2.05.2013

SIĞACIK PAZARI

Eğer yanlış bilmiyorsam, Türkiye'nin ilk sessiz şehirlerinden olan Seferihisar'a bağlı, küçük, sevimli bir kasaba Sığacık.. Bir zamanlar Osmanlı Donanmasının, savaş dışında sığındığı bir liman.. Hala o dönemlere ait  kale surlarının içerisindeki sokakların arasında, dip dibe evlerin bahçesinde kurulan Sığacık Pazarı mutlaka gezilip görülmesi gereken bir yer..Belediye başkanı Tunç Soyer'in girişimi ve teşvikiyle  oluşturulan bu pazaryeri, hem kasaba halkı için önemli bir geçim kaynağı olmuş, hem de gerek İzmir, gerek çevre iller, hatta Yunan Adalarında yaşayanlar için gezilip görülebilecek, nefes alınabilecek   sevimli  bir yer haline gelmiştir.. Egenin portakal ve mandalina ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayan  Seferihisar, pazaryeri sayesinde iç turizm açısından da epeyce bir mesafe kat edeceğe benziyor..İzmire yaklaşık 45-50 km uzaklıkta..



Muhteşem ve bakir bir güzelliği var Sığacık'ın..Şehrin kalabalığından birazcık olsun uzaklaşmak isteyenler için, her gün gidip görülebilecek bir belde..






Pazar işte bu kale kalıntılarının arkasında kurulu.. Küçük ama sevimli bir yer..


Bu pazarda çok taze sebze ve meyvenin yanında, Egeye ait otları bulmak da  mümkün..Kaya koruğu, yemeğinin eşi benzeri olmayan şevket-i bostan, deniz börülcesi, turp otu...bu otlardan sadece bir kaçı..Tabi bu kadar da değil.. Kasaba halkının kendi elleriyle yapmış oldukları tarhana, salça, zeytin de pazarda bulabileceğiniz ürünlerden...


Küçük olmasına rağmen, ihtiyacı karşılayacak kapasiteye de sahip..


Küçük pazaryerinden sokak aralarına dalmak için geçilen  daracık yerde, kale içine girmek için bu merdiven de  hayalen,  tarihe yolculuk yaptıran etkiye sahip hala..

İşte bilmeyenler için pazaryerini zihinlerde canlandırabilecek karelerden biri.. Ben bu pazarı keşfedeli sanırım 2 sene oldu.. Her geldiğimde gördüğüm şey, kalabalığın gittikçe artması.. Ama sessiz şehir dedik ya.. Sizi rahatsız eden bir kalabalık değil bu... "Gel vatandş gel, batan geminin malları bunlar "  gibi  sözleri asla duyamazsınız.. Herkes sessiz sakin satar, pazarlar ürününü, el emeğini..


Hemen oracıkta, tercihinize göre gözleme yapılıyor..Gözünüzün önünde..


Öyle geniş bir yerde yapılmıyor tabi bunlar..Hemen bir duvar dibi, daracık sokak arasında...Ben müşteriyim deyip bir kenara çekilmek yok tabii. Yeni gelin gibi süzülmeyecek, tam tersine görücü gelmiş kız gibi, atak ve gözü açık olacaksınız.. Gerekirse yardıma koşacaksınız.. Masada bir şey mi eksik, biri gelse de istesem demek yok,   kalkıp, yan masadan isteyecek, imece usulü karnınızı doyuracaksınız :))


Ya da bu resimde görüldüğü gibi, evin küçücük bahçesine atılmış 3-5 masa yetiyor..profesyonel bir işletmecilik yok henüz..Hatta bence mümkünse hiç olmasın.. Çoluk çocuk, karı-koca yürütüyorlar işi.. Daha olmadı dayı kızı, amca oğlu  el uzatıyor.. Yaşı biraz hallice olanlar, hiç durmadan evin bir odasında ya da mutfağında sini böreği yapıyorlar.. Hızlı bi sirkülasyon söz konusu..
 
İşte fırından yeni gelmiş mis gibi börek.. Kıymalı, otlu peynirli, patatesli..Ve benim tercihim olan patlıcanlı börek :))



Tabi ki olaya  tacir gözüyle bakıp, ticari işletme haline gelmiş yerler de var ama benim tercihim, daha sıcak , samimi, doğal olan sokak araları veya bir evin bahçesi...


 Seçenekler börek ve gözleme ile sınırlı değil.. Çok çeşitli kurabiyeler, kekler  mevcut..

Temizliğe ve sunumun  güzelliğine dikkatinizi çekerim..

İşte beni bitiren manzara.Benim gibi tatlı delisi için bu pazar bulunmaz bir nimet :) Ev yapımı baklavalar, burmalar... 

İster alıp oracıkta yiyebilirsiniz, ister evinize götürebilirsiniz.. Yanında geçip gitmek insanlık suçu olur bence :))
 

Egenin insanı incedir, romantiktir, duygusaldır (!) Yani  olanları vardır mutlaka da abartmayalım... Neyse efendim, tezgah üstünde bu güzel çiçekleri, papatyaları görünce çekmeden edemedim..

 

Hep hamur işi mi var diyenler, tabi ki değil.. Mevsimine göre enginar dolması, yaprak sarması, kabak çiçeği dolması, pazı sarması,.....Enginarı çok severim, dolmasını  bir kaç denemişliğim vardır.. Ama pazarda görünce mutlaka alırım..

İşte bir tencere dolusu yaprak sarması.. Bir kaç yerden deneyip, en sonunda damak zevkinize göre olanını bulup,  oranın müdavimi oluyorsunuz..

İncir reçeli.. Bu pazardan hiç almadım, ama severim incir reçelini..

Genelde turunçgillerin reçelinden oluşan bu tezgahta zeytin, zeytinyağı, salça bulmak ta mümkün..

İşte bu ! İnsan bu güzelliği görmezden gelebilir mi ? Çeşit çeşit reçel ve marmelat özenle süslenmiş..


Karnımızı doyurduktan sonra, yeme- içme faslına ara verip el emeği, göz nuru olanlara  bakmanın sırası geldi sanırım.. Küçük sevimli  hediyelikler..



Aslında çok hoşuma gitmiş, dikkatimi çekmişti bu el yapımı ahşaplar.. Ama kendimi o kadar kaptırmışım ki fotoğraf çekmeye, ne fiyatını sordum, ne elime alıp baktım :((


Çok hoş ve orjinal takılar da vardı. Ama orjinalliğinin korunması için, resim çekmemden rahatsız olacaklarını anlayınca,  çekemedim tabi..

İşte görülmeye değer başka bir güzellik... Pazaryerinin ortasında farklı derneklere ait standlar da ilgimi çekti aslında, ama resim çekmeyi akıl edemedim..

Her defasında bakmaktan keyif aldığım bir ev.. Çok sevimli, sıcak...




Bu ev tam deniz kenarında.. Çok sıradışı buldum..


Dış duvarlar hiç üşenilmeden süslenmiş...


Şimdiye kadar evin duvarlarına bakmaktan, kafamı kaldırıp çatısına bakmayı akıl edememişim.. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım nerdeyse.. Küçücük hayvan figürleriyle hoş bir kompozisyon oluşturulmuş..


Veeeee en önemlisi, burası da halka açılmış :) Sanırım bir sonraki gidişimde mutlaka uğrak yerim olacaktır.. Bu defa tam pazar çıkışında gördüğüm için oturup bi çay bile içememiştim ..


İşte pazarı anlatan en güzel görüntülerden biri...


Çok sürmez, bu boş sokaklar da pazara dahil olur yakında...


"Hadi güzel bir poz ver, bak seni artiz yapacağım " dedim.. Ne olur ne olmaz, bloğuma bakarsa yalancı duruma düşmeyeyim :))
İzmir'de olup, henüz pazarı dolaşmayanlar büyük bir kayıpta diyorum... İzmir çevresinde olanlara da , mutlaka gelip görün, pişman olmayacaksınız... Çıkalım şu AVM lerden.. Nefes alalım azıcık, gözümüz gönlümüz açılsın..
Herşeyden önemlisi de, yiyelim, içelim, ekonomiye can verelim :))





8 yorum:

  1. güzel bir yere benziyor ama ağaç yok yahu.

    YanıtlaSil
  2. yahu kahve telvesi ozendim valla...
    kalmadı pek boyle yerlerden.
    patatesler bile bozuldu abicim.
    boyle pazar mı kaldı?

    bi eskileri yad edelim pazara gidelim dediydik...
    sanki aksama oğlanın sünnet düğününe gidecekmis gibi...
    sahneye çıkacakmıs gibi giyinmis kadınları gorünce biz yannıs yere geldik abicim dedimdi fi tarihinde.

    adı da sosyete pazarıymıs meğerse.

    pazar dediğin boyle olur.

    yannız ev pek sahaneymis yahu:))

    YanıtlaSil
  3. Cem, yeşillik bir yer aslında... Bir daha gittiğimde bol bol ağaç çekip, ekleyeyim :)

    Absalom, sabah sabah iyi güldürdün beni.. Ne işin var senin sosyete pazarında :) Sen bu pazara gel iyisi mi, karnın da gözün de doyar..
    Sorma yaa, o evde gözüm kaldı..Nedense evlerde hep gözüm kalıyor benim..

    YanıtlaSil
  4. Çok beğendim.
    Şimdi orada gözleme yemek istiyorum :))

    YanıtlaSil
  5. Şimdi olmaz belki ama, bu pazar neden olmasın :)

    YanıtlaSil
  6. Aydınlatıcı, özendirici, merak uyandırıcı harika bir çalışma olmuş.

    Emeğinize sağlık.

    YanıtlaSil
  7. Teşekkür ederim Necip Abdurrahmanoğlu..Pazarımıza bekleriz :)

    YanıtlaSil
  8. Ve ben Seferihisar resimlerini göremedim :( Güncellemeler mi noksan acaba? Çok zaman alıyor şu bilgisayarlar :)))

    YanıtlaSil