25.05.2015

.........

Sevgili, 
Kaç umuda düşük yaptık seninle
Kaç hayalimiz ölü doğdu, doğuma beş kala?
Her gün bir hatırayı daha verirken ben toprağa,
Yağmur altında,
Gözyaşlarımla.
Söyle  kimleri kendine hayran bırakıyorsun?
Hangi bahçeden güller deriyorsun?
Ne zaman kendimi arasam,
Yüreğinin kapısında buluyorum..
Öyle inatçı, öyle kararlı,bir o kadar da sevdalı
Ama sen... görmezden geliyorsun..


20.05.2015

ZAMAN....


Sabrı öğretiyor zaman,
Can evinden vura vura beklemeyi,
Sükuneti öğretiyor..
Her şeyi yerle bir edip,
Kendi seçtiklerini dayatıyor..
Karşı koyduğunda, cezan bir " tık" daha artıyor,
Bildiğin bütün anlamları siliyor zaman,
Doğruların  elinde kalıyor,
Ama endişelenme,
Her şey geçiyor..



18.05.2015

PRENSES'E CEVAP..:)

Zaten bizim prenses canı sıkıldıkça kızıyor. Bu sefer kendisinden başlamış kızmaya, sonra Allah ne verdiyse...Sanırım doğrusu, kimi verdiyse..
Yazıyorum, ama içimden geldiği gibi değil  ne yazık ki. Çünkü reelden  tanıdıklarım da okuyorlar yazdıklarımı. Bu da sansürsüz yazmama engel oluyor. İki yüzlülük müdür ?  olabilir . Ama mesele daha derin sanırım. Yanlış anlaşılma korkusu ?!?  Konuyu şöyle bağlayayım. Ben içimden geldiği gibi yazarım da, toplum buna hazır değil :)
Yazdığım yazılara yorum yapılmasından çok, okunmuş olmalarıyla ilgileniyorum. Yorumlar insanın hoşuna gidiyor elbette. Hatta ilk yazmaya başladığım zamanları hatırlıyorum, yorum yapıldığında iki tur halay çekerdim :)  Yok ya hu, şaka yapıyorum, mutlu olduğumu anlatmak istedim işte.  Bak şimdi burada pek bi felsefi açıklama yapmak isterdim ama toparlayamadım. Yazılar ne kadar çok okunuyorsa, o kadar insan  yazılarınızda kendisinden bir şeyler buluyor demektir.
Ne  işim olursa olsun,  hangi ruh halinde olursam olayım, mutlaka her yazısını okuduğum  bloggerlar var elbette. Okuyorum ama yorum yapamıyorum. Yani Prensesciğim, racona ters davrandığımın farkındayım, kızma :)) Bu üşenmek ya da önemsememek değil elbette.  Mesela bak dün geceydi sanırım, Serkan Aydemir'in şiirini okudum,  bayıldım.  Ya bu kadar güzel yazılan bir şiire yorum yapacaksan,  şiirin güzelliğine gölge düşürmemelisin.Tabi ben yine de iki kelime de olsa  yorum yaptım :)) Uğur Böceği'ne  çoğu zaman  yazacak  bir kelime bulamıyorum, çünkü  anlatımı bozmak istemiyorum..
Heee, bana yapılan yorumlara cevap verme meselesine gelince, protesto etme gözünü seveyim :)  Mutlaka cevap vermeye çalışıyorum, ama bazı yazıların yorumlarını yayınlayıp, öylece bırakıyorum. Çünkü benim açımdan artık söylenecek söz kalmamış demektir.
Gelelim mim konusuna... Kafamdaki en komik ya da ilginç derneği kuracağım öyle mi ? Pat  diye söyleyince aklıma gelmedi işte.  Ama  " Kaşifleri koruyalım, besleyelim, büyütelim " derneği olabilir.  Kim bu kaşifler dersen,  hangi bloga gitsem " bloğunuzu yeni keşfettim, sizi takibe aldım, bana da beklerim " deyip, link bırakıp gidenler elbette... Kaç blog takip ettiğimi saymadım, ama kimseye böyle bir yorum bırakmadım.  Tolga hariç tabi :) Parçalanmış Gülüşler 'e sırf  muziplik olsun diye öyle bir  yorum yapmışlığım vardır.
Arkadaşım,  her hangi bir bloğu beğendiysen, takip etmeye başlarsın. O sana ister gelsin, ister gelmesin. Sen oku geç git. Ama sakın öyle bir yorum bırakma,  inan hoş olmuyor. Ben kendi adıma itici buluyorum.
Sevgili Prenses iyi ki  varsın diyorum. Her şey gönlünce olsun  arkadaşım :)


13.05.2015

ÖYLE İŞTE....

Çabalıyorum... Deli gibi okuyorum,  uyanmayacakmışım gibi derin uykulara dalıyorum. Saatlerce yürüyorum, nereye gittiğimi bilmeden. Planlar yapıyorum.  Hatta çiçeğimi büyük bir saksıya geçirmeye bile karar verdim bugün. Yeni insanlar tanıyorum senden izler taşımayan. Senin gibi  gülmeyen, konuşmayan.. Nefes alışları farklı insanları dinliyorum, ne dediklerini anlamadan. Huysuzlanıyorum seni çağrıştıran herşeye  karşı. Artık  okumayı da bıraktım bana yazdıklarını.
İnan bana çabalıyorum. Hem de hiç ummadığın kadar. Dur, bu saçma oldu. Senin bi'şey umduğunu düşünmüyorum ki...Ummak benim gibilerin işi çünkü.
Umut etmek...
Hayal etmek...
İstemek..
Beklemek...
Özlemek...
Hatta biraz daha ileri gideyim istersen,
Sevmek...Hiç bir şey beklemeden sevmek demeyeceğim.  Seven ,  sevilmeyi de istemez mi? Hatta sevdiğinden daha çok sevilmeyi.. Tüm varlıklara yetecek kadar,  sonu gelmeyen, hiç eksilmeyen, eşi benzeri olmayan  bir sevgiyi kim istemez ki ?
Ben ve benim gibiler işte bunlarla cebelleşirken, sen ve senin gibiler  yaşar .. Evet evet, yaşar. Aramızdaki tek fark bu aslında.  Yoksa hepimiz  etten kemikten değil miyiz?
Daha bugün  sevgili N' ya dedim ki, "insanlar hayatımıza girer,  bir süre sonra çeker gider. Bizim için de geçerli . Biz de birilerinin hayatına dokunuyoruz. Gidenin ardından üzülmek kadar saçma bi'şey olabilir mi ? Miadı dolan gidiyor. Boş ver, hayatın senin için getirdiklerine bak."
Gördün mü , ara sıra ben de saçmalayabiliyormuşum.
Yok,  öyle  sevmek gibi  falan değil bu.
Ama şundan eminim ki
Tanı(say)dık  sev(er)dik



4.05.2015

.....

Belki de askıya almak lazım..
Olayları,
Duyguları,
İnsanları,
Ve hatta
Hayatı......

2.05.2015

İçimden geldiği gibi...

Hava güzel, ama ben evdeyim ne yazık ki.. Okumak , okumak ve   bir o kadar daha okumak zorundayım. Lakin okumak dışında her şeyi yapıyorum.
Bugün annemi kaybedişimin ardından geçen 15. gün..Hala kendime gelemedim. Bol bol uyuyorum. Sanırım kendimi uykuyla avutuyorum..Keşkeler, acabalar.... Keşke   O'nu daha çok mutlu edebilseydim, keşke  benden hoşnut olduğunu bilseydim.. Acaba  benden şikayeti var mıydı? İşte bu sorulara verdiğim hiç bir cevap beni tatmin etmiyor.. Bundan emin olamamak ne kadar kötü..
Hayatın hiç bir anlamı, tadı tuzu kalmamış gibi..