30.04.2016

TEBDİL-İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR -3

Berlin Duvarı'na kadar gidip de ismimi yazmamak olmazdı..Benim için küçük, insanlık için büyük bir yazı :))

Şehir turumuzun 2., gezimizin 3. günü , bana göre çok verimli geçti. Zira hep görmek istediğim Berlin Duvarı'na gittik.  Heyecan vericiydi. Sonradan öğrendiğime göre dünyaca ünlü 100 ressamın çizdiği duvar resimleri karşımızdaydı. Hepsi karşısında durup dakikalarca incelemeye / seyretmeye değerdi.  Biz Berlin'in doğu tarafında kalıyorduk ve doğuya bakan duvarda oldukça soyut ( soyutun oldukçası nasıl oluyor ya hu ? ) , felsefi çözümlemeler isteyen resimlerdi.  Ancak duvarın arkasına baktığımda sadece ve sadece yazılar vardı. Hava çok soğuktu ve Leyla " gidelim " diye tutturdu. Bu nedenle kabaca baktım hepsine.... 





Bu araba,  duvar müzesine dahil. Ancak sırrı nedir çözemedim. Netten yaptığım  araştırmaya göre,  arabalarıyla Batıya geçen ve alkışlarla karşılanan bir çiftin ve genel anlamda geçişlerin  sembolü olabilir mi acaba ? 


Bu resim en çok etkilendiklerimden...



Duvarın arkasına geçtiğinizde bu manzaralar karşılıyor sizi. Batıdaki binalar  daha eski, Doğu, bir önceki yazımda da bahsettiğim üzere, şantiyeye benzediğinden, eski binalarla yeniler yan yana... Hatta bazen  bana çok çirkin gelen görüntüler oldu. Yeni binaları ne kadar modern olursa olsun, sevmedim..... Yama gibi duruyordu..






Ve işte Batıya bakan duvar. Önce acaba doğu ile batıyı karıştırıyor muyum dedim.  Bana göre resimler, yazılardan çok daha ilgi çekiciydi ve batıya yakışıyordu.Sonra düşündüm, toplumların ve kişilerin bunalımlı zamanlarında, kaos halinde sanatsal açıdan  üretim daha fazla olur gibi bir yorum getirdim kendimce.Ama , bu resimlerin ressamlar tarafından yapıldığını  göz önünde bulundurunca ( yazıların menşeini bilmiyorum, ya da kimlerin yazdığını)  tezimi kendi kendime çürütmeye karar verdim:)) 





Araba gibi, bisikletin de sembol ve müzeye  dahil olduğunu düşünürken, genç bir kız gelip, zinciri çözdü ve  alıp gitti. Bana da  saflığıma gülmek kaldı :))

Leyla  artık mızmızlanmanın şiddetini artırmaya başlayınca, O'na değil, ellerimi donduran soğuğa yenildim ve hadi gidelim dedim. Gönlü olsun, kıramayıp tamam dediğimi düşünsün .Tabi bunu okuyunca ne diyecek bilemiyorum :))) Otobüsümüze binip, Berlin Duvarı'nın orijinal halinin  bulunduğu yere gittik. 

Berlin Duvarı aslında böyleymiş...

Duvarın arkasındaki, birbirine paralel  bu blokların ne olduğunu , ah almanca bileydim de rehbere soraydım..
Gogıl amca  , 155 km uzunluğunda diyen tur şoförünün aksine , duvarın 46 km uzunluğunda olduğunu söylüyor. Yıkılan duvar kalıntıları bir yerde depolanmış, saklanıyormuş.Kalan kısmı da sökülecekmiş zamanla. Tabi ki hepsi değil. 
Belki de Berlin Duvarı'nı utanç duvarı yapan sebeplerden biri de, duvarı aşmaya çalışırken  insanların canlarından olmaları. Değişik tarihlerde, küçük büyük, kadın çocuk demeden bir çok insan bu uğurda can vermiş. Hayatını kaybedenlerin resimlerinin ve ölüm tarihlerinin yer aldığı .... ne denir ki buna ? anıt mezar mı ?  işte  öyle bir yer vardı. Küçük çocukların da olduğunu görünce içim cız etti.... 



Berlin  duvarı yıkıldıktan sonra, depoya kaldırılanların  dışında bir bölümü Amerika'ya satılmış. Ancak  dükkanlarda  5-10 euro karşılığında  duvar kalıntılarından  almak/ edinmek mümkün....


Sıra geldi günün özetine.....
Yani Duvar, kapitalist sistemin çarklarına daha fazla karşı koyamadığı  için yıkılmış. :)


29.04.2016

TEBDİL-İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR - 2

Eğer gezmek  işkence olsun istemiyorsanız, konaklama için seçeceğiniz yer , merkezi olmalı. Ya da merkeze ulaşımı oldukça kolay bir yer seçmelisiniz. Bizim Leyla, muhteşem bir seçim yapıp Alexanderplatz Meydanında otel seçmiş. Takdir ettim.
Günün hemen hemen her saati dolu bu meydan. Kimse kimseye bakmıyor,  herkes kendi havasında. Yere uzananlar,  olduğu yere çöküp, etrafı seyredenler, gitar çalıp şarkı söyleyenler... Ne ararsanız var.  Ayıplama  yok,  utanma yok, insanlar alabildiğine doğal ve rahat..




Odamızdan  şehrin görünümü


gece otelden manzara harika  ( bu görsel alıntı ama bizim manzara da böyleydi :)))
Tatilin en sıra dışı karesini kaçırdım tabi ki. Sonrasında çok aradım ama bulamadım. 18-19 yaşlarında bir genç oturmuş yere, önünde 5-6 kağıt bardak. Hepsi özenle  yere sabitlenmiş bantla. Her bardak üzerinde  ayrı bir şey yazıyor. Aklımda kalanlar, " BMW, extacy, beer.." O kadar güldüm ki,  biz ekmek parası için dilenirken, millet olayı aşmış, BMW parası istiyor.
İlk gün sadece öğleden sonramız olduğu için , sadece etrafı keşfetmekle yetindik. Berlin Katedrali , yürüme mesafesindeydi. 


1700 yıllarında yapılmış olmasına rağmen, hala ihtişamını koruyor , büyüleyici ...



Lustergarten


Hava çok soğuk olduğu, hatta bir ara kar bile atıştırdığı için,kanalda  tekne gezisi yapamadık. En çok içimde kalan bu oldu. Ama bir dahaki sefere  mutlaka... İnşallah ...

Perşembe günü olması münasebetiyle, oldukça sakin. İstanbul'u hatırlattı bana burası, neden bilmem. Oturup, soğuk havada kahve yudumlamak  çok keyifliydi...


Lustgarten 



Doğu ile batının birleşmesinden sonra, Almanya'nın başkenti Berlin  olunca,  şehir dev bir şantiyeye benzemiş.Her yerde inşaat var. Ya restore ediyorlar ya da yeni binalar yapıyorlar. Ancak 5 mt kazıldığında bile su çıktığı için,   bu pembe borularla suyu kanala  aktarıyorlarmış. 


İkinci gün sabah,  "hop on hop off" denilen şehir turuna çıktık. İki günlük bilet aldık. İlk gün A turu, ikinci gün B turu.  Otobüsler her 10- 15 dk da bir  aynı noktadan   geçiyorlar. Ring usulüne benziyor.Böylelikle istediğiniz durakta, ki bu duraklar genellikle tarihi bir yerde oluyor. İnip istediğiniz kadar dolaşıyor ve aynı noktadan binip, turunuza devam ediyorsunuz. Hem zamandan kazandırıyor, hem de bana göre ekonomik. Tek problem,  otobüsteki tur rehberinin  Almanca konuşması. Güya kulaklıklarla Türkçe  dinleyebilirsiniz diyordu kitapçıkta ama,  lafta kalmış. Sadece izlemekle kaldık bir çok yeri. Ya da  yarım yamalak ingilizcemizle anladığımız kadarıyla yetindik. 


Brandenburg Kapısı



Berlin Zafer Sütunu


Tiergarten Park


Berlin Hayvanat Bahçesi


Akvaryum / Berlin 


Günün özeti, lisan şart :))


TEBDİL-İ MEKANDA FERAHLIK VARDIR -1....


Geçen hafta sonu Berlin'e gittik arkadaşım Leyla ile.. Kafayı sıfırladım, yüzlerce fotoğraf çektim,  insanları gözlemledim, kıyasladım, ölçtüm biçtim, tarttım. Sonuç; insanın evi gibi yok :)))
Leyla okulda hep fransızca gördüğü için, ingilizceyi  ordan burdan, biraz yurt dışı seyahatlerinden , en çok da evde hep ingilizce  kanallar izlendiği için televizyondaki filmlerden, dizilerden öğrenmiş.Tabi başta epey zorluk çekmiş. Hatta eşine  " niye hala öğrenemiyorum şu ingilizceyi" dedikçe , eşi " bir tık kaldı Leyla, inan birden çözecek ve sen bile şaşıracaksın " dermiş.  Bir gün bizim akıllı Leyla, açmış televizyonu,  o da ne, alt yazıları okumadan anlıyor konuşulanları. Sevinçten hoplamış, zıplamış, yetmemiş çığlık atmış. Hemen eşini aramış müjdeyi vermek için. Sonra farketmiş ki, adamlar zaten Türkçe konuşuyor. Nasıl olmuşsa, biri dil tercihini Türkçe yapmış. Bana anlatırken diyor ki, " inanamazsın Telve o 15- 20 saniyelik heyecanımı. Nasıl mutlu olmuştum İngilizceyi öğrendim  diye..."
Berlin'e gittiğimizde ilk işimiz otele yerleşmek oldu. Sonra aşağıya inip, yemek yiyelim dedik. Otelden çıkar çıkmaz bir kaç yer bulduk. Gözümüze kestirdiğimiz yere daldık. Ne yesek, ne alsak diye kendi aramızda konuşurken , garson  "ne alırsınız ? "  diye sordu. Hemen Leyla'nın kulağına eğilip " bak sakın  Almanca'yı çözdüm diye ortalık yerde çığlık atıp  beni rezil etme, adam Türkçe konuştu " dedim. 
Benim dilime düşmeyeceksin arkadaşım...:)



20.04.2016

DOWN CAFE / DENİZLİ


Yaklaşık 2,5 yıl önce yazdığım bir yazıda Down Cafe 'den bahsetmiş, İzmir'de olmadığı ve gidemediğim için hayıflanmıştım. Hafta sonu Denizli'ye gidince, işim biter bitmez " hadi " dedim A'ya. "Beni  Down kafeye götür". Birazcık aradık ama çok da zorlanmadık. Yol üstünde geniş bir yeşillik alan üzerinde, ağaçların arasında  , huzur verici ( laf olsun diye söylemiyorum, gerçekten huzur vericiydi. Belki yeşilliğin bol olmasından, belki de benim sempatimden...) bir kafeydi. Hava oldukça sıcak  ve bence mevsim normallerinin üzerinde , ki 32-33 derece civarı  olduğu için çimlerin üzerinde atılmış masalarda oturmak istedik. 
Bir kaç 46 lık garson görünce etrafta  şaşırdım. Biz kendi aramızda konuşurken , kız yanımızda bitmiş, farkında değilim.Göz göze gelince karşılıklı gülümsedik.


"Tüm çalışanların 46+1 olduğunu düşünüyordum" dedim. "Ama onlar tek başlarına olsa  yürümez ki burası " cevabını aldım. Meğer 9 tanesi 46+1, geri kalan 5 tanesi de 46 lıkmış. Siparişleri isminin Ecem olduğunu sohbet esnasında öğrendiğimiz  dünya tatlısı , güler yüzlü  sevimli kızımız getirdi. Ardından Onur geldi. 

 

Yanlış hatırlamıyorsam ikisi de  22 yaşlarındaydı, ama daha küçük gösteriyorlardı. Araştırmacı gazeteci kişiliğim hortlamış gibi, soruları sıraladım. Hayatlarından memnunlardı. Mutlu oldukları anlaşılıyordu. Daha sonra fotoğraflarını çekmek için izin istedim. Sohbetimizi fazla anlatmayayım, birazcık merak edip siz de bulunduğunuz şehirde  arayıp bulun, umarım yaygınlaşmıştır. Her ilde benzeri kafelerin açılması gerekir. 





Hesabı ödemek için içeri girdiğimde  duyuru panosu gözüme ilişti. Kısacık notlar yazılıp asılmış. Arada beni gülümseten notlar da vardı. Hiç olumsuz yazanı görmedim.






Kafeden ayrılmadan önce , son kez dönüp arkama  baktığımda , şarkıya eşlik  ederek dans ediyordu Ecem.


Çalışanların  güler yüzlü oluşları,  samimi ve sıcak ortam, çimlerin üzerinde yudumlanan kahveler.... Daha ne isterim ki ben.Tüm yorgunluğumuzu atıp ayrıldık... Hepsine çoookkk çok teşekkür ediyorum.