30.11.2013

......

Bugün ilk kez kış soğuğunu hissettim... İliklerime kadar....
Niye hala en sevdiğim mevsim kış diyorum ki,,,Ne soba üstünde kestane pişiyor ne de portakal kabuğu yanarak mis gibi koku yayıyor.. İyi de kışı güzel yapan bunlar olamaz..
Bi'şeyler eksik, ama ne ?




26.11.2013

TÜKENMİŞLİK SENDROMU..

Sabah kahvaltısında konuşulacak konu mu bu ?
Ama madem konu açıldı,  öneriler sunuyorum, yok... Tükendim de tükendim..
Elbette bunun sebepleri çok farklı olabilir.. Lakin,  bizimki şahıs menşeli idi..Aklıma geldi..
Bunca tükenmişlik sendromu  yaşayan insanlar varken, tüketmişlik sendromu yaşayanlar da var mıdır acaba bir yerlerde ?


25.11.2013

KADINA ŞİDDET

14.12.2012 tarihli bir yazım....

Haberleri seyrediyorum..Çığlık çığlığa sokak ortasında bir kadın koşup, markete giriyor can havliyle. Ardından da kocası..Yakalayıp, dışarı çıkartıyor, tekme tokat...O sırada insanlığı, adamlığı, vicdanı, insafı ... dumura uğramış olan market sahibi etkisiz eleman rolünde. Kılı kıpırdamıyor..Neyse ki henüz insanlık ölmemiş, sokak sakinleri çığlıkları duyup, adamın elinden kadını kurtarıyorlar..
Haberleri seyrediyorum.. Merdivenlerden inen bir çift..İkisinin de kucağında birer çocuk..Sonra evde yan yana görüntüleri.Adam pişman olmuş, kadın affetmiş. Kadının alnına konan bir öpücük..Barışmışlar. Bir gece önce ortalığı ayağa kaldıran kadın, affetmiş. Bir gece önce kadının hayatına kastetmiş, insanlıktan çıkmış adam pişman olmuş..
İçim acıyor. Kim bilir kaç kadın bu halde. Şiddet görüyor , bu aşağılayıcı davranışa maruz kalıyor, hiçleştiriliyor, gururu inciniyor, ruhu yara alıyor. Hem de kendisini dış dünyaya karşı koruyup kollaması gereken hayat arkadaşı yapıyor bunu. Aynı evi, aynı sofrayı, aynı yatağı paylaştığı adam yapıyor bunu. Ve kadın o hayata, o adamla devam ediyor. Bu boyun eğişin sebebi kişiye göre değişir elbet. Kimi maddi imkansızlıktan, güvencesi olmadığından susar. Kimi hastalıklı sevgisi yüzünden vazgeçemez.. Ya da çocuklarını mağdur etmekten korkar, öyle bir ortamda büyümelerinin aslında daha çok zarar vereceğini göz ardı ederek. Toplumun kötü gözle bakacağını düşünüp susanlar da vardır, ailesinin zoruyla bu cehennem hayatına devam edenler de....
Öyle ya, nasıl yetiştiriliriz biz ?
"Kol kırılır yen içinde kalır"
"Bu evden gelinlikle çıkar, kefenle dönersin"
"Erkek adam, döver de sever de.."
Bütün bunların sebebi, ailenin kutsallığını koruma, aile birliğini ayakta tutma adına olabilir mi gerçekten? önemli olan bireyin ruhsal ve bedensel sağlığını, bütünlüğünü korumak değil midir ? İnsanın vücut bütünlüğü onun kişisel haklarından değil midir? Anayasa bunu güvence altına almamış mıdır ? Madde 17:...Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.." demiyor mu? Devlet bile bu sınırlamaya, yasağa tabi iken, bireyin başka birine bunu yapmaya hakkı olabilir mi? Düşünün;
-Annesinin ,her gün babası tarafından  şiddete maruz bırakıldığını gören,
-Kendisini düştüğü yerden kaldıran annesinin bir de  tokadını yiyen,
-Oyun oynadığı arkadaşları tarafından dövülen,
-Öğretmeninin de darp ettiği ......bir çocuktan nasıl anne-baba olmasını bekliyorsunuz ki ?Böyle bir insan küçüklükten zaten potansiyel şiddet eğilimlisi olmaz mı? 
Kadın vekilin bile şiddete maruz kaldığı bu toplumda , istatistikler öyle korkunç  ki !  Kadınların %97 si hayatında bir kez de olsa şiddet görüyor. Eşinden, babasından, erkek kardeşinden, erkek arkadaşından...Üstelik üniversite mezunları da şiddet gösterebiliyor. Yani öğretim görmüş ama eğitimden nasibini alamamış olanlar. Özellikle son zamanlarda şiddetin boyutları öyle arttı ki, ölüme varan sonuçlar  vererek hem de..
Ayrıca  bu  durum, buz dağının görünen kısmı.. Bir de henüz herkesin farkındalığına varamadığı, varsa da görmezden geldiği, önemsemediği başka şiddet türleri de var ki, fiziksel şiddetten aşağı kalır yanları yok bence.. Duygusal şiddet, ekonomik şiddet, cinsel şiddet, sözel şiddet, psikolojik şiddet.......Eğer bunları da istatistiklere dahil etsek, toplumun tamamı mağdur olur sanırım. Çünkü bu durumda kadın, erkek, çocuk  herkes buna dahil. 
Bunun çözümü kısa vadeli değil elbette. Devlet, öncelikle vatandaşına şiddet uygulamaktan vazgeçip, bireyler arası şiddete engel olmak için de ivedilikle ve etkili, kesin çözümler bulmak zorunda.İşe alınırken bile sabıka kaydı gerekmiyor mu? Ehliyet alırken nasıl sınava tabi isek, arabanın idaresi için bile eğitimden geçiyorsak, aileyi yürütmekle mükellef olacak tarafların da hadi geçtim eğitimi, sınavdan geçmeleri gerekmez mi ? Nasıl yeni evlenecek çiftler kan tahlili yaptırıyorsa,  kan uyuşmazlığını anlamak adına, ruhsal uyuşmazlığa engel olmak için, kişilik testinden geçirilemezler mi? Bir insanın şiddete eğilimli olup olmadığının 3-5 soruyla, bir kaç şekille anlaşılması bu kadar zor mudur? Bu tür bir problemi olan insana uygulanabilecek  mecburi bir  tedavi yok mudur ?
Ya toplum? Neden böyle adamları dışlamazlar? Neden onlarla teşrik-i mesaiye, sohbet etmeye, onlarla ticari ilişki kurmaya, alış veriş yapmaya, onlara hizmet etmeye devam ederler? Bir kadının yaptığı yanlışlığı ölümle cezalandıran töre, şiddet uygulayana nasıl bir ceza öngörür?
Toplumsal çöküş nasıl ki aileden başlıyorsa, eğitim de aileden başlar.. Lütfen, çocuklarınıza bir fiske atmadan büyütün onları...  Siz onlara şiddet uygulamayın ki, ileride onlar da şiddete meyilli olmasınlar...Gözünüzden sakındığınız evlatlarınızı sadece kendinizden değil, başkalarından da koruyun, sahip çıkın...
Kimbilir, belki sonraki nesiller bu zorbalıktan kurtulmuş olurlar...




.........


"Gönül evimin duvarları çok da sağlam değil"  .. dedi kadın..
"Ya gir gönlüme, yıkalım birlikte,
Ya da yık duvarları üstüme üstüme....."


22.11.2013

başka yolu yok ki....


dediler ki affetmek büyüklüktür
 ve öfke
insanın yüreğine ağır bir yüktür
karar verdim, affedeceğim,
hepinizi  azad edip,
yükümü hafifleteceğim
lakin,
kiminizi toprağa ,  kiminizi yüreğime gömdüm
ne sesimi duyarsınız, ne yüzünüzü görürüm
eminim
bu yük sırtımdayken ben
kahrımdan ölürüm

21.11.2013

........


intihara meylettim bu gece
uykusuz kafayla
ve yanında  bolca umutsuzlukla,
içtim
sana ait ne kadar anı varsa..
önce bir garip oldu içim
kıyamadım, 
vazgeçtim..
ama anladım ki, geciktim..
ben kurtuldum
ama yerime ölen sendin...


19.11.2013

........



yoksunluklarının rüzgarıyla insan, kuru  bir yaprak gibidir..
nereye ya da kime savrulacağı belli olmaz..
rüzgar dindiğinde,
geriye ,
geldiği yerin şaşkınlığı
ve yaşadıklarının  pişmanlığı  kalır...


17.11.2013

BİR SÜRE DAHA YOKUM...


Ne kadar çok ara vermişim meğer...
Okuyacaklarım birikmiş ama,   sanki eski hareket de kalmamış gibi. Henüz kış moduna giremedik sanırım...
Sizi bilmem , ben yazmaktan çok okumaya meyilliyim bu günlerde.. Yok, mecburum..  Bilenleriniz  vardır mutlaka. İkinci üniversiteye kaydoldum. Kayıt bittikten 18 gün sonra vizeler kapıya dayandı. Yani Pazartesi sınav haftam..
Anladım ki ambalaja aldanmamak lazımmış. Sen kalk  sırf adı var diye İstanbul Üniversitesi'ne kaydol... Sonra sisteme gireme,  hangi derslerden sınava gireceğinden emin olma, üstelik dün , sınavlara bir ders eklendiğini gör.. İki gün kala olacak şey mi ?  Üstelik benimle beraber  başlayan arkadaşın  ders listesine eklenmemiş bile, benden öğrendi... Halimiz içler acısı.. Nette gezinirken  öğrendiğime göre, geçen sene de aynı dertten muzdaripmiş öğrenciler.. İşte ben  önceden gezinmediğim için... Şimdi anlıyorum bazı şeyleri.. resmen "kervan yolda düzülür " mantığındalar. Sisteme girmek zor, şifre yanlış diyor, yeni şifre istiyorsunuz, gelmiyor.. Bir sürü can sıkıcı problem..
Ya hu, ne işin var senin Sosyoloji'de... İlle okuyacaksan git aşçılık oku,  doğru dürüst  pilav yapamıyorsun daha !.. diye az söylenmedim kendi kendime..
Ama yok, seviyorum ben okumayı, öğrenmeyi..
Her yeni öğrendiğim, bendeki karanlık bir noktayı aydınlatıyor sanki...
Bilinçaltıma iniyorum  yavaştan yavaştan :)
Görünenin ardındakini, gizleneni keşfetmek müthiş keyif veriyor..
Hasılı, bir süre hayalet gibi dolaşacağım blogda. Vaktim oldukça   okumaya çalışacağım.. Lakin, bir süre askıya almam gerekecek... Madem başladık, hakkını verelim, değil mi ama...




16.11.2013

.......

Sana içimden geldiği gibi bir şeyler yazayım dedim..
İçimden hiç bir şey gelmediği için yazamadım...


11.11.2013

HİÇBİRİ YETMİYOR HALİMİ ANLATMAYA...

Yeni kelimeler bulmalıyız..
Şöyle içimizi ısıtan,
Yalnızlığımızı sarıp sarmalayan..
Hiç duyulmamış, hiç söylenmemiş,
Biraz melankolik, biraz umut vaadeden ,
Ama hepsi bizden
Yeni kelimeler bulmalıyız...

10.11.2013

.......

İnsanların çoğundaki söz - tavır tutarszlığını gördükçe,
Hiç bir konuda kesin konuşmamaya karar verdim...
Yani,
Her an, her şeyi yapabilirim....

8.11.2013

........

Bir olaya, duruma,  insana, amaca çok fazla odaklanmayacaksın..Ne zamanını, ne enerjini, ne de  maddi - manevi birikimini tek bir yere hasretmeyeceksin..
Yoksa bir bakıyorsun ki,  ulaşmak için  deli gibi çırpındığın şeyler yüzünden , hayatında daha önemli  yer tutan başka şeyler sana teğet geçip gitmiş ve farkedememişsin..
Aslında bu sadece ulaşmak istediklerin yüzünden olmuyor her zaman.. Ters giden, olumsuz  durum- duygu halleri de  ayağa takılan  taş parçaları gibi.. Sendeleyip düşüyorsun.. Canın acıyor,  sızlanıp dertleniyorsun.. Bu da seni yolundan alıkoyuyor.. En azından o  süreçte   dış dünyadan kopup , içine kapanıyorsun.
Bazen kendimi , hayatımın seyircisi gibi hissediyorum..  Benim dışımda gelişiyor herşey ve ben zamanında müdahale edemiyorum..
Sebep işte bunlar..
Ya lüzumsuz bir şeyin peşine düşmüşüm...
Ya da  olmadık şeyleri kafaya takıp dibe vurmuşum....

6.11.2013

ZOR ŞARTLAR...



Zor şartların, insanın  yeteneklerini geliştirdiği söylenir..
Bir bakıma doğrudur..
Ancak unutmamak gerekir ki, her şey zıddıyla kaimdir.  Zor şartlar dediğimiz olguların insana ivme kazandıran, bileyen, iyiye tetikleyen bir tarafı olduğu gibi, dibe çeken, enerjisini tüketen  , hayattan  umudunun kesilmesine sebep olan  hali de  unutulmamalıdır.
Benim gözlemlediğim şu.. Maddi  açıdan ele alınabilecek olanların  , insanın  her açıdan sınıf atlamasına, ilerleme kaydetmesine yardımcı olduğu.. Ancak duygusal açıdan değerlendirdiğimiz şartların da insanı olumsuzluğa ittiği...


5.11.2013

........

Çocuklar ilgi çekmeyi sever.. Bunu normal yolla yapamazlarsa, kendilerine has yöntemleri kullanırlar..
Ya  şaklabanlık yapıp , alabildiğine sevimli olurlar, gülümsetirler, kendilerini sevdirirler ya da şımarıklık yapıp canınızı sıkarlar.. Hatta bazen canınızı yakarlar..
Çocuk gibiyim bu aralar...
Ancak gülümsetmediğim ve başımın okşanmayacağı kesin...
Korkuyor muyum ?
Sadece  en kötü kesinliğin  belirsizlikten iyi olduğunu biliyorum..
Emin olmak istiyorum...


3.11.2013

GÜL VE DİKEN...



Genç adam ayağa kalktı,
Kompartımandan dışarı çıkıp, koridordaki pencereyi açtı..
Başını uzattı ,  ılık esen rüzgarı hissetti yüzünde...
Ellerini iki yana açıp gülümsedi..
İşte tam o anda,
Kendine doğru yaklaşmakta olan beyaz gülü farketti...
Tüm safiyeti ve masumiyetiyle gül , bağırıyordu sanki
" al beni, al beni "
 Elini uzatıp koparmak istedi..
Büyük bir heyecanla  gülü kavradı,
İşte o anda gülün dikenleri eline battı..
Acıyla  bıraktı gülü..
Dikenler elini kanatmıştı.
Hatta gülün beyaz  yapraklarına da kan bulaşmıştı..
Her şey bir kaç saniyede olup bitmişti.
Bu kadar kısa süre, ikisinin de hayatını değiştirmişti..
Genç adam, belki dikenlerin acısını çabuk unutacak,
Ama  sahip olamadığı  gülü asla aklından çıkaramayacaktı..
Gül mü...
O,  kırılan dalıyla asla başedemeyecek,
önce solup, sonra kuruyacaktı...





İZMİR....SENİ SEVİYORUM....

Her halini...
Her halinle....









2.11.2013

.........

Kadın ya da erkek, fark etmez, huysuz bir insan düşünün... Geçimsiz,  etrafını huzursuz eden, insanın enerjisini alan , hatta daha da ileri gidip zulmeden birisi...
Zamanla bu insanın halim selim bir kişiliğe büründüğünü gördüğünüzde   acele etmeyin... Değişti, yola geldi diye  hemen sevinmeyin...
Önce bir düşünün..  Bu değişimin sebebi ne ?
Hatalarını anlamış olması mı ?
Yaptıklarından duyduğu pişmanlık mı ?
Yaşın ya da yaşanılanların verdiği olgunluk mu ?
Yoksa  karşısındaki insanların  bilinçlenmesi ve başkaldırmaya başlamaları mı ?
Güçler dengesinin değişmesi mi ?
Eğer  imkan bulsa, aynı  tavırlara devam  edip etmeyeceğinden emin değilseniz, boşuna sevinmeyin..Dışa vurulmasa bile  içinde aynı duygular saklıysa, o insana asla güvenemezsiniz........

LAF Ü GÜZAF .......4



İnsan hayatını ya da bir insanın niteliklerini, kendine has değerleri bir tablo gibi düşünün..
Ama domino taşlarından oluşturulmuş bir tablo...
     İşte hayatımıza dahil olan her insan bize yakınlığı, verdiği değer ya da kendi donanımı ölçüsünde bu domino taşlarından birini ya da bir kaçını devirerek , bizim tamamlanmamıza katkıda bulunur..Ancak bunun karşılığında bedel ödememiz de mümkün.. İhtiyari ya da mecburi ayrılıklar gibi... Ya da her canımızın acıması neticesinde tecrübelerimizin artması gibi... 
      Bazıları da hayatımıza girer, bir başkasının yaptığını bozarak gider.. İnsanlara olan güvenimizin sarsılması , hayallerimizin yıkılması, umutlarımızın kırılması gibi..Hayatımıza giren her insan bize güzellik katmaz çünkü...
Kimi insan çok şanslıdır.. İyi bir aile, bilinçli  ebeveyn sayesinde devrilen ilk taş, tüm güzelliği yavaş yavaş ve zamanı geldiğinde ortaya çıkarır.. Ya da bunu insanın ruh ikizi , eşi, dostum dediği kişi  veya mürşidi yapar ... ( Buradaki mürşid  doğru yolu gösteren, eğiten anlamında kullanılmıştır..) 
      En kötüsü ise, içinde sakladığı güzellikleri ortaya çıkarma imkanı bulamadan, kendini tamamlayamadan hatta tanıyamadan  hayatın sonuna gelmektir..
       Peki donanım  insanın içindeyse, kendisi dışa vuramaz mı ? Mutlaka birilerine mi ihtiyaç vardır ? 
    Elbetteki hayır. Ancak bunu yapabilmek için insanın kendini aşmış olması gerekir. Ne geçmişle kapanmamış bir hesap, ne insani zaaflar, ne de törpülenmesi gereken necis duygular....Bunların olmadığı insanlar da  büyük olasılıkla ya peygamberdir ya da evliyalar :))