. Acı çektikçe kendini var eden, hatta bu durumu üretkenliğe dökebilenler mevcut toplumumuzda. Böyleleri hep şikayet halindedirler. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin durum değişmez. Yıllar sonra dinleseniz de problem aynıdır, ama çözüm yoluna  gidilmemiştir. Çünkü çözüm işlerine gelmez. Onlar bu halden (içten içe ) mutludurlar.
 Buraya kadar fikir bazında aykırılık yok. Ama ben diyorum ki, bir insan grubu daha var. Ne dikkat çekmek için,  ne de  bu halden zevk aldıkları için... Gerçekten çözüm yolu olmadığından, çıkış yolu bulamadıklarından hüznün ve mutsuzluğun pençesinde olanlar  var. Onlar için mutluluğun reçetesi, madem ki kurtuluş mümkün değil kabullenmek..  Kabullenmek için de zaman gerekiyor elbette. Bu süreçte düşüp kalkmalar, dibe vurmalar , boşluğa düşmeler kaçınılmaz. Lakin, bizim kız itiraz ediyor. Çözümsüzlüğün mümkün olmadığını söylüyor. Yani kabullenmek ve bununla yaşamayı öğrenmek çözüm sayılmıyor O'na göre. Durum ne kadar kötü olursa olsun, mutlaka çıkar yol bulunur. Yeter ki insan istesin, gayret etsin. Zaten insanın hayattaki tek amacı ve görevi bu değil mi diyor.Yani her şart altında mutluluğa, ruhsal dinginliğe ulaşmak.
Kim haklı bilmiyorum. Ben yine de çözüm yolu olsa bile , bedeli ağır olacağı için insanların bu yolu tercih etmeyip , mutsuzlukla sarmaş dolaş olabileceklerine inanıyorum. İster bu duruma teslim olup, kendilerince mutlu olurlar, ister sonuna dek ayak diretip   imkansızlığa boyun eğmezler..Bedeli hüzün olsa da...


27.11.2012

KURTUL KORKULARINDAN, YIK DUVARLARINI..



hayat size önce kendinizi  korumayı öğretir
korumak için savunmayı
savunmak için saklanmayı
ve daha çocukken başlarsınız saklanmaya
önce başkalarından
yavaş yavaş kendinizden..
zırh giyinirsiniz bedeninizden öte ruhunuzu sarıp sarmalayan
o kadar hoşunuza gider ki bu
ve o kadar zahmetsiz gelir ki hayatın debdebesinde
daha fazlasını istersiniz
daha saklayanını
daha koruyanını
duvarlar örmeye başlarsınız inceden inceye
küçük pencereler açarsınız 
ara sıra dışa dönmek için
dünyayı görmek için
siz herkesi görürsünüz
ya da gördüğünüzü zannedersiniz
ve bilirsiniz ki siz emniyettesiniz
ne yağmur ıslatır, ne güneş kavurur 
ne de rüzgarlar savurur
sonra korkulan olur
o duvarlarda siz de kaybolursunuz
kendinizden uzaklaşmış
kendinize yabancılaşmış
ve bedeniniz ruhunuzdan ayrılmış
"insan"sınızdır artık
 herkesin kendinden bile saklandığı bu dünyada salınırken
biri çıkıverir karşınıza aniden
gözlerinizden okur içinizi
söylediğiniz sözlerden giriverir iç dünyanıza
ve sizden daha iyi tanır sizi
önce hoşunuza gider, unuttuğunuz bu "sen" le yeniden tanışmak
ve sizi size tanıtana  hayranlık duymak
 elinizde olmadan kapılıp gidersiniz
ve gözler anlaşır konuşmadan, cümleler sessiz
tam teslim olmuşken bu gidişata
eski korkular geliverir aklınıza
hani sizin zırhınız, yıkıldı mı yoksa duvarlarınız
bakın işte sanki çırıl çıplak kaldınız
hemen sığınacak bir şeyler ararsınız
önce rehberinize kızar, ona öfke duyarsınız
onun kalbini her kırışınız
bir tuğla koymaktır  sanki , etrafınıza yeniden  ördüğünüz duvarınıza
ondan uzak durmak, tekrar bürünmektir zırhınıza
ve ondan giderken attığınız her adım
kendinizden  uzaklaşmaktır aslında
ve savurursunuz dağlardan aşağıya
hem  onu, hem kendi ruhunuzu
kolay gelir saklanmak
zannedersiniz ki bunun adı yaşamak
 tutsaklıktır oysa bu
hem beynin, hem ruhun   tutsaklığı
insanoğlu yenemedikçe korkaklığı
 yalnızlıktır alın yazısı....



5.11.2012

ZORDUR KENDİ KENDİNE YETMEK...


Hepimizi büyük bir gemiye bindirip,
açılıvermişler engin denizlere..
ve
kıyıdan epeyce uzaklaştığımızda, atıvermişler masmavi sulara..
bazılarımız iyi kulaç atmanın verdiği rahatlıkla
sakince yol almaya başlamış kıyıya doğru..
etraflarında olan bitene çok da fazla kulak kabartmadan..
yoruldukça sırt üstü yatıp dinlenerek devam etmiş  yolculuğuna
yüzmeyi bilmeyenler ise,
telaşla başlamışlar çırpınmaya 
bir yandan çığlık çığlığa bağırıp
bir yandan da batmamak için tutunacak birini aramışlar
gördüklerine saldırmışlar
iyi kötü demeden , her karşılarına çıkandan
medet ummuşlar.
bazen canları yanmış
"kurtarıcım" dedikleri daha da dibe batırmış...
kimi bata çıka öğrenmiş kendi kendine yetmeyi
kimi dalgalarla boğuşmayıp, pes ederek boylamış denizin dibini..
bazıları o kadar ustaymış ki yüzmekte
aynı zamanda dibe dalmayı da bilirlermiş
kimi zaman ustaca kulaç atarken görünürlermiş
bazen içleri elvermez, boğulana  yardım ederlermiş..
ne zaman ki batan kendilerini de sürüklüyor, hemen uzaklaşır, yardımdan vazgeçerlermiş
kimi zaman da ortadan kaybolurlarmış.
işte böyle zamanlarda gözleri, suyun büyüleyici dünyasını seyre dalarmış
rengarenk balık sürüleri, yosunlar, mercanlar...
farklı bir dünyaya bakarmış, herkese nasip olmayan..
işte böyledir yalnızlığımız..
kimi kabullenir telaşsız yaşar yalnızlığını
kimi ölüme denk tutar, paylaşmak ister başkalarıyla her anını...
ama en doğrusunu yapanlar onlardır ki,
yalnızlıklarında  kendi iç dünyalarına  dalarlar.
her yüzeye çıkışlarında doludur elleri
onlardır bunca güzel eserin sahibi
bazen renklerin ahengi büyüler gözlerimizi
kimi zaman kulağımızın pasını siler  bir neyin  sesi..
hatta  bir şiirde, bir kitapta kaybederiz kendimizi..
"bazı insanları yalnızlık tüketir ,
bazı insanlar  yalnızlığında üretir..."