30.11.2012

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM....






Bu iş böyle gitmez..
benden sana söylemesi
çok iş açar bu savrukluk başına
yorar bu savrulmalar, bedenini de ruhunu da..
hemen toparlanma  vaktidir,
ne var ne yok doldurup bohçaya
yola çıkma vaktidir..
dikenliymiş, taşlıymış ne çıkar
sakın beynine üşüşen o endişelere aldırma..
rahat ol rahat.
ne yollar aşılmış, ne dağlar delinmiş.
yola nereden başlanmış, nerelere gelinmiş..
hadi davran
bunu da aşarsın sen
yeter ki kendine inan....
 

                                                        ben yola çıktım
                                              ya yolda bul beni
                                             ya yolun sonunda bulayım seni..





RANG DE BASANTİ


          Hint filmlerine karşı öteden beri süregelen ön yargım yakın geçmişte izlediğim  Ol İz Vel ( 3 İdiots ) ile kırılmıştı. Hatta öyle ki, bu film Spartaküs ve Esaretin Bedeli filmlerinden sonra beni en çok etkileyen ve en beğendiğim filmler arasında 3. sıraya yerleşmişti. 
          Rang De Basanti, hemen hemen aynı kadro ile çekilmiş , başrolünde Aamir Khan 'ın yer aldığı , yine güzel bir Hint filmi. Ancak Ol İz Vel' den farklı olarak, konu kişisel özgürlükten ziyade, bir milletin batı özentiliğinden çıkarak  tam anlamıyla bağımsızlaşmasını işlemiş. Bu kıvılcımı atan da, İngiliz Sömürgesi döneminde Hindistan'da görev yapan dedesinin izini süren ve bu konuda film çekmek isteyen İngiliz bir genç kız.
       Filmde arkadaşlık teması  yine çok güzel . Üstelik, farklı dinlerden olan gençlerin "kardeş" gibi bir birlerine kenetlendiklerini, inanç farklılığını hoşgörü ve sevgi ile çok güzel izale edebildiklerini gösteren film , aynı dinden olduğu halde, bir birlerinin görüşlerine tahammül edemeyen günümüz insanına  güzel bir ders veriyor.
       Filmin kahramanları ülkenin geçmişiyle yüzleşirken, kendilerinin de farkına varıyorlar.Bağımsızlık savaşı veren atalarının hayatlarını öğrenirken, kendi hayatlarına sahip çıkamadıklarını görüyorlar.Yolsuzluğun, rüşvetin diz boyu olduğu siyasi kirliliğe dur demek, milletin geleceğini daha aydınlık kılmak adına kendi geleceklerinden hatta hayatlarından vazgeçebilen bu gençlerin yer yer dram, yer yer mizah kokan  hikayeleri kesinlikle seyredilmeye değer.










MEVSİMLERDEN HAZAN ŞİMDİ


kuruyan yapraklar  misali
gönül ağacımdan
tek tek düşüyorlar 
beni üzen ve kıran insanlar..





BENİM MUCİZEMSİN...





unutma bir mucizesin sen
seni gören
seven 
fark eden
seni bilen için mucizesin
bakışını sevdim senin
duruşunu
en çok hoşuma giden de ellerin..
bazen iğnelemelerin
bazen ince latifelerin...
senin gidişlerini bile sevdim
geri gelişlerini sabırla bekledim
 hiç tükenmedi umudum
ben seni her yerde aradım
ama ansızın yüreğimde buldum..

             

                                                      sen hep bende kal,
                                               sen hep benimle kal..



29.11.2012

KIRGINIM...


Böyle değildim ben...
ne zaman, nasıl, neden değiştim bilmiyorum
ama değiştim
iyi mi kötü mü onu da bilmiyorum
ama artık zor gülüyorum
kolay  küsüyorum
çabuk kırılıyor
çok geç affediyorum
affedebilirsem....tamamen sildiklerim de var zira
ne yaparlarsa yapsınlar affetmeyeceklerim
özür dileme şansını bile vermeyeceklerim var...
kırılan yanlarım tamir olur mu onu da kestiremiyorum
zamanın ilaç olmayacağını biliyorum..
bir yanım var
hep sızlayan
hep kanayan
hep üşüyen
hep karanlıkta kalmış.....
bir yanım var
kimsenin görmediği
bilmediği
dokunmadığı
sezmediği....
işte tam o yanım
acıyor, canımı acıtıyor...




HAYAL DÜNYASI


başkalarını hayallerinize konuk edebilirsiniz, ama asla kahramanı yapmayın...
başkalarını hayallerinize ortak edebilirsiniz, ama asla onların üzerine inşaa etmeyin... 
hayallerinizle özgürleşin, ama asla hayallerinizin sizi esir almasına  izin vermeyin...



HADİ GİT, KENDİMİ AZAT EDİYORUM


Açtım bugün  gönül kafesimin kapılarını
hadi git
istediğin yere kanat çırp..






28.11.2012

BU SAVAŞTA GALİP YOK..


ikimiz de direniyoruz
sen bana,
    ben sensizliğe...



HATASIZ KUL OLMAZ





bir insan sizi üzüyorsa,
size karşı öfke duyuyorsa
düşünün
muhtemelen hatalarını hazmedemediğindendir
hazmedip özür dileyemediğindendir..
onlar için yenilgiden zaferle çıkmanın tek yolu  suçlamaktır
bunun için de insafsızca saldırmaktır
zannederler ki sizi suçladıklarında aklanacaklar
zannederler ki sizi dibe batırdıklarında kendilerini kurtaracaklar
kendilerinedir aslında öfkeleri
hata yapmış olmayı kabullenemezler
işte bunun için sizin heybenizi eşelerler
bundan sonra yaptıkları sizi karalamaktır
ellerindeki tek kozları "seninki benden kara"dır
en büyük erdemdir oysa , iyi ya da kötü,  bizim olanı sahiplenmek
ortada yanlışlık varsa düzeltmek
kimsenin  kimseyi  hakkı yok yargılamaya 
zaafından dolayı suçlamaya
insan isyandandır,
isyan kadar da nisyandandır.
ya arınacaksın
ya unutacaksın......




            Ağlamaktan korkma !
           Zihindeki ızdırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
                                                                           (Kızılderili atasözü)




                                     





ŞİMDİ NERDESİN


sen geldiğinde yoktun aslında..
ve gittiğinde hep buradaydın, yanımda..


27.11.2012

KURTUL KORKULARINDAN, YIK DUVARLARINI..



hayat size önce kendinizi  korumayı öğretir
korumak için savunmayı
savunmak için saklanmayı
ve daha çocukken başlarsınız saklanmaya
önce başkalarından
yavaş yavaş kendinizden..
zırh giyinirsiniz bedeninizden öte ruhunuzu sarıp sarmalayan
o kadar hoşunuza gider ki bu
ve o kadar zahmetsiz gelir ki hayatın debdebesinde
daha fazlasını istersiniz
daha saklayanını
daha koruyanını
duvarlar örmeye başlarsınız inceden inceye
küçük pencereler açarsınız 
ara sıra dışa dönmek için
dünyayı görmek için
siz herkesi görürsünüz
ya da gördüğünüzü zannedersiniz
ve bilirsiniz ki siz emniyettesiniz
ne yağmur ıslatır, ne güneş kavurur 
ne de rüzgarlar savurur
sonra korkulan olur
o duvarlarda siz de kaybolursunuz
kendinizden uzaklaşmış
kendinize yabancılaşmış
ve bedeniniz ruhunuzdan ayrılmış
"insan"sınızdır artık
 herkesin kendinden bile saklandığı bu dünyada salınırken
biri çıkıverir karşınıza aniden
gözlerinizden okur içinizi
söylediğiniz sözlerden giriverir iç dünyanıza
ve sizden daha iyi tanır sizi
önce hoşunuza gider, unuttuğunuz bu "sen" le yeniden tanışmak
ve sizi size tanıtana  hayranlık duymak
 elinizde olmadan kapılıp gidersiniz
ve gözler anlaşır konuşmadan, cümleler sessiz
tam teslim olmuşken bu gidişata
eski korkular geliverir aklınıza
hani sizin zırhınız, yıkıldı mı yoksa duvarlarınız
bakın işte sanki çırıl çıplak kaldınız
hemen sığınacak bir şeyler ararsınız
önce rehberinize kızar, ona öfke duyarsınız
onun kalbini her kırışınız
bir tuğla koymaktır  sanki , etrafınıza yeniden  ördüğünüz duvarınıza
ondan uzak durmak, tekrar bürünmektir zırhınıza
ve ondan giderken attığınız her adım
kendinizden  uzaklaşmaktır aslında
ve savurursunuz dağlardan aşağıya
hem  onu, hem kendi ruhunuzu
kolay gelir saklanmak
zannedersiniz ki bunun adı yaşamak
 tutsaklıktır oysa bu
hem beynin, hem ruhun   tutsaklığı
insanoğlu yenemedikçe korkaklığı
 yalnızlıktır alın yazısı....



HEP BÖYLE KAL...



öyle saf, öyle  içtendin  ki sen
 korktum  zamanla değişmenden..
istedim ki , ne kem gözler nazar etsin sana
ne de hoyrat eller dokunsun ruh dünyana..
kıyamadım
kendimden bile sakındım
ve ben seni çocukluğuma sakladım.

İLK İŞ GÜNÜM


     Yok yok heyecanlanmayın. İşe falan başlamadım ben. Sadece çok yakın bir arkadaşım " ofise gel de en azından manevi destek ol" diye beni çağırınca heyecanla  fırladım evden. Bu arada nüfusta ufak bir işim vardı.Önce onu halletmek istedim. Neyse ki 5 dakika anca sürdü işim. Arkadaşımın yanına gelir gelmez , telefonumu çıkarmak için çantamı sehpanın üzerinden geri aldım. Bir gariplik vardı. Niye hafif bu çanta derken, cüzdanımın içinde olmadığını fark ettim. Hemen bir koşu  hükümet konağına geri gittim. Neyse ki pazar yerinde annesini kaybetmiş  veletler gibi boynu bükük bir kenarda beni bekliyormuş cüzdanım. Derin bir oh çektim. Kaybolduğuna yanmam, işin yoksa kartları , kimlikleri yeniden çıkartmak için uğraş.
       Ofise geri geldim tabi hemen. Yolda vakit kaybetmeye gelmez. İş beni bekliyor :) Hadi diyorum, ne yapılacaksa yapalım bir  an önce. Arkadaş ağırdan alıyor. " Acelen ne, az soluklan, sohbet edelim"  havasında. Ve çok geçmeden günün ikinci şokunu yaşıyorum. Destek olmam için çağırdı derken, tutuşturuyor dosyayı elime" ister burada yaz, ister evinde" diyor. Çaresiz evime geri geliyorum. 
      Oysa ne kadar hevesliydim , iş ortamında şu bloga yazı yazmaya.. Ne çok özenirdim iş arası yazı yazanları ben. Ama olsun, demokrasilerde çareler tükenmez. masanın üzerine koydum dosyayı. Aslında üzerine koymak kelimesi hafif kalır, dağıttım resmen. Bir iki kitap ta attım ortaya   resmi tamamlasın diye. Al işte sana mis gibi home ofis :) 
        Bu kadar gevezelik yeter  patronum ( !) aramadan ben bir iki klavye tuşuna basayım...:)) Hadi bana kolay gelsin..

BENİM GÜNEŞİM SENSİN..

hani şimdi karanlık ya her yer
güneşin doğmasını beklemiyorum ben
seni düşünüyorum hemen 
güneşim doğuyor
dünyam aydınlanıyor
içim ısınıyor..

26.11.2012

BU SÖZLER KİME ? BELKİ SANA BELKİ KENDİME...


Ruhundaki açlık, bedenini doyurunca gider mi zannediyorsun
hala anlamadın mı, yara ruhunda ama sen bedenini merhemliyorsun...
istediğinden kaç
istediğin yere kaç
istediğin kadar kaç
nafile
yine döneceksin geriye
bu defa daha yılgın olacaksın üstelik
bir kez daha kendine yenik
zaaflarına, duygularına, açlığına yenik

Ağlayabiliyor musun..
öyle kuytu köşelerde değil
yanında yörende kim varsa gözlerine bakarak
bakışlarınla ondan medet umarak ağlayabiliyor musun?
küçük düşmekten
zayıf görünmekten
hakir görülmekten korkmadan
kendin gibi olabiliyor musun
eksik olan ne sende
ya da aradığın ne yok çevrende
ne istiyorsun da neyi bulamıyorsun
bulamadıkların için neyle avunuyorsun
nelerle, kimlerle oyalanıyorsun

Kendini tanımayan kazanabilir mi bu mücadeleyi...
" İç dışa, dış içe çevrilse..." demiş ya hani büyüklerden biri,
hazır mısın içini görmeye
içini dışa çevirmeye..
bu halinle bakabilir misin kendine,
düşün neler var ruhunun derinliklerinde..
uyumsuzluk mu
acılar mı yoksunluklar mı, yoksulluklar mı?
öfke mi, başkaldırı mı, düşmanca tavırlar mı?
kimi  yok edersen kazanmış olacaksın
kendini mi başkasını mı ?
neyin peşindesin
duygularının mı mantığının mı
kimi susturmak  daha zor
aklını mı vicdanını mı

Kaçmaktan vazgeç
hem kendinden hem herkesten
bırak bulsunlar seni
ya da gayret et bul kendini
bir daha bozmamak üzere, yeniden et yeminini
sevildiğin kadar sev ve göster sevgini
sevmek ne zayıflıktır, ne de acizliktir
sevince çoğalır insan, anla artık ey sevgili..
sevince huzur  bulursun,  sev ve  içinde mutluluk biriktir.



                                             ne senin kendinle kavgan bitecek...
                              ne de benim sana sözüm ...

ASLINDA BEN BEYAZ GÜL SEVERİM..


Yaşasın..
iki günlük ayrılıktan sonra evimdeyim.
hava güzel, güneş güzel, yaşamak güzel..
Ah bi de şu kedicik dışarı kaçmayaydı
kaçıp ta bitlenip gelmeyeydi iyiydi..
Ama hiç bir şey keyfimi kaçıramaz bugün...

24.11.2012

MİM / EN ABSÜRT MASAL


    Bir varmış, çok şey yokmuş.Ama çok şeyin olmadığı yerdeki bir, her şeye değermiş.Çünkü önemli olan yoklar değil, var olanlarmış..
     Hangi ülkede bilinmez , genç bir delikanlı yaşarmış.Ne beyaz atı varmış, ne de padişah babası.Bir evin bir oğluymuş. Babası gözünün içine  bakar, anası üstüne titrermiş.Kocaman mantardan evlerinde mutlu mesut yaşarlarmış.Yokluk içinde yaşamaktan gocunmazlarmış. Çünkü aralarındaki sevgi bağı sayesinde , diğer mantar evlerden daha ihtişamlı , daha parlak bir eve sahiplermiş.
    Evinden her çıkışında ormandaki tüm hayvanlar delikanlının peşine takılır, O'nun sözünden hiç çıkmazlarmış. Sadece hayvanlar değil, kremalı mantar köyündeki tüm kızlar da delikanlıya hayranmış. Bazıları  uzun saçlarını  tam O , evlerinin önünden geçerken mantar şapkasından aşağıya sarkıtır, yukarı çağırırlarmış. Bazıları da ellerindeki aynaya  "benden daha güzel kız var mı dünyada " sorusunu sorar, " yok, bu dünyadaki en güzel kız sensin " diye bağırmayan aynayı yere çalıp kırarlarmış. Gelinlik çağa gelmiş kızların tek ayakkabı ile dolaşması adetten olmuş. Her kız en güzel ayakkabısının tekini delikanlının evinin önüne bırakır,bir gün kendilerindeki diğer teki aramaya geleceği umuduyla kapıda, pencerede beklerlermiş. Delikanlı hiç birine itibar etmezmiş. Çünkü tek ayakkabıyla dolaşan kızların ağır aksak halleri hiç hoşuna gitmez, ceylan gibi seken bir kızın hayalini kurarmış..
        Kremalı mantar köyünün en akıllı , en güzel kızı ise, hemcinslerinin bu onursuz hallerine kızar, bu nedenle de üvey annesi ile hep karşı karşıya gelirmiş. Üvey anne, kızın sabahtan akşama kadar bilgisayar karşısında oturup, face deki kendisinden başka üyesi olmayan " dişiliğinizi değil, kişiliğinizi konuşturun" adlı grupta kimsenin okumadığı yazılar yazmasına sinir olurmuş. " Bu kız evlenip gitse de , bilgisayar bana kalsa, dördüncüyü bekleyen masalara oturup okey oynasam " dermiş.
      Bir gün yetenek sizsiniz yarışmasının bir bölümü  kremalı mantar köyünün en verimli çam ağacının kovuğunda yapılmış. Buraya  ismini vermek istemeyen seyirci olarak katılan üvey anne, hokus pokusçunun yeteneği karşısında hayran hayran bakınırken, gözleri yuvadan fırlamış, 4+4+4 yasası ile okula başlamışken, birden bir fikir gelmiş aklına. reklam arasında çekmiş hokus pokusçuyu yanına.Bir bir, bazen dayanamayıp üç üç anlatmış derdini. "Beni bu kızdan kurtar, ömür boyu omletinin mantarları benden " demiş. Obezite  hokus pokusçu bu cazip teklife ağzı sulanarak "tamam" demiş. Ama ne yapacağını bilememiş..Kızı bal kabağına mı döndürsem, cadılar bayramında içini oysunlar... Kurbağaya mı  döndürsem, tüm kızlar öpse de prens de prenses de olamasa acaba derken , bir zamanlar üzerinde çalıştığı ama henüz tamamlayamadığı büyüyü yapmaya karar vermiş.Sonuç sürpriz olacakmış. 
     Büyünün yapıldığı gün ayın öküz burcunda olduğunu unutmuş. Bu yüzden büyü eşek şakası gibi olmuş. Kremalı mantar köyünün en akıllı, en güzel kızı  evlerinin önünde akmaz kokmaz, hiç bir işe yaramaz ota dönmüş. Neyse ki tam o anda dünya da 3. cemrenin ekseninden geçmekteymiş.Bizim akmaz kokmaz, hiç  bir işe yaramaz ot olmuş mu nazlı bir gelincik. Yaprakları zümrüt yeşili, çenekleri yakut kırmızısı  bir gelincik...nazlı nazlı salınırmış da kimse görmezmiş..İçten içe bağırırmış da kimse duymazmış..
     Günler günleri kovalamış, ama hiç bir gün diğerini yakalayıp ebeleyememiş.İşte o koşuşup duran günlerden birinde delikanlı bir rüya görmüş. Rüyasında top sakallı , hayden cepten suratlı bir dede " ağla, ağla da biriktirdiğin gözyaşlarıyla gelincik kıza hayat ver" demiş..
     Sabah uyanır uyanmaz , rüyasını ileri sürüş uzmanı cabbar dümene  yorduran delikanlı, gelinciğin  "her genç erkeğin rüyası, köyün en güzel kızı" olduğunu öğrenir öğrenmez , başlamış ağlamaya. Önce yüksek yüksek tepelere şarkısıyla başlamış ağıdına, sonra Allah ne verdiyse devam etmiş çığırmaya.. 40 gün 40 gece ağlamış, göz yaşlarını toplamış bir cam fanusa..Güneş daha doğmadan, ortalık daha ışımadan , varmış gelincik kızın yanına,  gözyaşlarını dökmüş yapraklarına , hem de damla damla ..
      Yerden griye çalan kırmızımsı bir duman fışkırmış. Gelincik kız birden hayat bulup selvi boyuyla meydana çıkmış. Bir de bakmış ki karşısında civan gibi bir delikanlı..Delikanlı bakmış ki karşısında rüya gibi bir peri kızı..Aralarında oluşan elektiriği voltaja vursan ,dünyaya  kıyamet kopana kadar yetermiş.
      Diz çökmüş delikanlı
 " ey gönlümün sultanı
gel sen ol evimin kadını
hem çocuk yaparsın hem kariyer
evimizin tavanında olsun kartonpiyer.."
demiş.. Kız bakmış bu masalın biteceği yok, zaten bu masalı bu satıra kadar okuyan da yok, nazlanmamış, kısacıktan evet demiş..
       Onlar ermiş muradına, hadi herkes başlasın yorum yapmaya.....


 Not: Sevgili Pabuç, 734 takipçin arasından seçtiğin 5 kişiden biri  olmama sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim. Bu masal oldu mu onu da bilemedim. Ama elimden gelen bu :)  Masalı okuyup yorumlamayanları mimleyeceğim ona göre, okumayıp yorumlamayanların vay haline.... :))






23.11.2012

NE KADAR BENİMLEYSEN, O KADAR BENİMSİN..


Birden  ayağa kalktı, önce ne yapacağını bilmezmiş gibi duraksadı..Yatak odasına doğru adım atarken, vazgeçti, kapıya yöneldi. Figen'i şaşkın bakışlarla izleyen Selçuk, gideceğini anlayınca  engel olmak için  yanına geldi iki adımda, kolunda tuttu ve bağırdı ;
- Gecenin bu vakti nereye gidiyorsun?
Önce dişlerini sıktı Figen, sonra yumruklarını..Dişlerinin arasından belli belirsiz, fısıldar gibi , ama aynı zamanda gözlerinden ateş fışkırarak cevap verdi ;
- Beynimin ve ruhumun nerede olduğu ile ilgilenmediğin sürece, bedenimin nereye gittiğine karışamazsın !!
Şaşırdı Selçuk..Ne diyeceğini bilemedi, çünkü Figen'in ne demek istediğini  kestiremedi bir anda . Ne oluyordu bu kadına, bu isyankar tavırlar, bilmiş haller de neyin nesiydi. Ne derdi, ne eksiği vardı ki...
-Nereye gidersen git Allah aşkına, ama normale dön de gel.. dedi, bıkmış bir ifadeyle.
......
Camın önünde ayakta durup dışarıyı seyrediyordu Figen.. Ay ışığı ne kadar aydınlatabilirse dünyayı, o kadar aydınlıktı işte O'nun da dünyası. Hayal meyal seçiliyordu  herşey..Hiç bir şey net değildi..
-Tıpkı benim hayatım gibi...diye mırıldandı
Elindeki kahve tepsisiyle içeriye henüz girmiş olan Elif;
-Anlamadım canım, ne dedin ?
 Elif'e doğru döndü, sanki anlatsam anlayabilir mi acaba der gibi baktı.
-Benim hayatım da işte aynı dışarısı gibi Elif..Hiç bir şey net değil, kesin değil... Herşey flu.. Var gibi, yok gibi...Oysa ben belirsizlikten, itidalden nefret ederim bilirsin. İyisi de, kötüsü de  net olmalı. durgunluktan da nefret ediyorum.Öyle basit heyecan istiyorum serzenişleri değil bunlar. Ben inişli çıkışlı da olsa, her şeyi, her duyguyu zirvede yaşamak istiyorum. Yoksa dışa yansımayan bu med cezirler, ruhumu yoruyor anlamıyor musun..İçten içe bitiriyor beni..
-Gel hadi kahveni iç önce ..dedi Elif. İtina ile seçmeliydi kelimelerini. Kullanacağı yanlış bir ifade, Figen'in iç dünyasını kendisine de  kapamasına sebep olabilirdi.Önce yanıbaşına oturmuş, hatta çökmüş olan  Figen'in yüzüne baktı, elini tuttu...
-Canım, önce herşeyi baştan anlat bana.. Nedir seni bu kadar yoran ?
Figen  bu nasıl soru der gibi baktı. Şaşkınlık, öfke ...her şey karmakarışıktı gözlerinde..
-Sende mi Elif..Sende mi diğerleri gibi düşünüyorsun..Neyin eksik, ne derdin var mı diyorsun? İşinde gücünde, seni seven , seni aldatmayan, sana şiddet uygulamayan bir eşin var mı diyorsun ! Oysa ben her gün aldatılıyorum .Ve artık dayanamıyorum, nefes alamaz oldum !!
Duyduklarına inanamadı Elif..Selçuk gibi efendi, naif, sorumluluk sahibi, aydın bir insan mı yapıyordu bunları..Yok yok gözüyle görse inanmazdı.
-Ne yani, Selçuk'un hayatında biri mi var ?
Figen , Elif'in kendisini anlamadığını , aslında kimsenin anlamadığını biliyordu. Ama yine de içinde tutamayacaktı, birileriyle konuşmalıydı. Bu da Elif'ten başkası olamazdı..
-Elbette ki başka biri yok. Ama Selçuk'un hayatında ben de yokum Elif.. İşte beni aldatması da bu zaten. hayatındaymışım gibi yapıyor, ama asla beni iç dünyasına sokmuyor. Güya ben O'nun  hayat arkadaşıyım, ruhunun diğer yarısıyım.Buna rağmen  öyle bir an geliyor ki, bakışlarındaki soğukluk  ürkütüyor beni. Aramızda hızla örülüveren duvarları  gördükçe yalnızlaşıyorum. Kendisini bana kapattığı gibi, beni de görmüyor böyle zamanlarda..
-Nasıl yani, aynı evde iki yabancı gibi mi ?
-Hayır Elif..Keşke öyle olsa. Yabancı birini merak edersin, anlamaya çalışırsın, keşfetmek için uğraşırsın..Ama O düşman gibi davranıyor. Yani saldırı anlamında değil elbette, koruma anlamında .Bir açık verecekmiş gibi, zayıf noktalarını anlayacakmışım gibi, garip bir savunma hali içine giriyor..
-Hımmm, bu da araya mesafe sokuyor tabi.
-Oysa ben onun  ruhunu çırılçıplak görmek istiyorum .Biz arkadaş ya da dost değiliz ki Elif. madem ki bu hayatı beraber  omuzluyoruz, aramızda hiç bir sır , hiç bir sınır olmamalı diyorum.
-Ama Figenciğim,  her insanın kendisine ait bir özel alanı olmalı bence.. İnsan yeri geliyor, kendisine karşı bile dürüst olamıyor, bazı gerçekleri kendisine bile itiraf edemiyor..Karşısındakine karşı nasıl bu kadar açık olmasını isteyebilirsin, hatta bunun için suçlayabilirsin ki ?
-O zaman insanlar neden bir birinin hayatına bu kadar giriyor Elif?  Sana söyledim, ben ne yaşayacaksam, ne hissedeceksem sınırı olmamalı bunun.Benimle arasında gölgesi bile olmamalı. Yoksa ben iç dünyamı nasıl açabilirim O'na..Kendimi nasıl güvende hissederim. Benim beynimde, ruhumda neler olup bitiyor bilmeyen birinin, ben nasıl beynine  ruhuna girebilirim?.Kandırmaca bu, düpedüz aldatma.. Ben artık bu yapay, yüzeysel ilişkilere dayanamıyorum. Ben , beni yargılamayacağından  emin olursam  ruhumun hastalıklı hallerini açabilirim. Ben , benden uzaklaşmayacağını bilirsem hezeyanlarımı, korkularımı onunla paylaşabilirim. Benden saklandığı zamanlarında, sakladığı yanlarında neler olup bittiğini bilmezsem nasıl yapacağım bunu...
Bunları söylerken Figen'in sesi titremeye başlamıştı. Elif bunu farkedince, başını tutup kendisine çekti Figen'i saçlarından öptü..
-Hadi bakalım çay molası, dedi, bir yandan gülümserken ..
Figen'i yavaşça koltuğa bıraktı.Mutfağa gidip çaylarını koydu. İçeri gitmeye çekindi önce.. Haklı mıydı ? Yoksa bütün bunlar yersiz düşünceler, hatta şımarıklık mıydı... Elif'in de kafası karışmıştı.. Kaçış yoktu artık. Çay tepsisini eline alıp, salona yöneldi. Tam sehpa üzerine koymak üzereydi ki, Figen'in  başı koltukta, uyuya kaldığını fark etti.. Uzun uzun baktı arkadaşına.. Masum, yorgun, hüzünlü bir ifade vardı yüzünde..Belki haklıydı, ama O'nu haklı çıkarmak, kendi hayatını sorgulamasına neden olacaktı. Oysa Elif, O'nun kadar güçlü değildi. Kaldıramazdı, altından kalkamazdı..
-Geçer geçer, her insanın hayatında olur böyle boşluğa düşmeler..dedi fısıldayarak...Çayını yalnız içmeye başladı, düşüncelerini dağıtmaya çalışarak...




21.11.2012

SEVİYESİZLİĞİN SEVİYESİ YOKMUŞ...

beni dehşete düşüren sözlerin değildi
çünkü söylenenler unutulabilir ya da affedilebilirdi..
benim anlayamadığım
anlamlandıramadığım
konduramadığım
bu sözleri söyleyebilen o
basit
sorgusuz
sualsiz
yargısız
başı boş zihniyetindi...



20.11.2012

KEYİFLENMELİ DE NASIL ?



ne garip bir gün bu böyle.. hava kapalı, başımda müthiş bir ağırlık, beni zorlayan nefes darlığı, baharda olması gereken alerjik belirtiler.. vücut kimyam bile şaşmış..beynimin içinde binlerce cümle, ama  hiç birinin noktası, virgülü diğerine değmiyor. yani ikisi birbiriyle ilgili olsa, yazıp aha işte  konu bu diyeceğim ama nerdeeee..biri kalk gidelim diyor, diğeri otur oturduğun yerde..
keyifli bir şeyler yapmak lazım. dışarı çıkıp yerde sere serpe uzanmış bi su şişesi bulup tekme mi atsam acaba.. yok bu olmadı. adrenalin olmalı.. lunaparka gidip hani şu bakmaya korktuğum oyuncaklara mı binsem...insan tepetaklak oluyor ya işte o..aman bu yaşta kalbim de dayanmaz, geçelim..
hani bi söz vardı " herkes evinin önünü süpürse..." diye başlayan. belediye zaten yapıyor bunu.. "herkes evinin önünü boyasa..." diye değiştirsek? kaldırımları boyasak..renklerden,  şekillerden anlam çıkarsak...mesela bir evin önünden geçiyorsunuz.evin sahibi bir fincan kahve resmetmiş.. çal kapısını , iç kahveni.. bir başkası güneş, çiçek böcek çizmiş.. hımmm keyfi yerinde biri, gidip efkar dağıtmalı de, çal kapısını.. yemek resmi çizenler, karamsar şekiller koyup " iyi değilim, bana moral verin" diyenler.....öfkeden gözlerinde şimşek çakan bir resim varsa aman dikkat edin, taşkınlık yapmayın, kabak sizin başınıza patlayabilir..
ben ne çizerdim acaba... sanırım bugünkü resmim  horul horul  uyuyan biri olurdu.. sakın ses yapmayın.. kendi halime bırakın beni :))

19.11.2012

VAR GİBİ, YOK GİBİ....



aslında yoktu ama  sanki var gibiydi
hayalken bile benim gerçeğimdi...

18.11.2012

SEVGİYE SAYGI...


sen sevmeyi o kadar  güzel beceriyorsun ki
ama karşındaki insanlar 
bırak sevmeyi
sevilmeyi bile  öğrenememişler

17.11.2012

SENİ ASLA EBELEMEM...


hadi  seninle oyun oynayalım
gel
saklan kalbime
ve ben seni hiç bir zaman bulmayayım..

BENİM DİYEMEDİĞİM



büyüdün değil mi sen...
kocaman oldun..
hani  "gidiyorum artık" dediğin gün...
zafer senindi, terkeden sendin, giden,  dönmeyen..
ve hep beklenen
ve beyazlaştın, belki de hep beyazdın
bana griden başlayan, siyahımsı bir sürü ton bıraktın
rahat mısın...
sahi sen hiç ağlar mısın
ara sıra pişman olur, kendine kahreder misin
gözünü tavana dikip,
kendine sabit bir nokta belirleyip
bakar mısın  saatlerce
ne düşüneceğini bilemeden
ve korkar mısın aklına gelenlerden

sanmam
yoksa arkana bakmadan nasıl gidersin
hiç bir şey olmamış gibi
yabancı gibi...
sahi biz tanıştık mı seninle
ruhumun kıvrımlarını bilir misin sen
beynimin zayıf noktalarını..
nelere kızarım, nelere gülerim
en çok ne zaman kendime benzerim
nedendir sana tutsaklığım
her düşmemde, senin kapındır çaldığım..
ve açılmayacağını bilsem de nedendir   senden, sana ait olandan gidemeyişim
ekmeğin yanına sevgini katık etmem nedendir
susuzluğumu seni düşünerek gidermem ...
kendimden geçerim de, senden gidemem
bilmez misin ki ben bu sevdadan geçmedim, asla vazgeçemem

sanmam
yoksa arkana bakmadan nasıl gidersin
hiç bir şey olmamış gibi
yabancı gibi...
sahi sen tanıştın mı kendinle..
yüzleşir misin ara sıra ,
elin vicdanında
en magazin kokan soruları sorar mısın
ve her defasında ezber bozup  yeniden  cevaplar mısın
en güzeli, en iyiyi, en yakışanı bırakıp
sana ait olanı alır mısın
sahip olamadıkların kadar,
sahip çıkamadıkların da acıtır mı içini
kıymetini bilemediklerin
üstünü çizdiklerin.

sanmam
yoksa arkana bakmadan nasıl gidersin
hiç bir şey olmamış gibi
yabancı gibi.....
                                                                   

                                                          benim diyemediğim
                                                                         sevdiğim...
     






16.11.2012

AŞKIM DEPREŞTİ...



Aşk, Aşkın Gözyaşları, Aşk Ahlakı,  Suskunlar, Mavi Karanlık....
Ve daha niceleri..
Hepsi büyük bir şevkle başlayıp, bitiremeden bir kenara attığım kitaplar..Hele bir de Olasılıksız var ki, tam evlere şenlik.. İlk sayfasından itibaren  büyük bir şevkle okuduğum kitabı bitirmeye 25-30 sayfa kala ,  pat diye bırakmıştım...
Oysa böyle değildim ben...Başladığım bir işi mutlaka ama mutlaka bitirirdim. Hoşlanmasam da, anlamasam da , yarı uykulu, yarı uyanık  okurdum  her tür kitabı.
Bazen bir yazara dadanırdım. Mesela Doğu'nun Limanları ile başlayan Amin Maalouf  keşfim, diğer kitaplarıyla devam etmiş, hepsini bir solukta okumuştum.......
60 ihtilalini anlatan Bir Gün Tek Başına 'yı  okurken  her cümleyi, her olayı yüreğimin  en derininde hissettim. Ama aynı yazarın 80 ihtilalini anlatan Mavi Karanlık kitabı ne yazık ki aynı şekilde sürüklemedi beni..
Sebebini çok sorguladım. Neden bu uzaklık, geri duruş,  soğuk bakış...
Çözdüm..
Özledim ben
Hem de çok
O'nu
Yani Oruç'u
Yani Oruç Aruoba'yı
Bundan 11-12 sene önce tanımıştım O'nu..Kitabını elime ilk aldığımda,  çoğu cümlesi saçma ve zorlama gelmişti. Ama helezon misali  farkettirmeden  zamanla beni içine çekti.. Kana yayılan uyuşturucu gibi, önce  insanın başını döndüren, sonra  deli gibi kendine bağlayan tarzı  başka bir boyuta taşıdı sanki . O'nu okumak, kelimelerle dans etmeyi öğrenmek demek..O'nu okumak, herkesin dediğini anlamak, ama hiç kimse tarafından anlaşılamamak demek..O'nu anlamak, demek istediğini onlarca cümleyle anlatmak, ama birini bile karşındakine anlatamamak demek..O'nunla olmak, insanlardan  kopmak demek. Herkesin konuştuğu dili bilip,  kimsenin anlamadığı dilden konuşmak demek...
Kıskanç bir maşuk  gibi, aşık olanı  kendine bağlayan , herkesten  çekip koparan tarzını  anladığımda artık çok geçti..Hani, "nasılsın " sorusuna verilecek " iyidir, ne olsun, yuvarlanıyoruz işte..."   cevap kalıpları yerine, öyle sözler söyler olmuştum ki, karşımdaki bir tek şey dışında hiç bir şey anlamazdı. Anladığı tek şey ise " iyi olmadığım " dı...
Bir gün  tüm cesaretimi toplayıp, ne kadar kitabı varsa yok etmiştim. Evet evet yok etmiştim. Sanki başkasına verirsem bu lanet yeryüzüne yayılacaktı. Böylelikle kurtuldum / kurtulurum zannettim.. 
Ama aşk böyle bir şey demek ki... Kanınıza işledi mi,  bir gün döner dolaşır yakanıza yapışır yine... Demek ki, aşk  bir yerlerde pusuda bekler, en savunmasız anınızda çıkar karşınıza..Ben de böyle hissetim akşam  bir sohbetin ortasında..
 Birden aklıma düştü.. 
Özlediğimi farkettim...
Aşkım depreşti..
O'na koşmalıydım..
O'nunla olmalıydım..
O'nu okumalıydım..
Bu kadar ayrılık yeterdi..
Sanırım yeniden hemhal olma  vakti geldi...
Vakt_i visal....

               Kendi olarak , sana gelen
               Sana gereksinimi olmadan seni isteyen
               Sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
               Kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan
               O, işte......
                                                   Oruç Aruoba







PARADOKS



sen bana tutsaktın...ben özgürlüğe hasret...
sen bana azaptın...ben sana nimet...
kanadımı kırdım...
hayallerimi  gömdüm..
vazgeçtim benliğimden, kendimden
yaşarken öldüm
şimdi ben sana tutsak, sen "eski ben " e hasret....

14.11.2012

O BEN GİBİ, BEN O GİBİYİM...











      Bir kaç günlük grip !  hapsine  daha fazla dayanamayıp , kendimi dışarı attım ..Ohhhh işte hayat bu...Hava mis gibi, güneş alabildiğine cömert, deniz kıyısında  oturuyoruz. Manzara muhteşem...
         Seviyorum ben  bu şehri.. Hem de her halini, her mevsimini..
         Bu şehirde buluyorum kendimi..
     Kadına benzetiyorum, ne zaman ne yapacağı belli olmayan. Bazen çok durgun, bazen nerede nasıl davranacağını bilecek kadar olgun...Küstüğünde, kırıldığında suskun... İnsan bu şehirde kendini huzurlu ve dingin hissediyor... Emin ellerde gibi. Bilmediği sokaklar bile aşina gibi.
       En çok muzip bir çocuğa benzediğinde büyülüyor beni. İşte o zaman keyifleniyorum. Şımarık halleri beni  biraz daha kendine bağlıyor. Olmadık zamanda açan güneş, güneşli havada çiseleyen yağmur ve ardından  geliveren gökkuşağı..
      Gamsız  güzel bir kadın hallerine aldanmayın. Çok da hüzün vardır aslında derununda. Ama  aksettirmez öyle pek dışa.. İçinde yaşar hep  ne varsa.Denizin dalgaları vurduğunda kıyıya, anlayın ki artık tutamamıştır içindeki öfkeyi.. Ama zararı dokunmaz kimseye, eser yağar, kızar köpürür,  bir süre sonra hiç bir şey olmamışçasına kahkaha attığını duyarsınız..


   İzmir kadın gibi, kadın çocuk gibi, o çocuk tıpkı ben gibi...
  İzmir'de kadını, kadında çocuğu, çocukta kendimi gördüm bugün...





BELKİ DE...


gerçek aşkın mayasında anne şefkati vardır..
bu yüzden uzun ömürlü, hatta sonsuzdur
çünkü ancak anneler
günahıyla, sevabıyla,
karşılıksız ve affederek  defalarca
sevebilir....

12.11.2012

SEN GİDERKEN.....

http://img03.blogcu.com/images/l/e/y/leylilall/giderken_1255809892.jpg 
Yine bir pazar..
sıradan bir pazar..
ama güzel olmalı, farklı yaşanmalı
önce mükellef bir kahvaltı
sen peynir üzerine reçel damlat..
söz , dalga geçmek  yok
yüzün gülsün yeter ki.....
hani diyorum sinemaya mı gitsek...çok uzun zaman oldu birlikte film seyretmeyeli.
ya da istersen yürüyelim sahilde  elin elimde..
dur hemen söylenme...
bulurum, biraz fırsat ver, hoş geçecek bu gün yeter ki sen de iste..
gözün kapıda, hissediyorum..
çıkıp gitmek istiyorsun,
nefes almak,
yalnız kalmak
ve oraya buraya savrulmuş ruhunu toplamak istiyorsun..
kahve yapsam sana..
hani şöyle bol köpüklü, lokum da koysam yanına..
dereden tepeden konuşsak
sen gülsen, ben kızsam
yine eskisi gibi olsak...
sen anlattıkça ben heyecanlansam
dinledikçe sana daha da hayran olsam...
ve kıskansam seni tüm bildiklerinden
hiç ummadığın bir anda  , tam konuşmanın ortasında 
sımsıkı sarılsam boynuna...
yine hoşuna gider mi, güler misin kahkahayla...
ne çok severdim gülüşünü,,,
başkalarının dünyası güneş doğunca,
benim dünyam sen gülünce aydınlanırdı.....
bak işte yüzün asıldı..
yoksa canın mı sıkıldı..
ruhun daralıyor biliyorum
için içine sığmıyor
duvarlar üstüne geliyor..
sen etrafındaki duvarları yıktıkça,
aramızdaki mesafe büyüyor..
kaçıp kurtulmak istiyorsun
sevgim zincirlemiş seni bana, zincirlerini kırmak istiyorsun....
sevgili, sessizce git e mi ?
geri döneceğini zannedeyim
her zamanki gibi sor bana
"bir şey lazım mı sevdiceğim ?"
git...
ve ben severek gittiğini bileyim..
sakın çarpma arkandan kapıları
ama kapa, açık kalmasın
çığlıklarım kulağına ulaşmasın
alışırım
ağlasam da , sızlasam da alışırım
                 yokluğuna değil ama, gidişine alışırım
                 ben seni sensiz de yaşarım
                

11.11.2012

ARZU_HAL


Ey sevgili.....
öyle doldur ki yüreğimi
 o yürekte kimseye yer kalmasın
öyle sev ki beni..
ruhumun kimseye ihtiyacı olmasın....

9.11.2012

ARZ-I HAL & ARZU- HAL


Bana öyle bak ki,
Gözlerindeki alev, yüreğimin buzlarını eritsin....
Bana öyle dokun ki,
Ruhundaki sağanak,  duygularımı yeşertsin.....

7.11.2012

OLDUĞU KADAR, OLMADIĞI KADER...


kaç kez  düştün sen...
kaç kez pes ettin, havlu attın...
hani gecenin bir yarısı, alnındaki boncuk boncuk terle,
bir kabustan uyanmış gibi şaşkın,
korku dolu gözlerle kaç kez baktın etrafına...
tüm yollar çıkmaz sokak deyip, bir kenara çöküverdin kaç kez..
duyan yoksa, ne anlamı var çığlıkların deyip, kuyuya gömdün başını...
hatırlamıyorsun değil mi....
hatırlamazsın..
çabuk unutur insan işine gelmeyenleri bazen
hiç bir şeye aldırmayıp, hayata devam edişi de işte bu yüzden..
bu yüzden  eline konan uç uç böceğinden medet umması...
kapat gözlerini
sabah kızarmış ekmek kokusunu çeker gibi  içine çek hayatı..
bir yanı yanmış olsa da aldırma
gülü de güzel yapan dikeni değil mi zira..
cananı sever gibi sev
lütfu da hoş gelsin kahrı da..
YARIN, YAR ' İN OLSUN
sımsıcak karşıla onu
yüreğin umut dolu
çirkin olana aldırma
bir güzellik vardır mutlak ardında ...
olmadığında darılma,
sakın ola  isyana kaçma...
UMUT YOLDAŞIN OLSUN
                   
                     
                       







KELİMELERE SIĞMAYAN ANLAMLAR


Gereğinden fazla mı anlam yüklüyoruz kelimelere
susarken konuşmak varken hem de
hani sustum zannediyorsun ya sen
oysa sadece kelimelerimi sana yasakladım ben
hangi anlamı yüklendiysem 
hangi duyguyu giyindiysem 
farketmedi
siyah beyazdı bakışların...
hani ellerimi çektim zannediyorsun ya senden
oysa kendime sarıldım ben
beni koruyup kollamanı  isterken  herkesten, herşeyden
gün geldi kendimi sakındım senden
yüreğinde dinlenmek isterken ben,
yüreğimi yordun sen
seni affetmek, affa ihanet şimdi
ruhumun isyanını bastırmaksa kendimle çelişmek gibi
seninle kavgam çoktan bitti
güzel olan ne varsa  artık bizden gitti



5.11.2012

ZORDUR KENDİ KENDİNE YETMEK...


Hepimizi büyük bir gemiye bindirip,
açılıvermişler engin denizlere..
ve
kıyıdan epeyce uzaklaştığımızda, atıvermişler masmavi sulara..
bazılarımız iyi kulaç atmanın verdiği rahatlıkla
sakince yol almaya başlamış kıyıya doğru..
etraflarında olan bitene çok da fazla kulak kabartmadan..
yoruldukça sırt üstü yatıp dinlenerek devam etmiş  yolculuğuna
yüzmeyi bilmeyenler ise,
telaşla başlamışlar çırpınmaya 
bir yandan çığlık çığlığa bağırıp
bir yandan da batmamak için tutunacak birini aramışlar
gördüklerine saldırmışlar
iyi kötü demeden , her karşılarına çıkandan
medet ummuşlar.
bazen canları yanmış
"kurtarıcım" dedikleri daha da dibe batırmış...
kimi bata çıka öğrenmiş kendi kendine yetmeyi
kimi dalgalarla boğuşmayıp, pes ederek boylamış denizin dibini..
bazıları o kadar ustaymış ki yüzmekte
aynı zamanda dibe dalmayı da bilirlermiş
kimi zaman ustaca kulaç atarken görünürlermiş
bazen içleri elvermez, boğulana  yardım ederlermiş..
ne zaman ki batan kendilerini de sürüklüyor, hemen uzaklaşır, yardımdan vazgeçerlermiş
kimi zaman da ortadan kaybolurlarmış.
işte böyle zamanlarda gözleri, suyun büyüleyici dünyasını seyre dalarmış
rengarenk balık sürüleri, yosunlar, mercanlar...
farklı bir dünyaya bakarmış, herkese nasip olmayan..
işte böyledir yalnızlığımız..
kimi kabullenir telaşsız yaşar yalnızlığını
kimi ölüme denk tutar, paylaşmak ister başkalarıyla her anını...
ama en doğrusunu yapanlar onlardır ki,
yalnızlıklarında  kendi iç dünyalarına  dalarlar.
her yüzeye çıkışlarında doludur elleri
onlardır bunca güzel eserin sahibi
bazen renklerin ahengi büyüler gözlerimizi
kimi zaman kulağımızın pasını siler  bir neyin  sesi..
hatta  bir şiirde, bir kitapta kaybederiz kendimizi..
"bazı insanları yalnızlık tüketir ,
bazı insanlar  yalnızlığında üretir..."



4.11.2012

ISSIZ ADA..



 
Issız bir adaya düşersem,
yanımda olmasını istediğim 3 şeyden / kişiden biri değildin sen
ben ıssız bir adaydım
 ve sen bana düş istedim.......

3.11.2012

ÇOCUKLAR..


Çocuklarınıza gelecek hazırlamayın......çocuklarınızı geleceğe hazırlayın....