27.03.2013

YETİŞKİNLERDE BİLGİSAYAR OYUNLARI BAĞIMLILIĞI..

 
Şimdi nereden çıktı bu diyeceksiniz.. Aslında bu yazı kendime. Çünkü ben de bilgisayarda oyun oynamayı seviyorum.
Efendim, tam 5 yıldır bilfiil  oyunus  oyuncusu ( bağımlısı demiyorum :)) olarak bir bakayım dedim.Nedendir hala bu yaşta çocuklar gibi oyun oynuyor olmam. Bende bir arıza mı vardır ? Yaşanmamış çocukluğun tezahürleri midir ?
Neyse ki bu konuda yalnız değilmişim. Zira  1 milyon insan oyun bağımlısıymış.
Ben diğer oyunları bilemem. Ama benim oynadığım kelime oyunu,  başta sadece kafayı boşaltmak, rahatlamak  için başlanmış olup, zamanla insanı  kuşatıveren, esir alan  bir oyun. hele ki hırslı biriyseniz.  Elbette çok faydası var. Hızlı karar verme yetisini geliştiriyor. Özellikle  10 sn. gibi kısa süreli oyunlar oynuyorsanız..
Kazanmanın keyfini yaşamak insanı ruhsal açıdan tatmin ediyor. Kazanmak  deyip geçmeyin.. Benim başta en büyük tutkum, kazanmaktan çok, benden daha tecrübeli ve iyi oyuncuları  alt etmekti. Bu nedenle " usta" diye nitelendirilen oyuncularla çok oynadım..
Ne zaman ki sıkıntım oldu, kendimi oyuna atarak  kafayı dağıtmaya çalıştım. Kendini yiyip bitirmekten iyidir bence..
İnsanları tanıyorsunuz. Kazandıklarında ya da kaybettiklerinde  verdiği tepkileri görüyorsunuz.  Sizden daha iyi bir oyuncuyu yenince, " salak, ortalamana bak da öyle gel" diyebiliyor, çıkıp gittiği için de cevap veremiyorsunuz. Sizden daha acemi birine yenilince,  " nasıl yaptın sen bu ortalamayı"  alayı ile karşılaşabiliyorsunuz..
İnsanların zaaflarını görüyorsunuz. Normal hayatında her hangi bir başarıyı elde edememiş, hayalini gerçekleştirememiş,  insanlarla iletişim kurmakta zorlanan asosyal tipler, orda kendilerine ait farklı bir hayal dünyası kurabiliyor.Adam teknisyen olduğu halde, mühendisim diyebiliyor. Biri kalkıp  hukukta hakimlik bölümünde okuyabiliyor mesela :) Yani, hiç hoşuna gitmeyen gerçek yaşam koşullarından sun'i olarak uzaklaşıp, kendisini mutlu eden  yeni bir alan, yeni bir kimlik oluşturabiliyor. Dış dünyanın sorunlarını, zorluklarını, içinden çıkamadığı durumları bir kenara itip , mutlu olduğu, yeni kimlik kazandığı bu dünyada,   sun'i bir hayat oluşturuyor kendine..
Elbette çok saygın ve değerli insanlar da.. Orada vakit geçirmenin ayarını, dozunu kaçırmadan.. Konuştuğum  kişilere " günde kaç saat oynarsınız, ortalama olarak " dediğimde, bazıları günde 1-2 saat derken, kimisi sadece hafta sonları oynadığını söyledi. amaç ise,  beyinsel olarak dinlenmek. Çünkü genel profile baktığınızda, eğitim düzeyi yüksek, çoğunluğun üniversite mezunu olduğu ,  elinizi sallasanız bir mühendise, doktora ya da avukata çarptığınız oyuncu kitlesi mevcut. Elbette ki hepsi böyle değil. Arada, az önce de dediğim gibi, özgüven problemi yaşayan, kendini değersiz ve beceriksiz hisseden, aile içinde sorunlar yaşayan, iletişim eksikliği olan  insanlar da mevcut.  İşte bu türdeki insanların oyuna bağımlı olması çok kolay.
Oyun bağımlısı hangi durumlarda söz konusu ?
Eğer oyun için normal hayata devam etmekte zorluk yaşanıyorsa, yeme-içme, uyuma, dinlenme , aile içi sorumlulukların ya da iletişimin sekteye uğraması sözkonusuysa bağımlılık başlamış demektir. Artık yemek bile angarya gelmeye başlar insana. Uyku saatlerinden fedakarlık edilir. Öfke patlamaları yaşanır. Kaybetmek sinir bozucu olmaya başlar. Arkadaşlardan uzaklaşılır. Dışarıya çıkmaya, çalışmaya üşenir olur insan..Dışarıya çıkıldıysa, akıl bilgisayardadır, hemen eve dönmenin yolları araştırılır. Evdekilerle iki kelam edemez olunur. Hatta İngiltere'de olduğu gibi, saatlerce oyun oynamaktan hayatını bile kaybedebilir insan..(olayın muhatabı 20 yaşında bir genç, aralıksız 12 saat oyun oynamaktan hayatını kaybetmiş.) İşi abartıp , oyunda yenildiği rakibini gerçek hayatta bulup, bıçaklayarak öldürenler de mevcut.
Oyun bağımlılığının sebepleri 3 ana başlık altında toplanmış;
-Sosyal
-Fiziksel
-Ruhsal
Sosyal sebepler  kısaca internet kullanımının yaygınlaşması, cep telefonu vasıtasıyla her an insanın elinin altında olması, kolay  ulaşılması olarak nitelendirilebilir. Karşılıklı iletişimin de mümkün olduğu oyunlarda bağımlılık daha kolay gerçekleşebiliyor.
Fiziksel sebepler, dopamin hormonu insanı mutlu eder. Oyun oynarken kazanılan her başarıda salgılandığı için, insan haz almaya başlar. Kendini mutlu etmek için de ister istemez, oyunun başına oturur.
Ruhsal sebeplere gelince, yapılan araştırmalar neticesinde, oyun bağımlısı olanların genelde özgüveni düşük, sosyal iletişim kurmakta zorlanan,  kendini değersiz hisseden insanlar olduğu  ortaya çıkmış. tabi ki  her bağımlıda bunların olması gerekmiyor. Oyundaki profil aracılığıyla gerçek hayatta dışa vurulmayan öfkenin   tezahürü ile rahatlama da sözkonusu olabiliyor. Ya da  cesaret ve girişimcilik, risk alma gibi eylemlerle insan kendisini daha rahat hissedebiliyor.
Eğer çevrede, ailede bu tür bağımlılar varsa ne yapılmalı ?
Bu konuda klinikler bile kurulmuş. Elbette ki bu yöntem, ileri seviyedeki bağımlılar için. Ama  başlangıç aşamasında olanlar için  yapılabilecekler  de mevcut. Birden oyundan uzaklaşmak , bağımlının hayatında büyük bir boşluk oluşturacağı için, bu pek mantıklı değil. Öncelikle, bağımlının istekli olması gerekiyor. İlk adım, bağımlılığa iten nedenlerin araştırılıp, bu problemlerin giderilmesi. Ardından kademeli uzaklaştırma gerekiyor. Bunun için yapılabilecek en güzel şey, yeni sosyal alanlar oluşturmak. Konser, sinema veya herhengi bir kursa gitmek gibi..Bağımlının spora yönlendirilmesi   en iyi sonuç veren aktivitelerden biri. Elbette ki bu arada eleştirmek kesinlikle  ve bir anda koparmaya çalışmak ters tepecektir..
Eer hala sorun devam ediyorsa da profesyonel desteğe başvurmak gerekiyor..







26.03.2013

EY SEVGİLİ....

 


Mevsimini bilemediğim bir gündeydi gidişin..
öylesine anlamsız, öylesine sebepsizdi..
senden sonra da yaşamaya devam ettim
güneşin doğuşu yine güzel, batışı alabildiğine romantikti..
yeni kitaplar aldım, okumayacağımı bilsem de..
bir de kırmızı sardunya koydum pencereme
bazen bir filme takıldım..
güldüm, ağladım..
yeni insanlar tanıdım..
kendime yakaları dantel, beyaz bir gömlek aldım.
ama geceleri..
el ayak çekilip yalnız kaldığımda,
yumruk gibi takıldın boğazıma..
yutkunamadım..
sanki son damlaydın, gözümden akacak olan..
ağlayamadım.
en çok gecenin yalnızlığında hissettim yokluğunu..
sen hayatımdan teğet geçmiş, geldiğin gibi gitmiştin..
ama ben o noktada çakılı kalmıştım..
gülümsemene..
küsüp gitmelerine..
sebepsiz sinirlenmelerine..
bilmiyorum ne haldesin, nerdesin, kimlerlesin..
sen de düşünüyor musun ara sıra beni
olmadık zamanda düşüyor muyum aklına...
içinde ip gibi sızlıyor mu bir yerlerin..
ey sevgili..
nerde olursan ol, bir yanın bende..
kiminle olursan ol, bir parçan benle..
müebbete mahkum ettim seni..
prangalara vurdum benliğini..
kısacası sevgili...
" AKLIMDASIN MIH GİBİ ".....


24.03.2013

MUHTEŞEM İKİLİ..

Egosu güçlü bir erkek, çok akıllı bir kadın ister karşısında . Akıllı bir kadın ise, her bakımdan kendinden bir tık önde, hadi onu da geçtim , en azından kendisine yakın bir ayarda olan erkeğin hayalini kurar . Ve lakin bu kadar donanımlı bir erkeğin  çoktan havalandığını, egosunun tavan yaptığını unutmamak gerekir..
Karşıdan hayran hayran baktığı akıllı kadının yüzü kendine döndüğünde, egosu güçlü erkeğe bi haller olur.. Nasılsa menzile girmiştir kadın. Yıpratma, böl  parçala, elinden gelirse yok et  manevraları başlar.  Yaptığı hiç bir şey beğenilmez, fikri sorulmaz, kaale alınmaz.. E senin gibi bir adamın  böyle bir kadınla ne işi var  demezler mi ?
Eğer arada sadece hoşlanma  durumu varsa,  adamın burnu yere inmez, kadının gururu bu ilişkiye izin vermez,  geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı denir..Herkes sepeti koluna takar, yoluna gider..
Gerçekten aşk varsa, bir sürü ihtimal söz konusudur..
Adam hala  dik kafalıdır, kadın dayanamaz gider, adamın yelkenler suya iner... Lakin çoktan terkedilmiştir.
Adam dik kafalıdır, kadın  sineye çeker,   " tekmele beni sendromu" eşliğinde  yaşar giderler...
Adam dik kafalıdır,  kadın inatçı çıkar.. Ne gider, ne boyun eğer... Alın elinize çiğdemleri, geçin karşılarına, seyredin.. Müthiş keyifli bir birliktelik olur.. Tartışmaları bile  buram buram akıl kokar.. Tutkuyu, nefreti, aşkı, hatta şiddeti bile görebilirsiniz.. Ayrılığa dayanamazlar, birlikteyken yapamazlar..
Ama ortada egosu güçlü bir erkek değil de, narsist biri varsa, yandı gülüm keten helva..
İşte bu yandığının resmidir kızım, ya boyun  eğer yavaş yavaş ruhunu, duygularını öldürürsün, ya da  bağrına taş basar gidersin.
Sakın bunu yenilgi olarak algılama.. Zira narsist bir erkekle baş etmek zordur..
Aklın yeter,
Gücün yeter,
Sabrın yeter,
Ama sinirlerin kaldırmaz be gülüm..
Boşuna uğraşma....







23.03.2013

.........

O kadar çok şey var ki yazmak istediğim...Ve öyle çok taslak birikti ki...
Ama hiç biri için "yayınla" ya basamıyorum...
Yazıları okuyorum...Bazılarını yarım bırakıyorum...
Hiç birini yorumlayamıyorum...







21.03.2013

NE KADAR FAYDALIYIZ, O KADAR İNSANIZ


İnsanın iç dünyasına dalması  elzemdir.
Yoksa nasıl çeki düzen verir kendisine..
Nasıl anlar yanlış yaptığını..
Nasıl sorgular,
Yargılar...
Ama  her daim yaşam alanı batını olursa,
Gündelik  olağan olayları kaçırır..
Gölgesiyle bile kavga etmeye başlar.
Sorunlar büyür gözünde, dağ gibi olur.
Oysa paylaşmaktır yaradılış gayelerinden biri..
Ne zaman ki başka insanların dertleriyle hemhal olur,
Sorunlarıyla daha kolay baş edebilir..
Tek dertli olanın, çıkmazda kalanın kendisi olmadığını anlar..
Bir çiğ tanesi gibi, gönüldeki yangının üzerine damlar..
Başkasına ne kadar faydalı olabiliyorsa,
Farklı bir yol açabiliyorsa,
O kadar "insan"dır.
Aksi bencillikten başka bir şey değildir..






19.03.2013

BİR GÜN BİR ARKADAŞIM ÇEMKİRDİ, HAYATIM DEĞİŞTİ..


Bütün gün  canım sıkkın dolaşmışım..Bir suratsızım ki sormayın gitsin..Bahanem hazır , her zamanki gibi: "herşey üst üste geldi"...
Günlük mutad konuşmamızı yapıyoruz.. Ben  incir çekirdeğini doldurmayacak hezeyanlarımdan bahsediyorum..Hani dokunsalar ağlayacak durumdayım.
Meğer O'nun da canı burnundaymş. Ne bileyim ben  saatlerce ağır cezada duruşmada olduğunu..
Amannnnn bir başladı  ki sormayın gitsin.. Hani karşısında olsam dövecek..Çemkiriyor ki, ne çemkirme..
Ben başladım  salya sümük ağlamaya...
Canım benim..Hiç  kıyamaz bana, çok sever.. O sinirinin ve öfkesinin arasında ara ara  " niye ağlıyorsun şimdi? "  sorusunu sormayı da ihmal etmedi hiç.. Sordu sormasına da, cevap umurunda değil ki,  nefes bile almadan  devam etti tam gaz..
Sonra ne mi oldu...
Sabah bir kalktım, kuş gibi hafiflemişim.
Her şey pek bi farklı geldi gözüme.
Meğer ne saçma bir çıkmaza girmişim dedim.Ne çok abartmışım olayları..
İşte bu dedim..Dostluk arkadaşlık bu. Derdimiz  anlaşılmak değil sadece.. Göremediğimiz yanlışların  güzellikle, olmadı çemkirmeyle gözümüze sokulması. Yoksa hatasından nasıl döner insan. Olayların dışında olan daha iyi gözlemliyor. Nerede yanlış var  görüyor. Bunlar dile getirilmeyecekse, aman kırılmasın, üzülmesin diye insan kendi haline bırakılacaksa ben ne anlarım o dostluktan ?
Elbette gerçeği kabullenmek zor geliyor,  suçlu olduğunu, yanlış yaptığını kabullenmek..
Hele ki egonuz yaralanıyorsa  çok zor..
Ama mantıklı insanın yapacağı,   kırılıp küsmek değil, külahını önüne alıp düşünmek..
Çünkü bir insan sizi gerçekten seviyorsa,  gerçeği,  bedeli ne olursa olsun yüzünüze haykırmalıdır. Susup, sadece sizi anlamakla yetiniyorsa, o sevginin sorgulanması gerekir..







18.03.2013

.....

Başkasından medet ummak, kaderini O'nun ellerine teslim etmektir.  Hayatına sahip çık ve kaderini kendin yaz..





ANLADIM Kİ.


Bir gün seni çok kıskanıyorum demiştim hatırlıyor musun ? Yüzüne çarpan rüzgardan tut da, üzerine yağan yağmurdan bile..Sokakta selam verdiğin insandan,  karşılıklı çay içtiğin bir arkadaştan, hatta köyünden sana kiraz getiren odacından...
Hayatına giren, teğet geçen kim varsa ondan kıskanmıştım..
Yanılmışım...
Asıl kıskanmam gereken senin ruhunu görenmiş..
Elini, dudağını değil, yüreğini öpenmiş..
Sana sevgiyle bakan değil, seni sevgiyle besleyenmiş..
Ve yalnızlığını düşündükçe anlıyorum  ki,
Aslında seni kıskanmam gerekmezmiş...





16.03.2013

BEYNİME FORMAT ATMAM LAZIM..


Benden çok iyi koleksiyoncu olurmuş.Biriktirmekte ve saklamakta üstüme yok.
Baktım dolaba envai çeşit bitki çayı. Hepsi mis gibi, jelatini bile açılmamış. Bergamotlu yeşil çay, tarçınlı yeşil çay, üzüm çekirdekli mürdüm erikli, kayısılı.... uzar gider bu liste.Merak etmeyiniz, son kullanma tarihlerini sık sık kontrol ediyorum :)
     Kıyafetlerde de durum aynı..Tipik kadın modeli..Dolabı doludur, ama üzerine giyecek hiç bir şeyi yoktur. O şişman gösteriyor, bu üzerime yapışıyor.....Madem öyle, dün gördün işte. Kızılay ne güzel  kaldırıma koymuş kıyafet toplama sandığı.. Ama nerde..Dolabı sıcak tutacak illede. Olmadı dolu gösterecek..
Hadi bunlar neyse, bir gece yarısı  darbe yapar, halledersin.. 
Asıl sorun beynimdeki karmaşa.
Beynimdeki doluluk..
    Haaa çok mu bilgiliyim..Yok canım ne haddime, kim çok para ister yarışmasına girsem ,suratıma bakan ilk soruyu sorma zahmetine bile girmeden, direkt eler beni .Öyle çok bişey bildiğim falan yok. Ama nerde gereksiz bilgi var, belki bir gün lazım olur  deyip, depolamışım  bir yerlere.. Lazım da oluyor gerçi ama, o kargaşalıkta ara bul bulabilirsen..
     Tabi sadece  gereksiz bilgi birikimi değil derdim.. Asla gerçekleşemeyecek hayallerim de var. İnsanda bi entellik merakı var  ya hani..Ben   kültür açısından fakir olunca, hayal enteli mi olmuşum ne. Mesela  son zamanlarda  ikinci ünv. takıntısı başladı. Ya kardeşim okuyacaksan, yap başvurunu git oku. Hem ne güzel sınav derdi de yokmuş..Ağzında sakız gibi ne dolandırıp duruyorsun.. Baktın gördün  bu konuda girişimin yok, kaldır at çöpe. 
    Balerin mi olmak istiyorsun ( paniğe mahal yok, yaşım tutuyor :)) ama ille de yuvarlanarak mı yapmak istiyorsun, ( hoş ben ona da üşenirim ya, neyse )   bak bakalım balede o tür icat edilmiş mi?  Hala   yoksa öyle bir imkan , sar gazeteye, bir  parkta bank üzerine bırak.. Belki bir taliplisi olur..
   Hiç bana insana dinamizm kazandıran hayalleridir falan demeyin.. Oluru var olmazı var. Olmazların peşinden koşup hayal kırıklığına uğramaya ne gerek var. Olacakları besle büyüt..( Tam burda elin oğlu/ kızı  gelsin , katletsin falan demeyeceğim )
    Bunu unutmamam lazım.. aman ne çok şey biliyorum ben bir bilseniz ( Yukarıdakilere mi inanmıştınız yoksa, gereksiz o bilgi, derhal beyninizden atın, hatta bunu da az sonra atabilirsiniz :)) Hani konuşmaya başlasam bırakın külünü, mangal kalmaz ortada. Hoşgörülü olmaktan tutun da, insanın kendisini koruyabilmesi, insanlarla ilişkisini ayarlayabilmesi,  beğenmediği yönlerini nasıl törpüleyebileceği, mutlu evliliğin sırları, 10 krizde iyi dost olmanın yolları ......hepsi hakkında konferans verebilirim.Ama uygulayabiliyor muyum ? Nerdeeee, hatta bazen bakıyorum yazdığım yazılara, altında da  kendi yorumumu okuyorum, tamamen bir birine tezat....Bu kadar  mı olur ya? Düşüncelerim otur oturduğun yerde  diyor, yaptıklarım hadi kalk gidelim...Ufak tefek can sıkıntılarını kafaya takıyorum, ondan sonra da neden kafaya takıyorum diye takıyorum..Biraz rahat olmalı insan.O halde ne yapmak lazım, bildiklerini değil, yaptıklarını ölçüp biçeceksin..Kendini değiştirebiliyorsan değiştir, değiştiremiyorsan olduğun gibi kabul et, barış kendinle..Şimdi bunun beyinle ne alakası var.. Bilemedim ben de..Siz iliştiriverin konuya  bi zahmet :)
    Beynimiz nasıl bilmiyorum..Belki  ikinciye başlar bitirirsem, üçüncü tıp düşünüyorum, o zaman söylerim.. ( bu hayaller çöpe gitmeden iyice kullanayım da aklımda kalmasın diye söylüyorum :)) Ama hep şöyle hayal ediyorum.. Küçük küçük odacıklar var. Birinde birikim, birinde hayaller, birinde sinirler..... gibi. Odacıkların da içinde dolaplar, dolaplarda çekmeceler.. İşte her şey oralarda depolanıyor. Çok karışık olursa lazım olanları bulmak, kullanmak zaman alıyor gibi.Ya da Allah korusun o karmaşada yanlış bişey de geçebilir insanın eline..  
Gereksizleri atmak, ortamı havalandırmak lazım..
Kendimizle  barışmak lazım...
Müdahale edemediğimiz olayları ve insanları oldukları gibi kabul etmek lazım..
Kapasite ile uyumlu hayal kurup, askıya almadan peşinden koşmak lazım..
Yapılacak işleri biriktirmeden  sıraya koyup halletmek lazım..
Ruhtaki ataleti atmak lazım..
Her daim güler yüzlü, pozitif  düşünceli olmak lazım...
Yeni bir yol, yeni bir kişilik  lazım.
Hepimize , en çok da bana kolay gelsin :))





15.03.2013

BENDESİN ...



Artık eskisi kadar anmıyorum adını..
bir şey değişmedi aslında..
bıraktığın gibi..
gülüşün aklımda 
ve ellerin
ve sözlerin
bazen içimi dağlayan, bazen de  derde derman olan sözlerin
işime gelmiyor hepsini tek tek yeniden kendime söylemek..
ayıklıyorum teker teker
üşüdüğümde,  dudaklarından dökülüveren sıcacık sevgi dolu sözlerini hatırlıyorum.
ve nefret çıktığında sahneye, ruhumu buz kesen   kelimelerini düşünüyorum..
doğrusu neydi?
senden başka kim bilebilir ki?
hoş artık  önemi de yok..
ne  sen yüreğime yerleşebildin
ne de ben seni bırakıp gidebildim..
bendesin ama benim değilsin..





DİĞER YARI (M)


Hep ruh ikizini arar ya insan..Peki diğer yarısını bulduğunu ne zaman anlar ?
Çok sevdiğinde mi ?...
Çok sevildiğinde mi ?....
Hayır, karşısındaki,  ayna olabildiğinde...
O'nda ve O'nunla kendisini keşfedebildiğinde...





14.03.2013

ÇALIŞAN KADIN / EVCİMEN ERKEK


Geleneksel Türk toplumunda  eşlerin yeri de, görevleri de bellidir. 
Erkek dışa dönüktür, evin geçimin sağlar,
Kadın evi çekip çevirir,  anne olduysa, çocuklarına bakar.
Nitekim  Kadir abimiz de " evimin kadını, çocuklarımın anası olacaksın üleynnn" diyerek  bu duruma  onay vermiştir.
Ancak gelin görün ki, hayat şartlarının değişmesi, kadının da eğitim seviyesinin yükselmesi, maddi sıkıntılar...vs. vs. vs.  neticesinde kadın da çalışma hayatına atılmıştır mecburen.. Ha buna karşı mıyım elbette değilim. Çalışmanın kadının bilinçlenmesi, özgüveninin gelişmesi  gibi olumlu etkilerini hepimiz biliyoruz. Benim  anlayamadığım, gerçekten kadın  ekonomik özgürlüğe sahip olmak için mi çalışıyor..  Kariyer yapma hırsı,  geçim şartlarının zorluğu.... nedeniyle çalışan yok mu ?
Her çalışan kadın , aldığı maaşı istediği gibi  tasarruf etme hakkına sahip mi ?
Kadın yorgun argın işten döndükten sonra  yemek, bulaşık işleriyle uğraşırken,  erkeğin dinlenmeye çekilmesi, " daha yemek hazır değil mi?"   şeklindeki mızmızlanmaları , yemek sonrası , varsa çocuklarla ilgilenilmesi, sorunlarının çözüme ulaşması  , eskide mi kaldı . Artık çalışma hayatında erkekle   omuz omuza olan kadın, evde  de eşiyle el ele  verip   evin düzeninin sağlanması konusunda yeteri kadar destek alıyor mu ?
Siz hiç şöyle bir konuşmayı  bırakın duymayı, olacağına ihtimal veriyor musunuz?
-İsmail oğlum, hadi dışarı çıkalım da, iki tur atar, sonra kafede maç seyrederiz...
  -Ne dışarı çıkması oluuuum, daha çamaşırlar  asılcak, çocukların odası toplancak..
-Boşver işleri, Sibel yok mu evde, O yapsın..
  -Ya Sibel'i bilmez misin, evi böyle dandini gördü mü evden kaçar...Kimbilir kimle nerde geziyordur ?
Benim erkeklerin rahatını bozmak gibi bir derdim yok.Tam tersine, kadının eş ve anne olma görevlerinin yanında,  değişen hayat şartları, gelişen sosyo- ekonomik yapı nedeniyle yeni yeni roller üstlenirken, erkeğin hala " evin direği" rolüyle  dar alana hapsedilmesinden duyduğum rahatsızlığı dile getirmeye çalışıyorum..Rica ederim, ajan- provokatör gözüyle bakmayınız.. Ben kesinlikle erkeğe, " evine doğru dürüst bak, bakamıyorsan da, nasıl eşin, evin geçimine yardımcı olup, senden rol çalıyorsa (!), sen de aynı şekilde O'nun sorumluluklarını biraz azaltmaya çalış. " demiyorum.. Hele ki kadına, " ekonomik özgürlük"   adı altında  zamanını, ruhunu, bedenini  var gücünle  harcıyorsun, toparlan ve kendine gel. Bunları yaparken,  azıcık kendini düşün de    sorumluluklarının bir kısmını eşine devret hiç demiyorum.
Bana ne milletin iç ilişkisinden..
Amerika mıyım ben...
Kimsenin  arı kovanına çomak sokmak gibi bi derdim yok..
İnanmıyor musunuz?
Bence de inanmayın...





13.03.2013

.......

İnsan hayatı, kimsenin arka bahçesindeki salıncağı değil.. Her canı istediğinde sallanıp, eğlenip, sıkılınca gidemez.. Giden  sakın ola ki geri dönmeye kalkmasın !





SANADIR MARUZATIM...

yanlış mı anladım..
doğru anladım da yanlış mı anlattım..
etliye sütlüye karışmadan kendi çapımda oyalanmalı mıydım..
herkes doğru düşünmek zorunda değil ki,,
yanlış olan benim düşüncelerim belki..
ama aslolan tartışarak doğruyu bulmak değil midir..
beyanımda ben çok saldırgandım, kim bilir..
şimdi bir soru var cevaplanması gereken
gelişen durumun benimle hiç ilgisi yok  da olabilir.
hiç istemeden sözlerimiz , insanları kırabilir..
ne olursa olsun,
susamıyorum..
bu demek değil ki üzülmüyorum..





12.03.2013

SANA KANMAM ARTIK..



Sen en büyük ihaneti bana değil, gözümden düşerken , kendine yaptın aslında..
artık sen gelince aklıma,
kalan izlerini tek tek sileceğim, akan gözyaşlarımda...
biliyorum,
kalbim yine kanayacak ,
ama  bir daha sana  asla kanmayacak..







BAHAR GELMİŞ...GÖZÜM GÖNLÜM AÇILDI

İZMİR ÇİÇEKLİ'DE BAHAR..:)






!944-1945 yılbaşı akşamı çekilen resim..





Atatürk'ün İzmir Belkahve'ye gelişinde çekilen bir resim..










Bu çiçeklere bayıldımmm..

















11.03.2013

ÖĞRETMENLERİN YÜZ KARASI !!!

Kadın olmak zordur..
Hele ki Türkiye 'de..
Buna rağmen keşke erkek olsaydım demedim hiç..
Ta ki bugüne kadar...
Haberleri seyrederken..
Yüzünü tam göremedim, çünkü iki büklümdü, bir öğretmen müsveddesi acımasızca tekme tokat dövüyordu....
İçim acıdı..
İlk kez erkek olmak istedim..Küfretmek için !!!
Hiç mi vicdanın yok be adam ?
16-17 yaşındaki  bir genci ( kaldı ki yaş kaç olursa olsun ) nasıl dövebilirsin?
Onca arkadaşının arasında yaşadığı travmayı nasıl aşacak o gencecik beyin..
İçine nasıl bir öfke tohumu saçtığının farkında mısın?
Ellerin, ayakların niye taş olmaz ki senin ?
İnsanlıktan bu kadar mı nasipsizsin ?
Senin gibi bir öğretmene nasıl evlat teslim edilir ki ?
Yok yok, ben bu devletin Milli Eğitimine deeee, Adalet Bakanlığına daaaa, ben böyle öğretmenlerin deeeeee
Sizin gibileri  sadece  Allah'a havale ediyorum, çünkü burada havale edilecek bir yer yok ...







100. TALİHLİ..

Aaaa takip eden sayısı 99...100. talihliye araba mı versem acaba :))





9.03.2013

AYRILIK VAKTİ..


Anladım ki vakit doldu..
Gözlerinde ayrılık bakışı var..
Sana sarılmadan,  dokunmadan
İzin ver son kez yanına uzanayım ...
Seyrederken seni  derin bir uykuya dalayım..
Sabah uyandığımda  ya hiç ayrılmamış ol yanımdan..
Ya da sana ait ne varsa , gitmeden hepsini  sil hafızamdan..







DENİZLİ / VALİ RECEP YAZICIOĞLU PARKI


Geçen hafta Denizli'ye gidince, sadece çay içme bahanesiyle uğramıştık bu parka..Denizlili olmama rağmen ilk kez gördüm  ve bayıldım. Hava güzeldi kış mevsimine göre..İnsanlar çoluk çocuk  hava almaya gelmişler. Bu güzelliği sizinle paylaşmak istedim ..






































8.03.2013

8 MART KADINLARI ANMA GÜNÜ

Daha dün gece , hem de Kadınlar  Gününe  saatler belki de dakikalar kala öldürüldü Gülcan.
Başka nerelerde ne canlar yandı bilinmez.
Hangi kadın şiddet gördü,
Kim hakarete uğradı,
Kim kaşık düşmanı görüldü,
Ya da erkek çocuk doğuramadığı için horlandı ,
 Hangi çocuk yaştaki kız zorla evlendirilip "kadın" oldu,
Ya da berdele kurban gitti,
Kaç kadının töre uğruna canına kast edildi,
Ya daha hayatının baharında  ölümü tercih edenler?
İşten yorgun argın gelip , eşinin "yemek hazır değil mi daha"  sızlanmalarının eşliğinde bir yandan masa hazırlayıp, bir yandan çocuklarıyla ilgilenen kadınlar da vardı...
İş yerinde sırf kadın olduğu için tacize uğrayan,  erkek tercih edildiği için , kademesi  daha fazla olmasına rağmen terfi edemeyen kadın da vardı....
Trafikte  kadın olduğu için sıkıştırılan, kaza tehlikesi atlatan da .....
Saçı uzun aklı kısa görenler de var kadını,
Kendisi her türlü ahlaksızlığı yapıp , namusu sadece kadına ait ve kadının  sorumluluğunda gören de...
Kadın erkekten, erkeğinden korkmadığında,
Efendilik taslamadan sahiplenildiğinde,
 Hak ettiği sevgiyi , değeri, mevkiyi , eğitimi aldığında,
İnsan olarak görülüp , insan gibi yaşamaya başladığında,
Hayatı kolaylaştıran ve yüklenen olarak değil , hayatı paylaşan olarak görülmeye başlandığında,
Erkeğin 3 adım gerisinde değil , yan yana , omuz omuza , el ele olmaya başladığında .....
İşte o zaman kutlayalım kadınlar gününü..
 Ben ne yazık ki kutlamaya değer bir gün görmüyorum.
Kadın ezilip horlandığı, şiddet gördüğü sürece de kutlayamam...
8 Mart Kadınları Anma Günüdür bugün......
Kadınların kutlamaya değer günlere kavuşması dileğiyle.....






7.03.2013

MÜMKÜN. OLSA ....

Bir sabun köpüğü
Sarsa etrafımı
Ama kuşatmasa sım sıkı
Biraz rahat bıraksa
Kendimle kalsam
Hatta kendimden de uzaklaşsam
Yalnızlık bile dışarıda kalsa
Bir dünya kursam
İçeriye kimseyi almasam
Bir sabun köpüğü
Sarsa etrafımı....





6.03.2013

MEĞER BEN ÖNYARGILIYMIŞIM ! ! !

Bir insanın en çok karşı çıktığı  ve asla tasvip etmediği bir durumun ortasında olduğunu görmesi kadar korkunç ne olabilir ki ?
Bu gün işte böyle hissettim ben.
Ne kadar önyargılı olduğumu gördüm.
Her hangi bir makamı dolduran insanın , o makamdan ayrı değerlendirilmesi gerektiğini öğrendim .
Bir insanın vasfının , kişiliğinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini öğrendim .
Bir diş doktoru da insan. Doktor olması dişlerinin  nasıl sağlam olmasını  gerektirmiyorsa, bir polisin de asayişin sağlanmasında en birincil görevli olması , onun da asayişi bozmayacağı anlamına gelmiyor .
Şefkat timsali annedir. Ancak bu anneler arasından dünyanın en gaddar insanının çıkmasına engel olmuyor.
Ve en önemlisi hakkı hukuku, iyiyi kötüyü , haramı helali biliyor dediğin insanın da çok kişiliksiz çıkabileceği gerçeği insanın ruh dünyasına tokat gibi çarpabiliyor .
Vasfı ne olursa olsun, insan dediğimiz varlığın zaafiyetleri olabiliyormuş .
Hiç umulmadık yerden falsoları da.
Aldanmamak lazımmış.
Kimseye taşıyamayacağı kadar doğruluk ve dürüslük yüklememek te.
Ve sonsuz güven, teslimiyet kendimize karşı bile doğru değilmiş ...
Ve ben önyargılıymışım.....








5.03.2013

ÖFKE AKLI BAŞTAN ALIR

Hepimiz kurbanı olmuşuz bir şeylerin.
Koca bir hayatı geçirmişiz, harcamışız  boş yere. 
Koca koca hedefler koyup önümüze,
Kendimizden geçmişiz, çalışıp didinmişiz delice...
Olduysa ne ala
Olmadıysa susup oturanlar  da olmuş
Ayağa kalkıp hamle yapanlar da...
Kaderine razı gelmiş kimi
Öfkeyi dost edinmiş öteki
Bilmezler mi ki öfke , duyana yüktür 
Öfke duyduğunun bundan haberi yoktur.
Akıl kenara çekilir
Kalbi bu necis duygular yönetir..
Hesaplaşmak kolaydır başkasıyla
Zira en büyük delil kendi elinle ettiğindir
Kaleminle yazdığın
Dilinle söylediğin...
Kendinle hesaplaşırken adil olamazsın asla
Ama iş yüzleşmeye gelince zararlı da çıkabilirsin unutma...
Kendini sorgulamak herkesin harcı değildir,
Hele ki hakkı teslim etmek enaniyete zor gelir...
Demem o ki
Öfkeyle kalkan zararla oturur
Öfke duymuyorum artık kimseye
Sevdiklerim de var, sevmediklerim de...
Doğruları söylemekse en büyük kaybım,
Kalanlar bana yeter, razıyım...









ÜŞÜTÜYOR İSTANBUL

İstanbul çok soğuk geldi bu defa. Hem içim üşüyor hem bedenim. Aramızda anlamsız bir soğukluk var. Sanki  eve saklandım, sokaklarında dolaşmak bile istemiyorum...

4.03.2013

BANA BİR ŞEYLER OLUYOR....

       Geçenlerde ( yaklaşık 1 hafta önce ) Dönence 'nin blogu bomboştu..Yazıları silinmişti..Merak ettim, mail atıp sorayım dedim.. Yorumlar mailime geldiği için oradan adresini buldum, yazdım gönderirken dikkatimi çekti, Meryem Can yazıyordu başta..Allah Allah dedim, niye bayan ismiyle mail aldı ki?...Neyse önemsemedim...
       Az önce de Kafka'ya Mektuplar bloguna baktım, uzun süredir yorum yapılamıyordu ve nete son zaman fazla giremediği için, Levent'in bunu bilinçli yaptığını düşünmüştüm, ama anladım ki bir hata olmuş ve kendisine yorum yaparak denemede bulunmuş... Ben de yazan yorum yapabiliyor, bakalım okuyan yapabiliyor mu deyip yorum gönderdim ama nafile....yine olmuyor. maille belirteyim bari dedim.. ( İşte burası Sezen Aksu'dan " ne inkar, ne itiraf  bu, yalnızca sitem" şarkısı eşliğinde okunacak ) Sağ olsun uzun süredir bana yorum yapmadığı ve adresi kayıtlı olmadığı için, yüzlerce silinmiş maili tarayarak  adresini buldum, yazdım ve gönderirken yine Meryem çıktı karşıma.. Eyvah dedim, yanlışlıkla  Dönence'ye gönderdim galiba... Baktım yanlışlık yok... mail Levent'e gitmiş.. Sonra   azıcık dikkatli baktım, Meryem Can benmişim :))) Ya insan elifgez06 diye bir maili neden Meryem adıyla alır? Bu Meryem kimdir, nerden akla gelmiştir...Hem insan mailin başında yazan adın kendi adı ( takma, çakma...) olduğunu nasıl bilmez.. Bu kadar teknoloji  özürlü, bu kadar mantıktan yoksun olur mu bir insan ? Çok güldüm çoookkk...
Benim durum vahim....




3.03.2013

.....

Söz uçar yazı kalır derler...
Unutmamak gerekir ki, konuşmak ta yürek ister !!!



ÇEKİRDEK AİLE Mİ GENİŞ AİLE Mİ?

Ne kadar zaman oldu böyle gülmeyeli...Kendimi iyi hissetmeyeli...
Çok keyifli bir akşamdı.. İlk başta biraz gergindim, çünkü nahoş  konular konuşmuştuk...Ama her şey Yılmaz Özdil'den bahsetmeye başladığımızda değişti.  Canım benim,  O'nun bazı  eski yazılarını kesmiş, hiç üşenmeden kalktı, tam karşımdaki kitaplıktan aradı buldu, tek tek okudu... Gelmiş geçmiş tüm milletvekillerinin soyadlarına göre sınıflandırma yaptığı bir  yazısıydı en çok güldüğümüz...Türklere  özgü ölüm şekilleri, sonra siyasiler... Ardından  görev yaptığı  yerlerdeki ilginç anılar...Akbaba adlı mizah deergisini 3 yıl bedavaya nasıl okuduğunu anlattı.. Dergiye belli aralıklarla fıkralar yazıp gönderir, ödül olarak da bedava abonelik kazanırmış :)  Zaten çok kitap okuduğunu biliyordum, can dostumdan sonra , hayatımdaki en mantıklı, en sıra dışı ikinci  insan  olduğunu da... Ama bu akşam bir kez daha hayran hayran baktım  yüzüne... Baktıkça da düşündüm... Yalnızlığımızın, mutsuzluğumuzun, iyi ve güzel şeylerden  hızla uzaklaşmamızın sebebi bu mu? Çekirdek ailede yetişmemiz mi ? Oysa  sevgili dayımla daha sık görüşebilseydik, amca, hala, teyze, nine, dede  hayatımızda daha çok yer alsaydı, bazı şeyleri  daha küçükken öğrenir miydik ? Şimdi insanların büyüklerine karşı bu saygısızlığı, vurdumduymazlığı, paylaşmayı bilmemesi, sanal alemde kendine arkadaş aramaya kalkması bu nedenle mi ? Eskiden geniş  ailelerde büyüyen çocuklar edebi öğrenirmiş büyüklerinden... Bir derdi olduğunda anlatabileceği, derdine derman olacak birileri olurmuş mutlaka etrafında.. Kuzenler, yeğenler  güle oynaya, bazen bağrışa çığrışa büyürmüş.. Kime nasıl davranacağını, nasıl gönül alınacağını , zor günlerde kenetlenmeyi öğrenerek..Oysa şimdi ufacık bir rüzgar , kanından canından olanları bile hiç umulmadık anda bir birinden uzaklara savurabiliyor..






2.03.2013

KÜÇÜK KÜÇÜK ÖFKELER BİRİKTİRDİM, VOLKAN OLUP PATLASIN DİYE....

Bayılıyorum 
kendisini mükemmel görenlere,
her şart ve durumdan haklı çıkanlara
iç muhasebe yapmak yerine,
sorumluluğu başkasına ya da başkalarına atanlara,
kendi hatalarına , yanlışlarına, ihmallerine kılıf bulanlara,
kendisini sorgulamak ,
hatası varsa kabullenmek,
gerektiğinde özür dilemek
 yaptığı hasarı telafi  etmektense yağ gibi üste çıkanlara,
Bayılıyorum...
oysa acziyetlerim var benim,
bir de baş edemediğim zaafiyetlerim..
hayır demekte zorlanmak mesela
kırılmasınlar diye susmak insanlar karşısında,
ve kendi kendimi tamir etmeye çalışmak gücensem de kırılsam da...
ama öyle bir grift  hal ki bu
çıkamıyorum bazen içinden
karışıyor akla kara
iyi midir uyumlu olmak
her türlü ahvale ayak uydurmak
yoksa kişiliksizlik midir adı
kişiliği oturmamış bir insan olmak mıdır karşıya yansıması
sen ne mesaj verirsen ver 
 bazıları istediğini anlar,
zanneder ki sen hazır ve nazır hep O'nun yanındasın..
her hareketini hoş karşılarsın
O zor durumdadır
çıkmazdadır
hezeyanlardadır
ama sen eğilip bükülmezsin hiç
yıkılmazsın
dağ gibi sağlamsın...
Hak görür kendinde 
kırıp dökmeyi
öfkelendiğinde ağzına geleni söylemeyi
canı istemediğinde seni görmezlikten gelmeyi
bedel ödemez çünkü yaptıkları sonucunda
sen hep karşısında duruyorsun ya !!!...
oysa insan eziyet edilmesine izin vermemeli şahsına
uyumda ifrat
 yok sayılmayı getirir ardı sıra..
vakur bir duruşu olmalı insanın
en güzeli kendine duyduğundur saygının
sen hiçe sayıyorsan onurunu
nerede görülmüştür onu başkasının koruduğu..
tepkinin en güzeli yerinde ve ölçüsünde olanıdır
dışa verilmeyen tepki içinde büyüyen bir volkandır
daha fazla tutamazsın 
patlamasına engel olamazsın..
Ve unutma
 eğer bir gün patlarsa, en çok da sen zararlı çıkarsın..